Temmuz 9, 2009
Cengiz Han’ın soyunun, Hz. Hüseyin’in oğlu Hz. Zeynel Abidin’e dayandığı ve bu sülaleye (Ehlibeyt Nesli) özel bir ilgi ve saygı gösterilmesi söz konusudur.
Cengizliler’in önemli özelliklerinden biri, bütün dinlere ve inançlara eşit ve hoşgörüyle bakmalarıydı. Bugünkü anlamda tam laik bir anlayışa sahiplerdi. Bunun yanında, eski çağlardan beri, Tek Tanrı inancını bütün motifleriyle muhafaza ediyor, bu inançlara bağlılık ve büyük hassasiyet gösteriyorlardı. Cengiz’in oğlu Ögeday (Oktay), savaşlarda insanları kılıçtan geçirdiği iddiasıyla, kendisini katillikle suçlayan Papa’ya, gönderdiği mektupta: “Ben adam öldüremem. Kimim ki? İnsanı ancak ALLAH öldürebilir” diyor, olayları Tanrı’nın takdiri olarak ifade ediyordu.
Timurlular bölümünde geniş şekliyle ele aldığımız bir konuda, konumuz açısından büyük bir önem taşır. Cengizliler hareketinin batıya yöneldiği zamanlarda, aralarında rivayet edilen Moğal ananesinde, Cengiz Han’ın soyunun, Hz. Hüseyin’in oğlu Hz. Zeynel Abidin’e dayandığı ve bu sülaleye (Ehlibeyt Nesli) özel bir ilgi ve saygı gösterilmesi söz konusudur.
Temmuz 6, 2009
Kerbela olayı (680) meydana geleli beri, 1327 yıldır tüm Şia-i Ali kolları, özellikle Aleviler, bitmek nedir bilmeyen, acısı dinmeyen bir yası sürdürmektedirler. Bu aynı zamanda inanç ve ibadetin de belirleyici bir öğesi ve ilkesi haline gelmiş. Her yılın Muharrem ayında 12 günden az olmamak üzere, yer yer 15 güne varan bir süre, yas tutulur. Hazret-i Hüseyin başta olmak üzere, Kerbelâ şehitlerine, Oniki İmamlar’a olan bağlılık duyguları daha da canlanır, belirtilen sürenin her anı şehitleri anmakla, onlarla ilgili bilgileri yinelemekle, kitap ve mersiyeler okumakla geçer.
Hazret-i Hüseyin, Kerbela şehitleri ve Oniki İmamlar’ı anmayan Alevi ve Şii şair ve düşünür yok gibidir. Doğrudan Kerbela faciasını konu alan mersiyelerin kimileri Muharremiye diye de adlandırılır. Dünyada, hakkında çeşitli dillerde en çok mersiye (ağıt) yazılan kişi, hiç kuşkusuz ki Hz. Hüseyin’dir. Şiir ve deyiş edebiyatımızın köşe taşlarından birini oluşturan “Düvazde İmam”larda O ve bütün İmamlar veciz bir şekilde anıla gelmiş ve Cem Ayını’nın vazgeçilmez kesitlerinden biri durumuna gelmiştir. Cem, Kerbela’da Ehl-i Beyt mazlumlarına yaşatılan susuzluğu, açlık ve eziyetleri, inanç ve doğruluk konusunda gösterilen kararlılığı ifade eden çeşitli motiflerle donatılmış, bu nedenle akıtılacak olan gözyaşları işlenecek sevabın kaynağı olarak kabul edilmiştir.
Hz. Hüseyin, askeri anlamda, Kerbela’da yenilmiş; ancak sergilediği tutum ve kararlılık, Emevi baskı ve hileleri sonucu sönmeye yüz tutan Hak-Muhammed-Ali yolunun şahlanışı bakımından da tarihte eşine az rastlanan bir büyük zaferin öncüsü, önderi ve kahramanı olmuştur. Bu sadece Aleviler için değil, başka mazlumlar için de ciddi bir örnek oluşturmuş, ezilenlerin cesaret ve iman kaynağı olmuştur.
Temmuz 6, 2009
Alevi ve Atatürkçü diye baskı görüyor
Hastanede yatan Özçelik’in sağlık durumunun iyi olduğu belirtildi.
DÜ’nün tek göğüs cerrahisi profesörü Özçelik, yaşadıkları nedeniyle kalp krizi geçirdi. Duruma eşi isyan etti:
DİYARBAKIR – Zorla dış göreve gönderilmek istenirken yaşadıkları nedeniyle kalp krizi geçiren Dicle Üniversitesi’nin (DÜ) tek göğüs cerrahisi profesörü olan Prof. Dr. Cemal Özçelik’in eşi uzman Dr. Zerrin Özçelik, eşinin üniversitede dinci kadrolaşmanın önünde engel olduğunu, Alevi ve Atatürkçü olmaları nedeniyle baskı gördüklerini açıkladı.
22 yıldır DÜ’de görev yapan Prof. Dr. Cemal Özçelik, yönetime gelen AKP’li Rektör Ayşegül Jale Saraç ve ekibi tarafından, YÖK Yasası’nın 41. maddesine dayanılarak, kendi isteği dışında Kars Kafkas Üniversitesi’nde dış göreve gönderilmek istendi. Özçelik, dış görevlendirmenin durdurulması için çeşitli çareler ararken Danıştay, üniversite yönetimlerine keyfi davranmanın yolunu açan 41. maddeyi iptal etti. Ancak Özçelik yaşadıklarının yarattığı baskı ve strese dayanamayarak geçen hafta kalp krizi geçirdi.
Temmuz 6, 2009
Dört Kapi Kirk Makam seklindeki Kamil (olgun) insan olma ilkelerini Hünkar Haci Bektas Veli’nin tespit ettigine inanilir.Haci Bektas “Kul Tanri’ya kirk makamda erer, ulasir, dost olur.” buyurmuslardir. Bu ilkeler asama asama insani olgunluga ulastirir. Bir baska yoruma göre ise seriat anadan dogmak, tarikat ikrar vermek, marifet nefsini bilmek, hakikat Hakki özünde bulmak yollaridir.
Dört Kapı şunlardır:
1.Seriat
2.Tarikat
3.Marifet
4.Hakikat
Her kapının on makamı vardır.
Seriat kapısının makamları:
1. Iman etmek,
2. Ilim ögrenmek,
3. Ibadet etmek,
4. Haramdan uzaklasmak,
5. Ailesine faydali olmak,
6. Cevreye zarar vermemek,
7. Peygamberin emirlerine uymak,
8. Sefkatli olmak,
9. Temiz olmak ve
10.Yaramaz islerden sakinmak.
Temmuz 6, 2009
Kelime anlamı ile semah ,Arapça kökenli ,,sema,, sözcüğünden ,gök gökyüzü, işitme, dinlenme
demektir. Müzik ve semah nefesleri (ilahiler) eşliğinde ilahi bir aşkla, coşkuyla dönülerek yapılan ve Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde Semah, Zaman,Pervaz, Mevlevilerde’de sema olarak ifade edilen Semah, Tasavvuf anlamıyla Hakk’a ve hakikata ulaşmayı simgeler.
Semah, Alevi-Bektaşi ayin ve törenlerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Oniki Hizmetlerden biri de Semah törenidir. Vahdet-i vücut (varlıkların birliği) ilkesine dayanan Alevi-Bektaşilikte semahın , insanı insanla ,insanı doğa ve Tanrı-yla birleştiren , bütünleştiren bir özelliği vardır. Semahlardeki hareketleri, dönüşleri (çark ve pervazları) İslam öncesi, insanla doğa ilişkilerine gezegenlerin güneşin etrafındaki dönüşüne benzetmek mümkündür.
Semah esnasında , sağ elin avuç içleriyle göğe ve sol elin yere doğru uzatlması ise, ‘’Hakk’tan alıp, halka verme’yi ‘’ simgeler.
Temmuz 6, 2009
Alevi-Bektaşiliği dinsizlik veya İslam dışı bir inanç olarak göstermeye çalışan kimseler tarafından yüzyıllar boyu mum söndü olayı istismar edilmek suretiyle Alevi-Bektaşiler karalanmaya ve aşağılanmaya çalışılmıştır.
Alevi-Bektaşilerde aile yaşamında olduğu gibi Cem törenlerinde de kadın-erkek bir aradadır. Kadın ve erkek Alevi-Bektaşi düşüncesine göre hayatin her alanında eşittir. Namus kavramı Alevi-Bektaşiler için çok büyük önem taşır. Zaten Alevi-Bektaşiliğin temel felsefesinde yer alan “Eline, diline, beline hâkim olmak” kavramı bunun en büyük kanıtıdır.
Cemde meydanın kutsallığını ve simgesel olarak canlılığın ve yaşamın kaynağı olduğunu göstermek üzere Kur’an-ı Kerim’de bulunan Nur Suresi’nin 35.ayetinde bulunan:
“Allah Teala göklerin ve yerin nurudur. Nurunun örneği, içinde güzel bir çerağ bulunan lamba gibidir. O çerağ ise bir kandil içindedir. O kandil ise sanki bir inci gibi yıldızdır. Doğusu ve batısı olmayan bir kutsal zeytin ağacından tutuşturulmaktadır. Onun yağı öyle bir yağ ki ateş dokunmasa bile etrafına ışık verir.” İfadesine dayanılarak “Çerağ uyandırılır” ve yine ayni simgesel gerekçelerle “Çerağ söndürülür” Çerağın sönmesi ayni zamanda Cem töreninin bitmesini simgeler.
Temmuz 4, 2009
Herkes biliyor ki şia arapça sözlük anlamında ‘Taraftar olma,takip etme’manasındadır.Bu kelime genellikle Ali ve EhliBeyti sevenler için kullanıldığı için zamanla sadece onları takip edenleri ifade eden ÖZEL BİR İSİM anlamına dönüşmüştür.Öyle ki günümüzde hangi İslam ülkesine gidilirse gidilsin;Hz.Ali ve çizgisine özel bir önem veren müslümanlar kendilerini ŞİA olarak ta tanıtırlar,adlandırırlar ve herkeste bunu böyle bilir.Ülkemizde ise bu kavram yerine ALEVİ kavramı daha çok kullanılmaktadır.Bunun temel sebebi ise Osmanlı belgelerinde Hz.Ali’nin soyundan gelenlere ALEVİ denilmesi ve zamanla da soyu ifade eden bu kelimenin Ali Taraftarlığını ifade edecek şekilde halk diline yerleşmesidir.Dikkat edilirse Hz.Ali’nin soyunu ifade eden SEYYİT kelimesi ile ALEVİ kelimesi anadoluda aynı anlama gelecek şekilde osmanlı secerelerinde kullanılmıştır.Zamanla da ALEVİ kelimesi Hz.Ali yanlısı,Taraftarı anlamına gelen ÖZEL BİR İSİM YA DA TANIMLAMA OLARAK HALK DİLİNE YERLEŞMİŞTİR.Yani anadoluda yaşayan ve Hz.Ali dostluğuna özel bir önem veren VE SÜNNİ OLMAYAN müslümanlar kendilerine Alevi demiş ve demektedirler.Anadolu dışında ise Hz.Ali dostluğu ŞİA,Şİİ olarak ifade edilmiş ve edilmektedir.O halde HER ALEVİ AYNI ZAMANDA Şİİ VEYA ŞİA’DIR DİYEBİLECEĞİMİZ GİBİ;HER Şİİ YADA ŞİA ‘DA ALEVİDİR DİYEBİLİRİZ.
