<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hz Ali &#187; aleviler</title>
	<atom:link href="http://www.hzali.net/tag/aleviler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hzali.net</link>
	<description>HzAli Hz Ali Hazreti Ali Hz. Ali</description>
	<lastBuildDate>Sun, 14 Feb 2010 10:34:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Bingöl&#039;ün İlk Cem Evi Yapılıyor.</title>
		<link>http://www.hzali.net/alevi-guncel-haber/bingolun-ilk-cem-evi-yapiliyor.html</link>
		<comments>http://www.hzali.net/alevi-guncel-haber/bingolun-ilk-cem-evi-yapiliyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2009 22:09:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[aleviler]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[bingöl]]></category>
		<category><![CDATA[bingöl alevileri yorumlar]]></category>
		<category><![CDATA[bingöl güzgüllü köyü videoları]]></category>
		<category><![CDATA[bingöl yedisu güzgüllü]]></category>
		<category><![CDATA[bingöl yedisu güzgüllü köyü]]></category>
		<category><![CDATA[bingöl yedisu ilçesinin videosu güzgüllü köyünün]]></category>
		<category><![CDATA[bingol.koy.videolari]]></category>
		<category><![CDATA[Cem evi]]></category>
		<category><![CDATA[cem evleri]]></category>
		<category><![CDATA[güzgüllü köyü]]></category>
		<category><![CDATA[güzgüllü köyü cemevi]]></category>
		<category><![CDATA[güzgüllü vıdyo]]></category>
		<category><![CDATA[madımak hiç yayınlanmamış görüntüler]]></category>
		<category><![CDATA[madımak katliamı muhsin yazıcıoğlu video]]></category>
		<category><![CDATA[madımak katliamı video hiç yayınlanmamış]]></category>
		<category><![CDATA[muhsin yazıcıoğlu madımak katliamı videosu]]></category>
		<category><![CDATA[sivasta hz ali toplantısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hzali.net/?p=162</guid>
		<description><![CDATA[Bingöl&#8217;ün Yedisu ilçesi nüfusuna kayıtlı olan ve Avrupa&#8217;da yaşayan vatandaşlar kendi aralarında topladıkları para ile köylerine Cem Evi ve Kültür Merkezi yaptırıyor. Bingöl&#8217;ün ilk Cem Evi ve Kültür Merkezi Yedisu ilçesi Güzgüllü köyünde yaptırılıyor. Güzgüllü köyü nüfusuna kayıtlı olan ve Avusturya&#8217;da ikamet eden vatandaşlar tarafından yaptırılan Cem Evi ve Kültür Merkezi inşaatının 2 ayda tamamlanmasının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img id="ncode_imageresizer_container_1" src="http://www.alevihaberajansi.com/images/stories/haber/bingol_cemevi.jpg" border="0" alt="" /></p>
<p><strong>Bingöl&#8217;ün Yedisu ilçesi nüfusuna kayıtlı olan ve Avrupa&#8217;da yaşayan vatandaşlar kendi aralarında topladıkları para ile köylerine Cem Evi ve Kültür Merkezi yaptırıyor.</p>
<p>Bingöl&#8217;ün ilk Cem Evi ve Kültür Merkezi Yedisu ilçesi Güzgüllü köyünde yaptırılıyor. Güzgüllü köyü nüfusuna kayıtlı olan ve Avusturya&#8217;da ikamet eden vatandaşlar tarafından yaptırılan Cem Evi ve Kültür Merkezi inşaatının 2 ayda tamamlanmasının hedeflendiği belirtildi. İnşaat çalışmaları 1 hafta önce başlatılan Cem Evi ve Kültür Merkezi&#8217;nin yaklaşık 150 bin liraya mal olacağı belirtildi.</p>
<p>Avrupa&#8217;da yaşayan Türk işçiler adına inşaat çalışmalarını yürüten Hüseyin Enes, köylerinde böyle bir ibadethaneye ihtiyaç olduğu için arkadaşları arasında para toplayarak bu inşaatı yapmaya karar verdiklerini söyledi. Enes, izinli olarak Avusturya&#8217;dan Yedisu ilçesine gelip inşaat çalışmalarını yürüttüğünü belirterek, &#8220;Köyümüzde böyle bir ibadethaneye ihtiyaç vardı. Avrupa&#8217;da yaşayan Güzgüllü köylüleri olarak bu inşaatı yaptırmaya karar verdik. Cem Evi ve Kültür Merkezi&#8217;mizin yaklaşık olarak 150 bin liraya mal olacağını tahmin ediyoruz. İnşaat çalışmalarının yaklaşık 2 ay sonra tamamlanacağını düşünüyoruz&#8221; dedi.</strong></p>
<p><strong><span id="more-162"></span></p>
<p>İstanbul&#8217;da ikamet eden Güzgüllü köyü vatandaşlarından Metin Kaya ise çalışmalara yardımcı olmak için köye geldiklerini söyledi. Metin Kaya, &#8220;Bunu sadece Cem Evi olarak değil aynı zamanda kültür merkezi olarak da inşa ediyoruz. Bingöl&#8217;de ilk defa böyle bir hizmet verilecektir&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>Cem Evi ve Kültür Merkezi inşaatına köylülerin de destek verdiği bildirildi.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hzali.net/alevi-guncel-haber/bingolun-ilk-cem-evi-yapiliyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz.Ali&#039;den Öz Deyişler(*)</title>
		<link>http://www.hzali.net/hz-ali/hz-aliden-oz-deyisler.html</link>
		<comments>http://www.hzali.net/hz-ali/hz-aliden-oz-deyisler.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Jul 2009 12:24:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz Ali]]></category>
		<category><![CDATA[aleviler]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[HZ.Ali\'nin özdeyişleri]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[özdeyişler]]></category>
		<category><![CDATA[sünnet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hzali.net/?p=150</guid>
		<description><![CDATA[1. Acelenin meyvesi yanlışlıktır. 2. Aç kalmak, alçalmaktan hayırlıdır. 3. Açık kalpli, mert düşman, içinden pazarlıklı dosttan iyidir. 4. Adalet için en büyük talihsizlik, devleti idare edenin zalimliğidir. 5. Adalet, halkın dirliği ve düzeni, idarecilerin ise süsü ve güzelliğidir. 6. Adalet ve eşitliği gözetme, siyasetlerin en iyisidir. 7. Adil ol, kudretin sürekli olsun. 8. Adilane davranış siyasetlerin (yönetimlerin) en iyisidir. 9. Affedilmeyecek günah, insanların [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: x-small; font-family: verdana,geneva;">1. Acelenin meyvesi yanlışlıktır.<br />
2. Aç kalmak, alçalmaktan hayırlıdır.<br />
3. Açık kalpli, mert düşman, içinden pazarlıklı dosttan iyidir.<br />
4. Adalet için en büyük talihsizlik, devleti idare edenin zalimliğidir.<br />
5. Adalet, halkın dirliği ve düzeni, idarecilerin ise süsü ve güzelliğidir.<br />
6. Adalet ve eşitliği gözetme, siyasetlerin en iyisidir.<br />
7. Adil ol, kudretin sürekli olsun.<br />
8. Adilane davranış siyasetlerin (yönetimlerin) en iyisidir.<br />
9. Affedilmeyecek günah, insanların bir birlerine olan zulmüdür.<br />
10. Affetmekten utanmayın. Cezalandırmada acele etmeyin. Emriniz altında bulunanların hataları karşısında hemen öfkelenip kendinizi kaybetmeyiniz.<br />
11. Ahdini bozmak Allah’ı ve halkı gazaplandırır.<br />
12. Ahmak, her lafın başında yemin eder.<br />
13. Akıl, gurbette yakın bulmaktır; ahmaklık vatanda gurbete düşmektir.<br />
14. Akıl gibi mal, iyi huy gibi dost, edep gibi miras, ilim gibi şeref olmaz.<br />
15. Akıl gibi zenginlik cehalet gibi yoksulluk yoktur. Edebe uymak bir kazanç, danışmak bir güçtür.<br />
16. Akıllı bir insan fakir olabilir. Fakat o hiç kimsenin sadakasına muhtaç değildir.<br />
17. Akıllı kişi, tecrübelerden ibret alan kimsedir.<br />
18. Akıllı olan kemal, cahil olan mal ister.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small; font-family: verdana,geneva;"><span id="more-150"></span></span></p>
<p><span style="font-size: x-small; font-family: verdana,geneva;">19. Akıllı, düşmanınsa bile danış, bilgisiz dostun fikrini geç.<br />
20. Akıllı insan edeple öğüt alır. Dayaktan başka bir şeyle terbiye edilemiyenler hayvanlardır.<br />
21. Akıllı, insanların en mutlusudur.<br />
22. Akıllının dili kalbindedir, ahmağın dili ise ağzındadır.<br />
23. Akıllının tahmini, cahilin kesin bilmesinden daha doğrudur.<br />
24. Akıllı insanlar az konuşur. Çok söyleyenler, yalnız ahmaktırlar.<br />
25. Akil kişi, kemâl taleb eder.<br />
26. Akraba düşmanlığı, akrep sokmasından beterdir.<br />
27. Alçak gönüllülük, ilimin meyvesidir.<br />
28. Alçak gönüllülük, en büyük şereftir.<br />
29. Aleyhine kesin delil olmayan kişiyi mazur tutun; o kişi benim.<br />
30. Alışkanlık, insana musallat olur ve onu kontrolu altına alır.<br />
31. Alışkanlık insanın ikinci tabiatı gibidir.<br />
32. Amellerin en zoru üçtür. Bunlar; nefsin hakkını verebilmek, her halde Allah’u Teâlâ’yı hatırlayabilmek, kardeşine bol bol ikramda bulunabilmektir.<br />
33. Amelsiz sevâb dileyen, yaysız ok atmaya kalkan kişiye benzer.<br />
34. Aptallığın en büyüğü medh ve zemde ifrada kaçmaktır.<br />
35. Allah dostları o kişilerdir ki, insanlar dünyanın görünüşüne baktıkları zaman, onlar dünyanın iç yüzünü görürler.<br />
36. Allah katında insanların en kötüsü, hayatında midesini ve şehvet güdüsünü doyurmaktan başka hedefi olmayan kismedir.<br />
37. Allah seni özgür yaratmışken, başkasının kölesi olma.<br />
38. Allah’ın hışmından kurtulmuş olan, bir tek zâlim yoktur.<br />
39. Allah’ü Teâlâya yemin ederim ki, beni yalnız mü’min sever ve bana yalnız münafık buğzeder.<br />
40. Arkadaşın hayırlısı, sana doğru yolda iyi delil olandır.<br />
41. Asıl yetimler, anadan ve babadan yoksun olanlar değil, akıldan yoksun olanlardır.<br />
42. Aslını inkar eden haramzadedir.<br />
43. Aş verirsen doyur.<br />
44. Aşağılık insanlarla yakınlaşmaktan kaçın, onlar ki yapmacık sevgilerini gösterip içlerinde kötülüğü sakladılar. Onları hoşnut tuttuğun sürece sana sevgi duyarlar verili olmaktan geri kalırsan sana zehirlerini akıtırlar.<br />
45. Aşırılık gösterme sevgide. Çünkü insan ne zaman o sevgiden hoşnut kalmayacağınızı bilemez. Hoşnutsuzluk duyar da insana nefret duyarsan, nefretinde de aşırılık olmasın. Nefretinden ne zaman döneceğini bilemezsin.<br />
46. Atamalarda araştırma yapmayı ihmal etmeyiniz.<br />
47. Ayıbın en büyüğü, ona benzer bir ayıp sende de varken, başkasını ayıplamandır. 48. Ayılması çok güc olan zenginlik sarhoşluğunda Allah”a sığınınız.<br />
49. Aynı Anadan babadan doğanlar, senin miras kardeşlerin, uzak yerlerden gelen, huyu suyu sana benziyenler ise senin öz kardeşlerin sayılırlar.<br />
50. Az ilmi olup da onunla amel eden, çok ilmi olup da amel etmeyenden hayırlıdır.<br />
51. Az ibadet edip çok çalışmak, çok ibadet edip az çalışmaktan üstündür.<br />
52. Az yemek yemek sağlıktır.<br />
53. Azarlamada aşırılık inat ateşini alevlendirir.<br />
54. Azim ve sebat, insanların en büyük yardımcısıdır.<br />
55. Azgınlığın sonu ya rezil veyahut yok olmaktır.<br />
56. Azla yetinen kimse zengindir.<br />
57. Babana saygılı ol ki, oğlun da sana saygılı olsun.<br />
58. Babana riyet edersen, sende oğlundan hürmet ve riayet bekleyebilirsin.<br />
59. Bağışlamak, büyüklüğün şanındandır.<br />
60. Bâtıla yardım eden, Hak’ka zûlmeder.<br />
61. Başa kakmak suretiyle iyiliğini boşa giderme.<br />
62. Başkalarına kulluk etme; Allah seni hür yaratmıştır.<br />
63. Başkalarını çekiştireni, ister Hakk üzere olsun, ister batıl yalanlayınız.<br />
64. Başkalarını ıslah etmek istiyor isen önce kendini ıslah etmelisin. Kendin fasid olduğun halde başkalarını ıslah etmeye kalkışman en büyük ayıplardandır.<br />
65. Başkalarının felaketinden hisse kapanlar, geçmiş musîbetlerden ders alanlar, cidden bahtiyar insanlardır.<br />
66. Başkalarının iyi hareketlerini takdire çalışınız. Derhal dostlarınızın çoğaldığını göreceksiniz.<br />
67. Başkasında gördüğün fena bir huyu hemen nefsinde ara ve ondan kaçın.<br />
68. Beceremeyeceğin bir iş için söz verme.<br />
69. Ben Cehennem’in taksimcisiyim, Kıyamet Günü’nde Cehennem’e bu senin, bu da benim diyeceğim.<br />
70. Ben konuşan Kur’anım.<br />
71. Ben mü’minlerin emîriyim; onların en yoksulunun geçindiği gibi geçinmek zorundayım.<br />
72. Benim 3 türlü Dostum vardır. Benim Dostlarım, Dostlarımın Dostları ve Düşmanlarımın düşmanı.<br />
73. Benim izzet ve ikramım yemin ederim ki atalardan mirastır ve onlar benden önceliklidir.<br />
74. Bencillik kimde olursa, helak olur.<br />
75. Bedenin orucu, irâde ve ihtiyarla azaptan korkup sevâba girmeyi, ecre nâil olmayı dileyerek yemekten kesilmektir. Nefsin orucu, 5 duyuyu öbür suçlardan çekmek, kalbi de bütün şer sebeplerinden ayırmaktır. Kalbin orucu, dil orucundan; dilin orucu, karnın orucundan hayırlıdır.<br />
76. Bırak bu içindeki ikililiği atıl ateşe, sönmeye yüz tutsa da onu alevlendir.<br />
77. Bildiği halde susmak, bilmediği halde konuşmak kadar çirkindir.<br />
78. Bilge insan çalışmasına, bilgisiz de boş hayallerine güvenir.<br />
79. Bilgi gibi hazine olamaz.<br />
80. Bilgi, tükenmeyen bir hazinedir; akıl eskimeyen, yıpranmayan bir elbisedir.<br />
81. Bilgin bir söz ehli olamıyorsan, hiç olmazsa dikkatli bir dinleyici ol.<br />
82. Bilgin kişinin rütbesi rütbelerin en üstünüdür.<br />
83. Bilgin ölü olsa bile diridir. Cahil ise diri olsa bile ölüdür.<br />
84. Bilgin ölse de yaşar; cahil ise yaşarken de ölüdür.<br />
85. Bilginlerin toplantısı mutluluk getirir.<br />
86. Bilgisiz, bilmediğini sormaktan utanmasın. Alim, içinden çıkamayacağı bir meselede en iyisini Allah’u Teâlâ bilir’ demekten sakınmasın.<br />
87. Bilgisiz kişiyi bir işte, bir düşüncede ya pek ileri gitmiş görürsün, ya da pek geri kalmış.<br />
88. Bilgiyi ehli olmayana veren, o bilgiye zulmetmiştir.<br />
89. Bilgiyle dirilen ölmez.<br />
90. Bilmediğiniz sözü söylemeyin, çünkü gerçeğin çoğu, inkâr ettiğiniz şeylerdir.<br />
91. Bilmediğin şey hakkında konuşmayı ve üzerine düşmediği halde söz söylemeyi terk et.<br />
92. Bilmiyorum demeyi bırakan kişi, öleceği yerden yaralanır, gider.<br />
93. Bin defa mazlum olsan da bir defa zalim olma.<br />
94. Bin kere mazlum olmak, bir kere zalim olmaktan iyidir.<br />
95. Bin kapıdan, yüz bin kaleden içeri girebilirsin de küçücük bir gönülden içeri giremezsin.<br />
96. Babanın, çocuğu için bıraktığı en iyi miras onu güzel edeble yetiştirmesidir.<br />
97. Bir devletin başı, sahip olduğu iktidardan; bilgin, ilimden; iyilik sever, yaptığı iyiliklerden; ihtiyar da yaşından ötürü saygı görür.<br />
98. Bir devletin çökmesi şu dört sebebe bakar: Esas prensiplerinden ayrılma, ikinci planda olan şeylere önem verme, aşağılık kimselerin ön safa geçmesi ve erdemli kişilerin arka plana atılması.<br />
99. Bir gerceği savunurken, ona önce kendimiz inanmalıyız sonrada başkalarını inandirmaya çalışmalıyız.<br />
100. Bir hikmet ve hakikatı bulmak, müminler için büyük bir ganimettir.<br />
101. Bir insana başkaları yanında verilen öğüt, öğüt değil, hakarettir.<br />
102. Bir insanda güzel bir huy varsa o huya benzer başka huylarını da bekleyin.<br />
103. Bir işi yapmadan önce tedbir almak, insanı pişmanlıktan kurtarır.<br />
104. Bir sanat eserini yıkmak, cinayetlerin en büyüğüdür.<br />
105. Bir hakikatı müdafaa ederken, ona evvelâ kendimiz inanmalıyız. Sonra da, başkalarını inandırmaya çalışmalıyız.<br />
106. Bir hata işlediğiniz vakit, onu itiraftan çekinmeyiniz. Eğer böyle yaparsanız, o hatayı görmüş olanların, aleyhinize verecekleri hükmün önüne geçersiniz.<br />
107. Birisini övmede aşırı gitmeyin ve abartmayın.<br />
108. Bir kişiyi lâyığından fazla övmek riyâdır, dalkavukluktur; lâyığından az övmek ise ya dilsizlikten ileri gelir, ya hasedden.<br />
109. Biri sana sırtını çevirirse üzülme, böylece dostunla düşmanını ayırt etmiş olursun.<br />
110. Birinin aleyhinde söylenen sözü dinleyen, o sözü söyleyen gibidir.<br />
111. Birbirine aykırı olarak çağrılan iki yoldan biri mutlaka yanlıştır.<br />
112. Birisinin suçunu bağışladıktan sonra pişman olma, Cezalandırdığın zamanda sevinme.<br />
113. Borçların çokluğu, doğru adamı yalancı, şerefli adamı da yemininden dönek yapar.<br />
114. Boş vakitlerini okumakla değerlendiren kimse, fikir rahatlığını kaybetmez.<br />
115. Bütün insanlar Allahın kuludur. Lakin hiç bir kimse, diğer bir kimsenen kulu değildir.<br />
116. Bütün varımızı sunarız sadece, ekmek ve sirke olsa da.<br />
117. Büyük günahların kefareti, zulme düşünlere yardım etmek, acze düşünleri ferahlandırmaktır.<br />
118. Büyüklere karşı saygılı olun ki çocuklar da size karşı saygılı olsunlar.<br />
119. Cahil dosttan ziyade akıllı düşmanına güven.<br />
120. Cahil ile sakın Latife (şaka) etme. Dili zehirli olduğundan gönlünü yaralar.<br />
121. Cahil, ne kendi eksiğini görür, ne de öğütlere kulak asar.<br />
122. Cahilden uzak kalmak, akıllıya yaklaşmakla eşittir.<br />
123. Cahiller çoğalınca bilginler garip olurlar.<br />
124. Can gözü kör olunca, gözle görüşün bir yararı yoktur.<br />
125. Cehaleti ilimle geri çevirin.<br />
126. Cehalet ve gaflet alimin kalbinde olmaz. Fakat alimler, zengin cahillerin karşısında, ancak ilim sayesinde yükselirler.<br />
127. Cenabı Hak, Kibir edenleri bayağı ve aşağılık kılar.<br />
128. Cimri zengin, cömert yoksuldan daha yoksuldur.<br />
129. Cimri, her zaman aşağılıktır, kıskanç olan her zaman işkencededir.<br />
130. Cimrinin dostu bulunmaz.<br />
131.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hzali.net/hz-ali/hz-aliden-oz-deyisler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlıların Alevilerle İlgili Fermanları</title>
		<link>http://www.hzali.net/alevi-katliamlari/osmanlilarin-alevilerle-ilgili-fermanlari.html</link>
		<comments>http://www.hzali.net/alevi-katliamlari/osmanlilarin-alevilerle-ilgili-fermanlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Jul 2009 21:46:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alevi Katliamları]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[alevi fermanları]]></category>
		<category><![CDATA[alevi katliyamları fermanları]]></category>
		<category><![CDATA[aleviler]]></category>
		<category><![CDATA[muhsin yazıcıoğlu alevi katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[muhsin yazıcıoğlu alevi katliamı video]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı imparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlının alevi fermanları]]></category>
		<category><![CDATA[PADISAH FERMANLARI ILE ALEVI KATLIAMI]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hzali.net/?p=114</guid>
		<description><![CDATA[1. Selim (yavuz) 1514 Yılındaki Büyük Kıyımından sonra Denilebilirki Aleviler hiç bir Padişah Döneminde Rahat ve huzur Bulamadılar. Devletten Gelen Baskılardan cesaret Alan Diğer medrese, cami, müftü, hoca ve benzeri kesimde aynı şekilde haraketle aslı astarı olmayan dedikodu ve iftiralar ile geniş halk kesimini kışkırtılar. Selçuklu döneminden günümüze her kesimdeki biz Aleviler Tarih sayfalarının her [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1. Selim (yavuz) 1514 Yılındaki Büyük Kıyımından sonra Denilebilirki Aleviler hiç bir Padişah Döneminde Rahat ve huzur Bulamadılar.</p>
<p>Devletten Gelen Baskılardan cesaret Alan Diğer medrese, cami, müftü, hoca ve benzeri kesimde aynı şekilde haraketle aslı astarı olmayan dedikodu ve iftiralar ile geniş halk kesimini kışkırtılar.</p>
<p>Selçuklu döneminden günümüze her kesimdeki biz Aleviler Tarih sayfalarının her döneminde okumaya, iyiliğe ve güzelliğe, insanca yaşamaya ve insana saygı göstermeye özen göstermişlerdir. Biz Alevilerin Düşüncesinde Asla Yobazlık ve hurafe yer almamıştır. Çağdaş ve hümanist bir yaşam bizlerinin sembolü olmuştur.Tek amaçımız insanca yaşamak ve insanca düzen kurmak. Ama Nedense hep ezilende bizler olmuştur.</p>
<p>Selçuklu döneminde Baba İshakIn Önderliğindeki Babai Ayaklanması, Osmanlı döneminde Simavna Kadısı Şeyh Bedrettin, Şah Kulu, Niksar&#8217;da Nur Ali, Bozok&#8217;ta Baba Zennun, Orta Anadolu&#8217;da Kalender Çelebi, Sivas Yöresinde Pir Sultan, Değişik zamanlarda Celali Ayaklanmaları Alevi Toplumunun Haksızlıklara karşı Tahammülsüzlüğünü Göstermektedir.</p>
<p><span id="more-114"></span></p>
<p>Biz Alevi Toplumu Yaşantımızın her evresinde Gerek Aile içinde gerekse dergahlarımızda Cem ve cemaatlerimizde Eline, Beline, Diline sahip olmak İlkelerini kuşaktan kuşağa aktarmışız. İnsanı Kamil Olmak, her Alevi&#8217;nin vazgeçilmez amacıdır.Hoşgörülük, sevecenlik, barış, adalet, hak, hukuk, saz, söz, edebiyat, sanat ve sözün kısası İnsanın dünyasını süsleyen tüm güzel şeyler ve erdemler her Alevi&#8217;nin varlığını, kişiliğini oluşturan temel taşlardır. İran ve Arap dünyasının Şiiliğinden çok farklı olan Anadolu Aleviliği Kendine has bir dünyası vardır.</p>
<p>Yazar Ahmet Refik&#8217;in derleyerek kitap haline getirdiği &#8220;Osmanlı döneminde Rafizilik ve Bektaşilik&#8221; adlı yapıtında Anadolu Aleviler&#8217;i hakkındaki fermanlar incelendiğinde baskıların ne kadar yoğun olduğu açık bir şekilde görülecektedir.</p>
<p>FERMANLAR:</p>
<p>1: FERMAN : (Bozok&#8217;ta cuma Namazı kılmak ve hutbe dinlemeyenlerin cezalandırılması hakkında)</p>
<p>&#8220;Bozok beyine Emrimdir.</p>
<p>Hüseyinabad kazasında üç dört cami varken, yalnızca haftada bir olan cuma hutbesini dinlemek ve cuma namazını kılmamak için mevcut camilerden birine gitmeyen Bozdağan sipahisi Hüseyin ile Kaya Büken ve Yol Kulu Yakup ve Hızır Şah tarafından bazılarının Rafizi oldukları gerçek ise bunların ve taraftarlarının derhal yakalanarak hapsedilmeleri ve gereken cezanın verilmesi ferman olunmuştur.&#8221; Osmanlı Padişahı 2. Selim</p>
<p>2. FERMAN : (Amasya ve Merzifon&#8217;daki Kızılbaşların cezalandırılması hakkında)</p>
<p>Amasya ve Merzifon Kadılarına,</p>
<p>Makamlarınızdan bizlere gönderilen mektuplara göre bölgelerinizde ikamet eden Vahap Dede ile Mehmet ve Veli adlarındaki kişilerin Kızılbaş oldukları, bunların bölgelerindeki halkı etkiledikleri, onların lideri oldukları, kendilerine bağlı halk grupları ile Cem ve Cemaat yaptıkları bildirilmektedir. Yaptıkları gerçel ise muhakeme edilerek cezalandırılmaları Ferman Olunmuştur. Osmanlı Padişahı 2. Selim.</p>
<p>3. FERMAN : (Kastamonu &#8211; Küre ve Taşkö<acronym title="Page Ranking">pr</acronym>ü Kadılarına)</p>
<p>Taşkö<acronym title="Page Ranking">pr</acronym>ü ilçesine bağlı Hamit Yugi halkı tarafından &#8220;Yüce İlyas Dergahı&#8221;na yakınlık duyan Hacı Yölük &#8211; Kırcı Kaya ve Kızılca Viran köylerinde Kızılbaş olan kimselerin bu dergaha giderek ilişkiler kudukları Recep adındaki Kızılbaş ile birlikte gece bir eve giderek Cem Cemaat yaptıkları, saz ve çalgı çaldıkları birlikte eğlendikleri eğlence sonunda &#8211; mum söndürüp birbirlerinin avratları ile ilişki kurdukları bildirilmektedir.</p>
<p>Gerekli İncelemeler yapılarak ilgililerin tutklanıp hapsedilmeleri ferman olunmuştur. 1571 Osmanlı Padişahı Selim 3.</p>
<p>4. FERMAN : (Rafiziliğe ait kitapların toplatılması hakkında)</p>
<p>Çorum beyine ve Ortapare Kadılarına,</p>
<p>Daha önce belirtildiği gibi Casus Kara Yakup tarafından verilen dilekçeye göre Ortapare kazsında Rafizi olarak bilinen Fakih Veli namındaki Kızılbaş&#8217;ın 34 cilt Rafizi kitaplarını getirttiği, bunları sakladığı veya bir kısmını gizlice Fakih Selim aracılığı ile Yunus ve Gülabi&#8217;ye vererek halka dağıttığı bildirilmektedir. Adı geçen kişilerin derhal yakalattırılarakgerekli koğuşturmanın yaptırılması ve sözkonusu kitapların toplattırılarak imha edilneleri fermanım olmuştur. 1576 3. Murat.</p>
<p>5. FERMAN : (Amasya&#8217;daki Kızılbaşlar&#8217;ın Cezalandırılması hakkında)</p>
<p>&#8220;Amasya Kadısına ve Amasya Beyine,</p>
<p>Çorum &#8211; Zile &#8211; Turhal &#8211; Osmancık &#8211; Artukabad &#8211; Hüseyinabad &#8211; Güleş &#8211; Ortapare &#8211; İnepazarı &#8211; Mecitözü &#8211; Katar &#8211; Karahisar &#8211; Demurlu ve Havsa kadılarına, Yukarda adları belirtilen kazalarda ve bu kazalara bağlı köylerde bazı dinden sapmış Kızılbaş topluluğunun kimi gecelerde toplanarak Cem yaptıkları, bu cemler arasında Sünni Müslümanlar İçin Yezit geldi diyerek hakarette bulundukları, ayrıca geceleri gizlice yaptıkları bu toplantılarda avratlarını ve kızlarını meclise getirip birbirlerinin avratlarına ve kızlarına tasarruf idüp işret yaptıkları, salat (namaz) ve sevm (oruç) bilmedikleri, çocuklarına Ebubekir &#8211; Ömer &#8211; Osman isimleri takmadıkları, içlerinde olan bazı kişilere &#8220;Celal Halife&#8221;, &#8220;Resul Halife&#8221; gibi lakaplar takarak sözde din uğruna Cem ve Cemaat yaptıkları Bildirilmektedir.</p>
<p>Yukarda Zikredilen kaza ve köylerde Şeriata aykırı ve Haşa Çar yarı güzin Şer&#8217;i muhalif (Halifelerin Şeriatına Aykırı) ibadet ettikleri gerçek ise Listelerinin yapılarak bildirilmesini sicilleri çıkarılanların muhkem (sağlam) bir şekilde hapsedilmelerini ve bizden gelecek talimata göre hareket etmeniz emrolunmuştur. Ama Bu bahane ile masum Sunni halka dokunulmaması ve kendi hallerine burakılarak zulüm edilmemesi gerekmektedir. (Bu ferman merkum adı geçen çavuşun biraderi Hasan&#8217;a verildi. 1583 3. Murat.</p>
<p>Yorum Sizlerin Canlar, Ben sadece Örnekler verdim, Daha çok fermanlar var.</p>
<p>Kaynaklar;</p>
<p>Osmanlı devrinde Rafizilik ve Bektaşilik (Ahmet Refik)</p>
<p>Alevi Bektaşi Tarihi (Burhan Kocadağ)</p>
<p><!-- google_ad_section_end --><!-- / message --><!-- sig --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hzali.net/alevi-katliamlari/osmanlilarin-alevilerle-ilgili-fermanlari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aleviler Şii midir?</title>
		<link>http://www.hzali.net/alevilik/aleviler-sii-midir.html</link>
		<comments>http://www.hzali.net/alevilik/aleviler-sii-midir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2009 01:26:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[alevi]]></category>
		<category><![CDATA[aleviler]]></category>
		<category><![CDATA[şii]]></category>
		<category><![CDATA[şiiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hzali.net/?p=108</guid>
		<description><![CDATA[Herkes biliyor ki şia arapça sözlük anlamında ‘Taraftar olma,takip etme’manasındadır.Bu kelime genellikle Ali ve EhliBeyti sevenler için kullanıldığı için zamanla sadece onları takip edenleri ifade eden ÖZEL BİR İSİM anlamına dönüşmüştür.Öyle ki günümüzde hangi İslam ülkesine gidilirse gidilsin;Hz.Ali ve çizgisine özel bir önem veren müslümanlar kendilerini ŞİA olarak ta tanıtırlar,adlandırırlar ve herkeste bunu böyle bilir.Ülkemizde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Herkes biliyor ki şia arapça sözlük anlamında ‘Taraftar olma,takip etme’manasındadır.Bu kelime genellikle Ali ve EhliBeyti sevenler için kullanıldığı için zamanla sadece onları takip edenleri ifade eden ÖZEL BİR İSİM anlamına dönüşmüştür.Öyle ki günümüzde hangi İslam ülkesine gidilirse gidilsin;Hz.Ali ve çizgisine özel bir önem veren müslümanlar kendilerini ŞİA olarak ta tanıtırlar,adlandırırlar ve herkeste bunu böyle bilir.Ülkemizde ise bu kavram yerine ALEVİ kavramı daha çok kullanılmaktadır.Bunun temel sebebi ise Osmanlı belgelerinde Hz.Ali’nin soyundan gelenlere ALEVİ denilmesi ve zamanla da soyu ifade eden bu kelimenin Ali Taraftarlığını ifade edecek şekilde halk diline yerleşmesidir.Dikkat edilirse Hz.Ali’nin soyunu ifade eden SEYYİT kelimesi ile ALEVİ kelimesi anadoluda aynı anlama gelecek şekilde osmanlı secerelerinde kullanılmıştır.Zamanla da ALEVİ kelimesi Hz.Ali yanlısı,Taraftarı anlamına gelen ÖZEL BİR İSİM YA DA TANIMLAMA OLARAK HALK DİLİNE YERLEŞMİŞTİR.Yani anadoluda yaşayan ve Hz.Ali dostluğuna özel bir önem veren VE SÜNNİ OLMAYAN müslümanlar kendilerine Alevi demiş ve demektedirler.Anadolu dışında ise Hz.Ali dostluğu ŞİA,Şİİ olarak ifade edilmiş ve edilmektedir.O halde HER ALEVİ AYNI ZAMANDA Şİİ VEYA ŞİA’DIR DİYEBİLECEĞİMİZ GİBİ;HER Şİİ YADA ŞİA ‘DA ALEVİDİR DİYEBİLİRİZ.</p>
<p><span id="more-108"></span></p>
<p>    Şia ya da Şii kavramı PEYGAMBERİMİZİN SAĞLIĞINDA DA Hz.Ali için kullanılıyordu.Peygamberimizin kendisi SAĞLIĞINDA Hz.Ali ve dostlarını ‘ŞİA,NACİ,KURTULUŞA ERENLER’ olarak adlandırmıştır.Bu konuda detaylı bilgi<br />
isteyenler sitemizin Ayet ve Hadislerde Ehli Beyt bölümlerine bakabilirler.</p>
<p>    Burada sadece yüzlercesinden bir kaynağı hatırlatacağız.Sünni müslümanlardan İbn-i Hacer,’SAVAİK’isimli eserinin 11.babında yine sünni fakih ve alimlerden olan hafız Cemaluddin Muhammed bin Yusuf-u Zerendi el-medine’den<br />
naklettiği hadiste şöyle deniliyor:</p>
<p>    ‘İman edip salih amellerde bulunanlar ise,işte onlar da yaratılmış olanların en hayırlılarıdır.Rableri katında onların ödülleri,içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan Adn cennetleridir.Allah onlardan razı olmuştur,kendileri de O’ndan razı(hoşnut ve memnun)kalmışlardır.’ Ayeti nazil olduğunda <img src='http://www.hzali.net/wp-includes/images/smilies/icon_razz.gif' alt=':P' class='wp-smiley' /> eygamberimiz ;Hz.Ali’ye şöyle buyurdular:‘YA ALİ ! SEN VE ŞİALARIN HAYR’UL –BERİYYE’SİNİZ(Yaratılmışların en hayırlıları)SEN VE SENİN ŞİALARIN,KIYAMET GÜNÜ ALLAH SİZDEN ,SİZ DE ALLAH’TAN RAZI OLDUĞUNUZ HALDE GELİRSİNİZ;DÜŞMANLARINIZ İSE GAZAPLI VR (Boyunlarına halkalar geçirildiğinden dolayı)BAŞLARI YUKARI KALKIK BİR HALDE GELİRLER.’Anadoluda yaşayan ve kaynaksız ve cahil bırakılmış ama buna rağmen Ali<br />
dostluğunu her aşamada diliyle ifade eden Mazlum Alevileri Hz.Ali’den uzaklaştırıp sömürmek için ‘Siz şii değilsiniz,Siz Anadolu alevisisiniz’denilmektedir.Böyle söyleyenlerin amacı Alevileri Hz.Ali’den ayırmak,koparmak ve aleviliklerini Hz.Ali dışındaki bir temele oturtmaktır.Bunların oyunları bir tek şekilde bozulur.Bütün Aleviler aynı zamanda şii yada şia olduklarını ve bu kelimelerin Alevilikle aynı anlama geldiğini her ortamda açıkça haykırmalı ve Hz.Ali’nin bilgilerini bir an önce elde etmelidirler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hzali.net/alevilik/aleviler-sii-midir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sivas Madımak Katliamı: 2 Temmuz 1993</title>
		<link>http://www.hzali.net/alevi-katliamlari/sivas-madimak-alevi-katliami.html</link>
		<comments>http://www.hzali.net/alevi-katliamlari/sivas-madimak-alevi-katliami.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Jun 2009 14:11:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alevi Katliamları]]></category>
		<category><![CDATA[alevi aydınlar]]></category>
		<category><![CDATA[aleviler]]></category>
		<category><![CDATA[be'nin altındaki noktayım]]></category>
		<category><![CDATA[madımak]]></category>
		<category><![CDATA[sivas katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[sivas olayları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hzali.net/?p=90</guid>
		<description><![CDATA[Onlar Ateşte Semaha Durdular&#8230; Sivas Madımak Katliamı: 2 Temmuz 1993*      Pir Sultan Abdal Şenlikleri Pir Sultan Abdal, Sivas Yıldızeli İlçesi’ne bağlı Banaz Köyü’nde yaşamıştır. Halkın diliyle ve sazıyla halk kültürünü yaygınlaştıran ve yaşatan bir ozandır. Osmanlı yönetiminin baskı, katliam ve soygununa karşı çıkarak halkı örgütleyen bir halk öncüsüdür. Bu özellikleri ve uğraşları nedeniyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table style="height: 600px;" border="3" width="100%" align="center" bgcolor="#000000" bordercolor="#000000">
<tbody>
<tr>
<td width="26%" height="49" bgcolor="#ffff00">
<div><strong>Onlar Ateşte Semaha Durdular&#8230;</strong></div>
</td>
<td width="74%" height="49" bgcolor="#ffff00">
<div><strong><span style="font-size: large; color: #ff0000;">Sivas Madımak Katliamı: 2 Temmuz 1993* </span></strong></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td width="26%" valign="top" bgcolor="#ff3333">
<table border="0" width="93%" align="center">
<tbody>
<tr align="center" valign="top">
<td>
<div><img style="margin-top: 50px; margin-bottom: 50px;" src="http://hzali.net/AHMET-OZYURT.jpg" alt="" vspace="50" /></div>
</td>
</tr>
<tr align="center" valign="top">
<td>
<div><img style="margin-top: 100px; margin-bottom: 100px;" src="http://hzali.net/ASAF-KOCAK-.jpg" alt="" vspace="100" /></div>
</td>
</tr>
<tr align="center" valign="top">
<td>
<div><img style="margin-top: 100px; margin-bottom: 100px;" src="http://hzali.net/ASIM-BEZIRCI-.jpg" alt="" vspace="100" /></div>
</td>
</tr>
<tr align="center" valign="top">
<td>
<div><img style="margin-top: 100px; margin-bottom: 100px;" src="http://hzali.net/ASUMAN-SIVRI-.jpg" alt="" vspace="100" /></div>
</td>
</tr>
<tr align="center" valign="top">
<td>
<div><img style="margin-top: 100px; margin-bottom: 100px;" src="http://hzali.net/BEHCET-AYSAN-.jpg" alt="" vspace="100" /></div>
</td>
</tr>
<tr align="center" valign="top">
<td>
<div><img style="margin-top: 100px; margin-bottom: 100px;" src="http://hzali.net/BELKIS-CAKIR-.jpg" alt="" vspace="100" /></div>
</td>
</tr>
<tr align="center" valign="top">
<td>
<div><img style="margin-top: 100px; margin-bottom: 100px;" src="http://hzali.net/CARINA-CUANNA-.jpg" alt="" vspace="100" /></div>
</td>
</tr>
<tr align="center" valign="top">
<td>
<div><img style="margin-top: 100px; margin-bottom: 100px;" src="http://hzali.net/EDIBE-SULARI-.jpg" alt="" vspace="100" /></div>
</td>
</tr>
<tr align="center" valign="top">
<td>
<div><img style="margin-top: 100px; margin-bottom: 100px;" src="http://hzali.net/ERDAL-AYRANCI-.jpg" alt="" vspace="100" /></div>
</td>
</tr>
<tr align="center" valign="top">
<td>
<div><img style="margin-top: 100px; margin-bottom: 100px;" src="http://hzali.net/GULENDER-AKCA-.jpg" alt="" vspace="100" /></div>
</td>
</tr>
<tr align="center" valign="top">
<td>
<div><img style="margin-top: 100px; margin-bottom: 100px;" src="http://hzali.net/GULSUN-KARABABA-.jpg" alt="" vspace="100" /></div>
</td>
</tr>
<tr align="center" valign="top">
<td>
<div><img style="margin-top: 100px; margin-bottom: 100px;" src="http://hzali.net/HANDAN-METIN-.jpg" alt="" vspace="100" /></div>
</td>
</tr>
<tr align="center" valign="top">
<td>
<div><img style="margin-top: 100px; margin-bottom: 100px;" src="http://hzali.net/HASRET-GULTEKIN-.jpg" alt="" vspace="100" /></div>
</td>
</tr>
<tr align="center" valign="top">
<td>
<div><img style="margin-top: 100px; margin-bottom: 100px;" src="http://hzali.net/HURIYE-OZKAN-.jpg" alt="" vspace="100" /></div>
</td>
</tr>
<tr align="center" valign="top">
<td>
<div><img style="margin-top: 100px; margin-bottom: 100px;" src="http://hzali.net/INCI-TURK-.jpg" alt="" vspace="100" /></div>
</td>
</tr>
<tr align="center" valign="top">
<td>
<div><img style="margin-top: 100px; margin-bottom: 100px;" src="http://hzali.net/KORAY-KAYA.jpg" alt="" vspace="100" width="226" height="249" /></div>
</td>
</tr>
<tr align="center" valign="top">
<td>
<div><img style="margin-top: 100px; margin-bottom: 100px;" src="http://hzali.net/MEHMET-ATAY-.jpg" alt="" vspace="100" width="226" height="267" /></div>
</td>
</tr>
<tr align="center" valign="top">
<td>
<div><img style="margin-top: 100px; margin-bottom: 100px;" src="http://hzali.net/MENEKSE-KAYA.jpg" alt="" vspace="100" width="226" height="240" /></div>
</td>
</tr>
<tr align="center" valign="top">
<td>
<div><img style="margin-top: 100px; margin-bottom: 100px;" src="http://hzali.net/METIN-ALTIOK-.jpg" alt="" vspace="100" /></div>
</td>
</tr>
<tr align="center" valign="top">
<td>
<div><img style="margin-top: 100px; margin-bottom: 100px;" src="http://hzali.net/MUAMMER-CICEK-.jpg" alt="" vspace="100" /></div>
</td>
</tr>
<tr align="center" valign="top">
<td>
<div><img style="margin-top: 100px; margin-bottom: 100px;" src="http://hzali.net/MUHIBE-AKARSU-.jpg" alt="" vspace="100" /></div>
</td>
</tr>
<tr align="center" valign="top">
<td>
<div><img style="margin-top: 100px; margin-bottom: 100px;" src="http://hzali.net/MUHLIS-AKARSU-.jpg" alt="" vspace="100" /></div>
</td>
</tr>
<tr align="center" valign="top">
<td>
<div><img style="margin-top: 100px; margin-bottom: 100px;" src="http://hzali.net/MURAT-GUNDUZ-.jpg" alt="" vspace="100" /></div>
</td>
</tr>
<tr align="center" valign="top">
<td>
<div><img style="margin-top: 100px; margin-bottom: 100px;" src="http://hzali.net/NESIMI-CIMEN-.jpg" alt="" vspace="100" /></div>
</td>
</tr>
<tr align="center" valign="top">
<td>
<div><img style="margin-top: 100px; margin-bottom: 100px;" src="http://hzali.net/NURCAN-SAHIN-.jpg" alt="" vspace="100" /></div>
</td>
</tr>
<tr align="center" valign="top">
<td>
<div><img style="margin-top: 100px; margin-bottom: 100px;" src="http://hzali.net/OZLEM-SAHIN-.jpg" alt="" vspace="100" /></div>
</td>
</tr>
<tr align="center" valign="top">
<td>
<div><img style="margin-top: 100px; margin-bottom: 100px;" src="http://hzali.net/SAIT-METIN-.jpg" alt="" vspace="100" /></div>
</td>
</tr>
<tr align="center" valign="top">
<td>
<div><img style="margin-top: 100px; margin-bottom: 100px;" src="http://hzali.net/SEHERGUL-ATES-.jpg" alt="" vspace="100" /></div>
</td>
</tr>
<tr align="center" valign="top">
<td>
<div><img style="margin-top: 100px; margin-bottom: 100px;" src="http://hzali.net/SERKAN-DOGAN-.jpg" alt="" vspace="100" /></div>
</td>
</tr>
<tr align="center" valign="top">
<td>
<div><img style="margin-top: 100px; margin-bottom: 100px;" src="http://hzali.net/SERPIL-CANIK-.jpg" alt="" vspace="100" /></div>
</td>
</tr>
<tr align="center" valign="top">
<td>
<div><img style="margin-top: 100px; margin-bottom: 100px;" src="http://hzali.net/UGUR-KAYNAR-.jpg" alt="" vspace="100" /></div>
</td>
</tr>
<tr align="center" valign="top">
<td>
<div><img style="margin-top: 100px; margin-bottom: 100px;" src="http://hzali.net/YASEMIN-SIVRI.jpg" alt="" vspace="100" /></div>
</td>
</tr>
<tr align="center" valign="top">
<td height="463">
<div><img style="margin-top: 100px; margin-bottom: 100px;" src="http://hzali.net/YESIM-OZKAN-.jpg" alt="" vspace="100" /></div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p> </td>
<td width="74%" bgcolor="#ffffd2"> <strong>Pir Sultan Abdal Şenlikleri </strong>Pir Sultan Abdal, Sivas Yıldızeli İlçesi’ne bağlı Banaz Köyü’nde yaşamıştır. Halkın diliyle ve sazıyla halk kültürünü yaygınlaştıran ve yaşatan bir ozandır. Osmanlı yönetiminin baskı, katliam ve soygununa karşı çıkarak halkı örgütleyen bir halk öncüsüdür. Bu özellikleri ve uğraşları nedeniyle Osmanlı yönetiminin şimşeklerini üstünde toplamış; sonuçta Sivas’ta asılmıştır. Osmanlı yönetimi, Pir Sultan Abdal’ı asmakla da yetinmemiş, deyişlerini, şiirlerini de yasaklamıştır. Tüm baskı ve yasaklara karşın, halk, Pir Sultan Abdal’ı unutmamış; 400 yıldan beri deyişlerini, şiirlerini sözlü olarak kuşaktan kuşağa aktararak bugünlere getirmiştir.Banaz Halkı, kendi öncüsü ve piri olan Pir Sultan Abdal’ın ilkelerini ve kültürünü örgütlü olarak yaşatmayı amaçlar. 1976’da Banaz Köyü’nde <strong>“Pir Sultan Abdal” </strong>adıyla bir dernek kurulur. Derneğin öncülüğünde ve yöre halkının katkıları ve katılımıyla her yıl Pir Sultan Abdal etkinlikleri düzenlenmektedir. Ayrıca Yıldız Dağı’na bakan tepenin üstüne, 8 metre boyunda tunç kaplamalı bir Pir Sultan Abdal heykeli yaptırılır. Ne var ki 12 Eylül 1980 askeri darbesinin yöneticileri, diğer dernekler gibi bu derneği de kapatırlar. Sevenleri, Pir Sultan Abdal’ı yaşatmaya kararlıdır. 1988’de Ankara’da Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ni kurulur. Eskiden olduğu gibi, Banaz Köyü’nde her yıl Pir Sultan Abdal Etkinlikleri düzenlenmeye de başlanır.</p>
<p>1-4 Temmuz 1993’te, Pir Sultan Abdal Etkinliklerinin dördüncüsü düzenlenecektir. Bilindiği gibi Pir Sultan Abdal, tüm ezilenlere, demokrasi ve özgürlük yanlısı olan herkese mal olmuş bir simgedir. Pir Sultan’ın bu özelliğinden hareket eden Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yöneticileri, etkinlikleri demokrasi ve özgürlük yanlısı kesimlerin temsilcileriyle ortaklaşa yapma kararı alır ve bu amaçla, çeşitli demokratik kitle örgütlerine, yazarlara, ozanlara, sanatçılara çağrı yaparlar.</p>
<p>Çağrı mektubu şöyledir:</p>
<p><strong>“Sayın Başkan ve Yönetim Kurulunun Değerli Üyeleri; “Önce bir hususun altını sevinerek çizmek gerekiyor. Hepimizin mutlulukla izlediği bir örgütlenme sürecini birlikte yaşıyoruz. Bu süreci başlatma şansının bizlere ve bizim kuşaklarımıza nasip olması, kuşkusuz ayrı bir onur nedeni olarak kabul edilmelidir. Tarih, ulusumuzun ve yaşamsal donanımımız olan kültürümüzün asimile edilerek Araplaştırılmasına ve sonuç olarak da yok edilmesine karşı gösterilen direncin örnekleriyle doludur. Bunlardan en önemlisi kuşkusuz Atatürk&#8217;ün uluslaşma, laikleşme ve çağdaşlaşma çabalarıdır. Bunun yanında Alevi yurttaşların Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde dinsel gericiliğe, din devletine, dinin siyasete ve kişisel çıkarlara alet edilmesine karşı verdiği mücadelenin sayısız örnekleri de tarihi birer gerçek olarak ortadadır. Bunlardan en çarpıcı örnek de PİR SULTAN ABDAL&#8217;dır.</strong></p>
<p><strong>“Çağdaş ve ilerici bir yaklaşım örgütlülüğün önemli bir kilometretaşı olan dernek ve vakıflarımızın giderek amacına daha uygun işlevleri üstleneceğine inancımız tamdır. Evrensel yanları bugüne dek fazla yansımayan Alevi kültür ve folklorunun, ulusumuzun tümüne ve insanlığa kazandırılması konusundaki çabalarımızı tarih kuşkusuz tespit edecek ve değerlendirecektir. </strong></p>
<p><strong>“Canlar, </strong></p>
<p><strong>“Bilindiği gibi, Kültür Bakanlığı güzel Anadolumuzun evrensel isimleri adına kültür şenlikleri düzenliyor. Ancak siyasi iktidarın bu kapsamda ünlü düşünür Hacı Bektaş Veli adına düzenlenen şenliklerde Alevi felsefesinin özünü saptırmaya çalıştığını, onu siyasi araç yaptığını hepimiz üzülerek izliyoruz. Bunun en somut ve çarpıcı örneği, ANAP döneminin Ülkücü Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek&#8217;tir. Zeybek&#8217;in o ünlü konuşmasında, Hacı Bektaş Veli&#8217;nin Ahmet Yesevi tarikatına bağlı olduğunu, ondan feyz aldığını kanıtlamak için büyük çaba sarfetiği hâlâ hatırlardadır.</strong></p>
<p><strong>“Hacı Bektaş Veli, Pir Sultan Abdal, Abdal Musa ve benzeri halk önderleri adına düzenlenen şenlikler, bizler için mihenk taşlarıdır. Bu şenlikler, Anadolu kültürünün gün ışığına çıktığı, yaşadığı, ete kemiğe büründüğü, renklendiği, insanları etkilediği ve kitleselleştirdiği devinimlerdir. Bu şenliklerin siyasi amaçla kullanılmasına asla izin vermemeli, onlara sahip çıkmalı ve özünün korunmasına gerekli özeni göstermeliyiz. Bunu sağlamak için de ev sahipliğini biz yapmalıyız, şenlikleri bizler yönetmeliyiz.</strong></p>
<p><strong>“Pir Sultan Abdal Kültür Şenlikleri&#8217;ne sürekli evsahipliği yapan derneğimizin Yönetim Kurulu, yukarıda bilgilerinize sunulan özet görüşlerden yola çıkarak, farklı bir yol ve yöntemi önermekte, evsahipliğini de bölüşmek istemektedir. Bu şenliklerde kültürümüz, en anlamlı şekilde ortaya konmalı, bizler tarafından dikkatle izlenmeli ve konuklara keyifli bir ortam sunulmalıdır. Basının, TV&#8217;nin şenlikleri takip etmesi sağlanmalı ve bu yoldan şenliğe katılamayan yurttaşlarımıza da ulaşılmalıdır. Laiklik ve demokrasi konusundaki çabalarımızın kitleselliğe dönüşmesine ve kamuoyuna mal olmasına bu şenlikler büyük katkı sağlamalıdır. Bu nedenle yazımız ekinde sunulan Şenlik Programı&#8217;nda sıralanan etkinliklerin, dernek ve vakıflarımız arasında paylaştırılması düşünülmektedir. Örneğin; bir kuruluşumuz semah ekibi ile katılarak katkıda bulunacaksa, bir başka kuruluşumuz gazetecileri, panelistleri, sanatçıları veya TV ekibini götürmeyi, bunlara araç sağlamayı, konaklama için yer ayırmayı vb&#8230; görevleri üstlenerek katılabilirler.</strong></p>
<p><strong>“Sevgili Canlar; “Bu mektubumuz yurtiçi ve yurtdışında olmak üzere yaklaşık olarak elli kuruma gönderilecektir. Pek doğal olarak, özellikle yurtdışındaki kuruluşlarımızın organizasyon içerisinde aktif bir görev almaları ve yerine getirmeleri çok zor görünmektedir. Bu kuruluşlarımızdan bütçeleri ölçüsünde, sembolik de olsa bu organisazyona katkı beklediğimizi belirtmek istiyoruz. Ancak bu kuruluşlarımızın yönetici ve üyeleri, tatillerini şenlik tarihine denk getirir ve konuğumuz olurlarsa, hem şenliğimizi onurlandırırlar, hem de bizi mutlu kılarlar. Şenlik düzenlenmesine aktif veya maddi olarak katkıda bulunacak kuruluşlar, uygun görecekleri bir ismi de tespit ederek Şenlik Komitesi&#8217;ne önereceklerdir. </strong></p>
<p><strong>“Pir Sultan Abdal Kültür Şenlikleri&#8217;ne maddi veya manevi olarak katılmayı düşünenlerin ve “Şenlik Komitesi Üyeleri’nin isimleri, dergimizin 7. sayısında ilan edilecektir. </strong></p>
<p><strong>Önerilerimize olumlu yaklaşım gösteren kuruluşlarımızın değişiklik öneri veya düşünceleri varsa, onları en geç 15 Mayıs 1993 tarihine kadar bize bildirmelerini rica ederiz. 22. 04. 1993 </strong></p>
<p><strong>Saygılarımızla&#8230; </strong></p>
<table border="0" width="44%">
<tbody>
<tr>
<td height="36"><strong>Rıza AYDOĞMUŞ </strong></td>
<td height="36"><strong>Murtaza DEMİR </strong></td>
</tr>
<tr>
<td height="18"><strong>Gen. Bşk. Yrd.</strong></td>
<td height="18"><strong>Genel Başkan</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p>“Derneğin çağrısına çok sayıda örgüt, yüzlerce yazar, ozan, sanatçı, semah ve tiyatro ekibi olumlu yanıt verdi. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin yöneticileri, Kültür Bakanlığı’nın ve Sivas Valiliğinin katkılarını da istemişlerdir. Kültür Bakanlığı ve Sivas Valiliği, bu istemi olumlu karşılar ve mali katkı yanında, konaklama ve ağırlama konusunda da katkıda bulunulacağı bildirilir. Hatta, Sivas üst Düzenleme Kurulunda, Kültür Bakanlığı Sivas İl Müdürü Mehmet Talay da yer alır.</p>
<p>30 Haziran 1993 akşamı, ozanlar, yazarlar ve sanatçılardan oluşan yüzlerce kişi otobüslerle Ankara’dan Sivas’a hareket eder. Sivas halkı, konuklarını coşkuyla karşılar.</p>
<p>1 Temmuz gününün programı oldukça yoğundur. Sivas Kültür Merkezi’nin konferans salonu tıklım tıklım dolmuştur. İzleyicilerin çoğunluğu ayaktadır. Salonun içindekiler kadar bir topluluk da dışarıda kalmıştır. Saygı duruşundan sonra, PSAKD’nin Genel Başkanı Murtaza Demir bir açış konuşması yapar. Sivas Valisi Ahmet Karabilgin’in konuşmasından sonra Yazar Aziz Nesin konuşur. Daha sonra sahneye gelen halk oyunları ekibi salonu coşturur.</p>
<p>Öğleden sonra Buruciye Medresesi’nde kitap ve fotoğraf sergilerinin açılışı yapılır. Yazarların imza masalarının önündeki okuyucular onlarca metrelik kuyruklar oluşturmuştur. Halkla yazarlar ve sanatçılar bir aile gibi kaynaşmışlardır.</p>
<p>Saat 17.00’de Kültür Merkezi’nde Hasret Gültekin’ in dinletisinden sonra, “Çağların Pir Sultanlarından Günümüz Pir Sultanlarına“ başlığıyla düzenlenen panel başladı. Yazar &#8211; Gazeteci Sami Karaören’in yönettiği panele, Asım Bezirci, Prof. Dr. Afşar Timuçin, Aydın Çubukçu ve Hüseyin Gülkanat panelist olarak katıldılar.</p>
<p>Pir Sultan Abdal Etkinliklerinin birinci günü, halkın ilgisi ve coşkusuyla noktalandı. Etkinlikleri izleyen Sivaslılar, kent dışından gelenleri evlerine konuk etme yarışına girmişlerdir. Konukların bir kısmı evlere dağılırken, bir kısım konuk da otellerde kalmayı yeğlemiştir.</p>
<p>2 Temmuz günü programı saat 10.00’da başladı. Şenlik ekipleri, bir gün önceki yoğun çalışmanın yorgunluğuna aldırmadan, günün etkinliklerinin daha başarılı ve coşkulu geçmesi için hazırlıklarını tamamlamaya çalışıyorlardı.</p>
<p>Buruciye Medresesi’ndeki fotoğraf ve kitap sergilerine gösterilen ilgi aynı yoğunlukta sürüyordu. Salonun açılışından çok önce gelmiş insanlar, ellerindeki kitapları imzalatmak ve değerli yazarlarla sohbet edebilmek için heyecanla bekleşiyordu.</p>
<p>Saat 14.00’deki Kültür Merkezi’nde Arif Sağ’ın dinletisinden sonra, “Medya ve Emperyalizm” paneli yapılacaktı. Hasan Uysal’ın yöneteceği panele, Sami Karaören, Raif Türk, Şükrü Günbulut, Mustafa Yalçıner ve Soner Doğan da panelist olarak katılacaktı. Kültür Merkezi’nde 1500 kadar izleyici bulunuyordu.</p>
<p>Bu çalışmalar sürdürülürken, bazı cami önlerinde ve yakınlarında birtakım gruplaşmalar görüldüğü ve bir saldırı olabileceği haberi fısıltı halinde yayılıyordu.</p>
<p><strong>b) Saldırı Başlıyor </strong></p>
<p>PSAKD’nin Sivas’taki etkinliklerine yönelik saldırı, anlık bir tepkinin ürünü değildir. Bu saldırının planlı bir hazırlık süreci sonrası başlatıldığı olaylardan sonra ortaya çıkmıştır. Irkçı-şeriatçı örgütler, Malatya, Kahramanmaraş, Elazığ, Çorum, Tokat, Kayseri gibi çevre illerdeki deneyimli militanlarını Sivas’a taşımışlar ve militanlar, Belediye’nin ve dini vakıfların yurtlarında konuk edilmişlerdir. Bu hazırlıklara ek olarak Sivas halkının dini duygularını tahrik amacıyla bildiri dağıtılmış ve camilerde dar kadrolu toplantılar yapılmıştır.</p>
<p>Saldırı ve katliamdan iki gün önce dağıtılan bildirilerden biri şöyle:</p>
<p><strong>“MÜSLÜMAN KAMUOYUNA</strong></p>
<p><strong>“Bismillâhirrahmânirrahim “Peygamber, mü’minlere kendi canlarından ileridir. Onun hanımları da mü’minlerin analarıdır.” (Ahzâb:6) </strong></p>
<p><strong>“Mü’minlere öz canlarından daha ileri olan Allah Resûlü (S.A.V.)’ne ve O’nun temiz zevcelerine, Allah’ın beytine (Kâbe’ye) ve kitab’ı Kur’an’a alçakça küfredilmekte ve mü’minlerin izzet ve namuslarına saldırılmaktadır. </strong></p>
<p><strong>“Dünyanın bazı bölgelerinde şeytan ve onun yandaşları olan emperyalist kâfirler, dinimize ve mukaddes değerlerimize dil uzatmaktadırlar. Bunun başını ise satılmış, mürted Salman Rüşdi köpeği çekmektedir. </strong></p>
<p><strong>“Bu şeytanî oyunlara karşı, izzetli ve duyarlı Müslümanlar yiğitçe mücadele ortaya koyarak, bu uğurda canlarını feda etmekten çekinmemişlerdir.</strong></p>
<p><strong>“Bu iğrenç oyunların bir uzantısı olarak ülkemizde de; AYDINLIK gazetesi denilen bir paçavrada, mel’un Rüşdi’nin figüranlığına soyunan, dünya emperyalizminin gönüllü uşağı Aziz Nesin, aynı şekilde, Kur’an’ın korunmuşluğuna dil uzatmış, Hazret-i Peygamber (S.A.V.)’in aile hayatını (hâşâ) bir genelev ortamına benzetmiş ve ümmetin anaları olan hanımlarına (hâşâ) fahişe deme cür’etinde bulunmuştur. Bu olay, dünyanın değişik yerlerinde kâfir devletler tarafından dahi kabul görmezken, basımına müsaade edilmezken, ne yazık ki laik ve ikiyüzlü T.C. Devleti tarafından yayımlanmasına izin verilmiş, ayrıca bunu kabullenmeyip protesto eden izzetli Müslümanlar, devletin polis ve jandarması tarafından coplanmış, kurşunlanmış, bir kısmı da hapishanelere atılmıştır. </strong></p>
<p><strong>“Salman Rüşdi köpeği Müslümanlar’ın çok az olduğu kâfir bir ülkede korkudan sokağa çıkmaya bile cesaret edemezken, onun yerli uşağı Aziz Nesin köpeği, yanında kendisiyle beraber bir ekiple birlikte, şehrimiz Valisi tarafından davet edilip, şehirde adeta Müslümanlar’la alay edercesine gezebilmektedir</strong></p>
<p><strong>“Kâfirler şunu iyi bilmeli ki: </strong></p>
<p><strong>“İslâmın Peygamberi’ni ve kitab’ın izzetini korumak için, bu uğurda verilecek canlarımız vardır. </strong></p>
<p><strong>“Gün, Müslümanlığımızın gereğini yerine getirme günüdür.</strong></p>
<p><strong>“Gün, Allah (C.C.)’ın vahyi Kur’an-ı Kerim’e, Allah’ın meleklerine, Allah’ın Resûlü Hz. Muhammed (S.A.V.)’e, O’nun ailesine ve ashabına yöneltilen çirkin küfürlerin hesabının sorulması günüdür.</strong></p>
<p><strong>“İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. Kâfirler de tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarıyla savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır.’ ( Nisa:76) </strong></p>
<p><strong>“Galip gelecek olanlar, şüphesiz ki Allah taraftarı olanlardır.</strong></p>
<p><strong>”MÜSLÜMANLAR” 4 </strong></p>
<p> </p>
<p>Saldırı ve katliam gecesi 1 Temmuz akşamı da başka bir bildiri evlere dağıtılır:</p>
<p><strong>“ Halkımıza Çağrı; </strong></p>
<p><strong>“Müslüman halkın yaşadığı bu ülkede, İslam için binlerce şehit verilmiş bu topraklarda, bir kesim tarafından, ‘basın özgürlüğü, düşünce hürriyeti’ adı altında, Müslümanlar’ın kutsal değerlerine sözlü veya yazılı olarak kimse saldıramaz.</strong></p>
<p><strong>“Biz Müslümanlar, canımız pahasına da olsa, bu değerlerimizi korumakta kararlıyız. </strong></p>
<p><strong>“Müslüman halkımızdan bu konularda duyarlı olup, İslam’ın değer yargılarını alaya alanlara izin vermemelerini, ne pahasına olursa olsun bunu engellemeyi dini bir görev olarak bilmelerini, bu alçaklar karşısında susulduğunda, yarın mahşerde Allah’a nasıl hesap vereceğimizi düşünmelerini istiyoruz. </strong></p>
<p><strong>“ ‘Müminlerin, Peygamberi kendi nefislerinden çok sevmeyi gerekir. O’nun eşleri, onların anneleridir&#8230;’ ( Ahzâb Suresi, Ayet: 6)</strong></p>
<p><strong>“ ‘Ve kâfirlerin hesapları varsa, Allah’ın da bir hesabı vardır. Allah hesabı çabuk görendir.’ ( Enfal Suresi, Ayet : 30)</strong></p>
<p><strong>“ ‘Kâfirler istemese de, Allah nurunu tamamlayacaktır.’ ( Saff Suresi , Ayet:8) </strong></p>
<p><strong>“Not: Bu yazıyı okuyan, Allah rızası için çoğaltarak dağıtsın. </strong></p>
<p><strong>”MÜSLÜMANLAR” 5</strong></p>
<p> </p>
<p>Etkinliklerin ikinci günü, Sivas’taki sağ eğilimli yerel basında (Hürdoğan, Bizim Sivas, Hakikat, Anadolu, Yeni Ülke, Taraf) da halkı tahrik edici başlıklarla bezenmiş haberler çıkmıştı. Tertipçiler, saldırıya geçmek için koşulların yeterince olgunlaştığı kanaatine varırlar. 2 Temmuz günü, camiler tıklım tıklım dolar. Bazı saldırganlar cuma namazını tam bitmemiş olacak ki, bir yanda ellerinde sopalar, bir yanda yarı bırakılmış namazlarını tamamlamak için sağına, soluna selam vererek koşuyorlardı.</p>
<p>2 Temmuz Cuma günü, saat 13.30’da saldırı başlatıldı. Değişik camilerden akın akın insan, şenlik yapılan Kültür Merkezinin önünde toplandılar; taş ve sopalarla Kültür Merkezine saldırdılar.</p>
<p><strong>“Sivas laiklere mezar olacak, Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak, Şeriat gelecek, batıl zail olacak“ </strong>sloganları atan gruplar, Kültür Merkezi’nde bulunan 1500 kişinin üzerine saldırır. Ancak, etkinlikleri izlemekte olanların direnişleriyle karşılaşan ve sayıca görece az olan saldırganlar, geri çekilmek zorunda kalır. Saldırganlara sürekli olarak yeni katılımlar olmaktadır. Çeşitli camilerden çıkanlar, koşarak saldırganlara katılmaktadır. Kalabalık gruplar, Kültür Merkezi’ne bir kez daha saldırırlar. İzleyiciler ve görevliler bir yandan saldırıya karşı barikat kurarak direniyor; öte yandan da içerideki insanları boşaltmaya ve arabalarla başka yerlere göndermeye çalışıyorlardı. Olay yerinde yeteri sayıda güvenlik gücü yoktu. Olanlar da saldırıyı engelleyecek güçte değillerdi. Kültür Merkezi’nin camları, kapıları ve pencereleri yerle bir edilmişti.</p>
<p>Nihayet, Kültür Merkezi boşaltıldı ve saldırıya uğrayanlar güvenli bölgelere gönderildi. Bu arada, yeni katılımlarla saldırganların sayısı onbine yaklaşmıştı. Gözlerini kan bürümüştü ve dişlerini gıcırdatarak parçalayarak insan arıyorlardı. Saldırgan kitle, isteğine ulaşamamanın verdiği hırsla Kültür Merkezi’nden Valiliğe yöneldi.</p>
<p>Valilik önünde toplanan binlerce saldırgan, <strong>“Şerefsiz vali istifa, Sivas size mezar olacak, Şeriat gelecek, zulüm bitecek, Yaşaşın şeriat, Muhammed’in ordusu kafirlerin korkusu, Yaşasın Hizbullah, kahrolsun laiklik, şeriat isteriz&#8230;” </strong>sloganlarıyla binayı taşa tuttular&#8230;</p>
<p>Saldırganların bir kolu, yeni dikilen “Halk Ozanları Heykeli”ne yöneldi. Heykeli kazma ve balyozla parçalayarak sürüklemeye başladılar. Bu arada, kimi saldırganların dişlerini heykele geçirmeye çalıştığı görülüyordu. Diğer bir grup da, Kongre Müzesinin yanında bulunan Atatürk heykeline saldırdı, yere düşürdükleri Atatürk heykelini de sürüklemeye başladılar. Saldırganların sayısı giderek 15 bine yaklaşmıştı. Şeriat istemlerini ve sloganlarını haykırarak etkinlik konuklarının kaldığı Madımak Oteli’ne yöneldiler. Otelde, kent dışından gelmiş ve çoğunluğu yazar, ozan ve sanatçı yaklaşık 150 kişi bulunuyordu. Saldırı üzerine, güvenliğin daha kolay sağlanacağı düşüncesiyle otele gelmiş insanlar tedirgin oldular. Otelin önünde az sayıda polis vardı ve saldırganlara, “Dağılın, yapmayın” demekten öte bir müdahalede bulunacak gibi görünmüyorlardı.</p>
<p>Otelde bulunanlar, tehlikenin ayırdında idiler. Telefonla Sivas Valisi’ni, Emniyet Müdürünü ve diğer yetkilileri arayarak önlemlerin artırılmasını istediler. Bununla da yetinmediler, telefonla Ankara’da bulunan Başbakanı, Başbakan Yardımcısını, İçişleri Bakanı’nı, parti liderlerini ve milletvekillerini aradılar. Oteldekiler arasında olan halk ozanı, 1987-1991 dönemi SHP milletvekilli Arif Sağ da, telefon başından ayrılmıyor, Ankara’da SHP milletvekili Cevdet Selvi’yi, Bakan Seyfi Oktay’ı, İstanbul eski belediye başkanı Nurettin Sözen’ i arayarak saldırının korkunçluğunu anlatıyor, bir an önce önlem alınmasını istiyordu. Otelde bulunan Aziz Nesin de Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ve Çalışma Bakanı Mehmet Moğoltay’la görüşerek can güvenliklerinin sağlanmasını istedi. Ulaşılan her yetkili, “Korkmayın, her türlü önlem alınmıştır” yanıtını veriyorlardı.</p>
<p>Saldırganların amacını sezinleyen Sivas Valisi Ahmet Karabilgin de saat 14.30’da Başbakanı ve İçişleri Bakanı’nı telefonla arayarak bilgi vermiştir. Saldırının giderek bir katliama dönüşeceğini gören Sivas Valisi, çok tedirgin olur ve Ankara’yla telefon irtibatını hiç kesmez. Saat 14.40’da yeniden İçişleri Bakanı’nı ve müşteşarını arar, saldırının artık bir katliama dönüşmekte olduğunu bildirir. Vali yine de rahatlayamaz. Saat 18.45’te Başbakanı ve İçişleri Bakanı’nı tekrar arar ve mutlaka yardım edilmesi gerektiğini bildirir. Çevre illerden de yardım istenmektedir.</p>
<p>Sivas Valisi’nin bunca çabalarının ve görüşmelerinin sonucu, Tokat Emniyet Müdürlüğü’nden 20 polis; Kayseri Emniyet Müdürlüğü’nden 31 Polis, Jandarma Komutanlığı’ndan 20 Jandarma olmak üzere 71 güvenlik görevlisi gelmiştir. Sivas Tugay Komutanı 6 bin kişilik asker mevcudundan yalnızca 30-40 acemi er göndermiştir. Askerler saldırganların arkasında bir yerde nöbet tutarcasına bekletilir. Bir ara Tugay Komutanı da olay yerine gelir ve sağa sola bir göz attıktan sonra ayrılır.</p>
<p>Otel’de bulunanların Ankara’daki yetkililerle yaptığı telefon görüşmeleri ve önlem istemleri de dikkate alınmamıştır. Bu girişimler ve devletin duyarsızlığı değerlendirildiğinde saldırganların korunduğu tartışması gündeme gelmektedir.</p>
<p>Madımak Oteli’ne sığınmış yüzlerce kişi, pencerelerden saldırganların oteli yakmaya çalıştığını izlemekte, korku içinde beklemektedir. Saldırganlar, can almadan ayrılmayacak gibidir. Karanlık çökmüş, elektrikler de kesilmiştir. Saldırganlardan kimileri, otelin önündeki arabaları ters çevirerek ateşe vermekte, kimisi de bidonlarla benzin taşıyarak otelin içine atmaktadır. Alevler, otelin giriş ve alt katlarını sarmaya başlamıştır. Sivas İtfaiyesi gecikmeli de olsa yangın yerine gelmiş, ancak saldırganlar itfaiyenin çalışmasını engeller. Hortumlar kesilir, arabaların lastiklerinin havası boşaltılır.</p>
<p>Yangın oteli tamamen sarar. 8 saattir kurtarılmayı bekleyenlerin umudu tükenmeye başlamıştır. Artık ölümün çok yakınında olduklarını biliyor ve ondan kurtulmanın yollarını arıyorlardı. Yangın bütün oteli sarmıştır. Cinnet halindeki kalabalık, ölüm haberlerini beklemektedir. Dışarıda gözlerini kan bürümüş katiller, otelden gelen yanmış insan eti kokusunu ciğerlerine çekerken, Ankara’daki bakanlar ve yetkililer de kokteyllerde kadeh kaldırıyorlardı.</p>
<p>4 Temmuz günü, Sivas’ın Madımak Oteli’nde 35 can yakılarak katledilmiştir. 51 kişi de kendi olanaklarıyla ağır yaralarla kurtulabilmişlerdir. Çatıya çıkarak yardım isteyenler arasında Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli de vardı. İtfaiyenin merdivenli arabası otele yaklaştı.</p>
<p>Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli merdivenlerden inerlerken, Sivas Belediye Meclisi Üyesi Cafer Erçakmak ile bazı belediye görevlileri saldırıya geçtiler.Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli, itfaiyenin merdivenlerinden aşağıya atıldılar. Başından yaralanan Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli’yi linç edilmekten araya giren polisler kurtardı. Yaralılar ambulansla değil polis arabalarıyla Tıp Fakültesi Hastanesine götürüldü.</p>
<p align="center"><strong>Yaşamını Yitirenler </strong></p>
<table border="0" width="44%" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>1) Behçet Sefa AYSAN Şair &#8211; Ankara2) Yeşim ÖZKAN Sanatçı &#8211; Ankara3) Nurcan ŞAHİN Sanatçı &#8211; Ankara4) Muhibe AKARSU Misafir &#8211; Ankara</p>
<p>5) Muhlis AKARSU Sanatçı &#8211; Ankara</p>
<p>6) Murat GÜNDÜZ Sanatçı &#8211; Ankara</p>
<p>7) Handan METİN Sanatçı &#8211; Ankara</p>
<p>8 ) Ahmet ÖZYURT Sanatçı &#8211; Ankara</p>
<p>9) Huriye ÖZKAN Sanatçı &#8211; Ankara</p>
<p>10) İnci TÜRK Sanatçı &#8211; Ankara</p>
<p>11) Özlem ŞAHİN Sanatçı &#8211; Ankara</p>
<p>12) Yasemin SİVRİ Sanatçı &#8211; Ankara</p>
<p>13) Asuman SİVRİ Sanatçı &#8211; Ankara</p>
<p>14) Uğur KAYNAR Şair &#8211; Ankara</p>
<p>15) Sehergül ATEŞ Sanatçı &#8211; Ankara</p>
<p>16) Gülender AKÇA Sanatçı &#8211; Ankara</p>
<p>17) Gülsün KARABABA Sanatçı &#8211; Ankara</p>
<p>18) Mehmet ATAY Sanatçı &#8211; Ankara</p>
<p>19) Hasret GÜLTEKİN Sanatçı &#8211; Sivas</p>
<p>20) Serkan DOĞAN Sanatçı &#8211; Ankara</p>
<p>21) Muammer ÇİÇEK Sanatçı &#8211; Tokat</p>
<p>22) Belkıs ÇAKIR Sanatçı &#8211; Ankara</p>
<p>23) Asaf KOÇAK Karikatürist &#8211; Ankara</p>
<p>24) Edibe SULARI AĞBABA Misafir &#8211; İsviçre</p>
<p>25) Menekşe KAYA Sanatçı &#8211; Ankara</p>
<p>26) Koray KAYA Çoçuk &#8211; Ankara</p>
<p>27) Serpil ÇANİK Sanatçı &#8211; Ankara</p>
<p>28) Erdal AYRANCI Yönetmen &#8211; Ankara</p>
<p>29) Asım BEZİRCİ Yazar &#8211; Ankara</p>
<p>30) Sait METİN Sanatçı &#8211; Ankara</p>
<p>31) Carina Cuanna THUIJS Misafir &#8211; Hollanda</p>
<p>32) Nesimi ÇİMEN Sanatçı &#8211; İstanbul</p>
<p>33) Metin ALTIOK Şair, Yazar &#8211; Ankara</p>
<p>34) Kenan YILMAZ Otel görevlisi &#8211; Sivas</p>
<p>35) Ahmet ÖZTÜRK Otel görevlisi &#8211; Sivas</p>
<p> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p><strong>Yaralananlar: </strong></p>
<table border="0" width="54%">
<tbody>
<tr>
<td>1) Aziz NESİN</td>
<td>27) Oktay SAMUR</td>
</tr>
<tr>
<td>2) Lütfiye AYDIN</td>
<td>28) Kadir ARDIÇ</td>
</tr>
<tr>
<td>3) Cafer Can AYDIN</td>
<td>29) Ahmet BAYRAM</td>
</tr>
<tr>
<td height="23">4) Aydoğan YAVAŞLI</td>
<td height="23">30) Faruk YALÇIN</td>
</tr>
<tr>
<td>5) Melahat YAVAŞLI</td>
<td>31)H.İbrahim DARBİÇER</td>
</tr>
<tr>
<td>6) Kamber ÇAKIR</td>
<td>32) Ahmet YAPAR</td>
</tr>
<tr>
<td>7) Lütfi KALELİ</td>
<td>33) Şaban YILMAZ</td>
</tr>
<tr>
<td>8 ) Serdar DOĞAN</td>
<td>34)Selahattin ÖZASLAN</td>
</tr>
<tr>
<td>9) Gülay ŞAHİN</td>
<td>35) Nurettin DARIKA</td>
</tr>
<tr>
<td>10) Makbule ÇİMEN</td>
<td>36) Sabri KANGAL</td>
</tr>
<tr>
<td>11) Nuray ÖZKAN</td>
<td>37) Birsen GÜNDÜZ</td>
</tr>
<tr>
<td>12) Bülent DAYLAŞLI</td>
<td>38) Mustafa GÖKTEKİN</td>
</tr>
<tr>
<td>13) Faruk DAYLAŞLI</td>
<td>39) Turan KESER</td>
</tr>
<tr>
<td>14) Bedia ATMACA</td>
<td>40) Erkan KILIÇ</td>
</tr>
<tr>
<td>15) Şadiye TANIŞ</td>
<td>41) Şükrü GÜLMEZ</td>
</tr>
<tr>
<td height="25">16) İnci ŞENER</td>
<td height="25">42) Bilal KALE</td>
</tr>
<tr>
<td>17) Nevzat ÇİĞDAMLI</td>
<td>43) Ali SERTAŞ</td>
</tr>
<tr>
<td>18) Ünal ALTUNAY</td>
<td>44) Çiğdem GÜLHAN</td>
</tr>
<tr>
<td>19) Ali UYGUR</td>
<td>45) Mecit ÜNAL</td>
</tr>
<tr>
<td>20) Hasan YILDIRIM</td>
<td>46) Hidayet ÖZDEN</td>
</tr>
<tr>
<td>21) A. Turan ONAK</td>
<td>47) Solmaz YILMAZ</td>
</tr>
<tr>
<td>22) Mustafa KAYA</td>
<td>48) Zülali BİLGİN</td>
</tr>
<tr>
<td>23) Erdal KOÇ</td>
<td>49) Seyit İNAT</td>
</tr>
<tr>
<td>24) Rukiye GÜLER</td>
<td>50) Ersin GÜREN</td>
</tr>
<tr>
<td>25) Adem ŞAHİN</td>
<td>51) Salim CEBENAY</td>
</tr>
<tr>
<td>26) Ercan DEVELİ</td>
<td> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Otelden yara almadan kurtulanlar</strong></p>
<table border="0" width="54%">
<tbody>
<tr>
<td>1) Arif SAĞ</td>
<td>21) Neval OĞAN</td>
</tr>
<tr>
<td>2) Yıldız SAĞ</td>
<td>22) Tuncay YILMAZ</td>
</tr>
<tr>
<td>3) Murtaza DEMİR</td>
<td>23) Demet IŞIK</td>
</tr>
<tr>
<td>4) Ali ÇAĞAN</td>
<td>24) Elif DUMANLI</td>
</tr>
<tr>
<td>5) Haydar ÜNAL</td>
<td>25) Murat KILIÇ</td>
</tr>
<tr>
<td>6) Yüksel YILDIRIM</td>
<td>26) İclal KARAKUŞ</td>
</tr>
<tr>
<td>7) Ali BALKIZ</td>
<td>27) Ertan KARTAL</td>
</tr>
<tr>
<td>8 ) Ali BAŞTUĞ</td>
<td>28) Ali Rıza KOÇYİĞİT</td>
</tr>
<tr>
<td>9) Ali DOĞAN</td>
<td>29) Mustafa TÜRKAN</td>
</tr>
<tr>
<td>10) Ayben KOP</td>
<td>30) Rıza AYDOĞMUŞ</td>
</tr>
<tr>
<td>11) Ali YÜCE</td>
<td>31) Mehmet AYDOĞMUŞ</td>
</tr>
<tr>
<td>12) Nimet YÜCE</td>
<td>32) Deniz HUNAR</td>
</tr>
<tr>
<td>13) Celal YILDIZ</td>
<td>33) Ferhun ATEŞ</td>
</tr>
<tr>
<td>14) Nurhan METİN</td>
<td>34) Cevat GERAY</td>
</tr>
<tr>
<td>15) Cem CELASUN</td>
<td>35) Gülsen GERAY</td>
</tr>
<tr>
<td>16) Zerrin TAŞPINAR</td>
<td>36) Olgun ŞENSOY</td>
</tr>
<tr>
<td>17) Mehtap YÜCEL</td>
<td>37) Nuray ÖZKAN</td>
</tr>
<tr>
<td>18) Hülya KADEROĞLU</td>
<td>38) Cevat ÜSTÜN</td>
</tr>
<tr>
<td>19) Battal PEHLİVAN</td>
<td>39) Hidayet KARAKUŞ</td>
</tr>
<tr>
<td>20) Türkân PEHLİVAN</td>
<td>40) İ. Cem ERSEVEN</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p><strong>Yaralanan polisler:</strong></p>
<table border="0" width="55%">
<tbody>
<tr>
<td>1) Doğukan ÖNER</td>
<td>İl Emniyet Müdürü</td>
</tr>
<tr>
<td>2) Rahim ÇALIŞKAN</td>
<td>Emniyet Müd. Yrd.</td>
</tr>
<tr>
<td>3) Mustafa UZUN</td>
<td>Şube Müdürü</td>
</tr>
<tr>
<td>4) Yaşar TEMEL</td>
<td>Başkomiser</td>
</tr>
<tr>
<td>5) İbrahim KURŞUN</td>
<td>Komiser</td>
</tr>
<tr>
<td>6) Sönmez KAYIŞ</td>
<td>Polis Memuru</td>
</tr>
<tr>
<td>7) Ramazan KARATAŞ</td>
<td>Polis Memuru</td>
</tr>
<tr>
<td>8 ) Bülent DAMLACI</td>
<td>Polis Memuru</td>
</tr>
<tr>
<td>9) Nevzat GÜNDOĞDU</td>
<td>Polis Memuru</td>
</tr>
<tr>
<td>10) Ersoy KARA</td>
<td>Polis Memuru</td>
</tr>
<tr>
<td>11) Şaban AKIN</td>
<td>Polis Memuru</td>
</tr>
<tr>
<td>12) Salim ŞEN</td>
<td>Polis Memuru</td>
</tr>
<tr>
<td>13) Hüseyin YÜKSEL</td>
<td>Polis Memuru</td>
</tr>
<tr>
<td>14) Sebahattin DİNÇ</td>
<td>Polis Memuru</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>(Kaynak: <strong>Sivas Kitabı</strong>, Edebiyatçılar Derneği Yayını, s.335-37)</p>
<p> </p>
<p><strong>d) Devlet yetkilileri ne dedi? </strong></p>
<p>Sivas’ta eli sopalı, taşlı, zincirli onbini aşkın saldırgan, insan avındaydı. Korkunç durum, Başbakana, İçişleri Bakanı’na defalarca bildirildiği halde herhangi bir yardım gelmedi ve önlem alınmadı. 35 insan yakılarak feci şekilde katledildi. Böyle bir ortamda Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ;<strong>“Halkla güvenlik güçlerini karşı karşıya getirmeyiniz”</strong> diyor, ilgilileri uyarıyordu. Cumhurbaşkanının “halk”tan kastettiği oteli kuşatan saldırgan kalabalıktı. Gerçi Süleyman Demirel, politik yaşama kazandırdığı, “Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz” şeklindeki veciz sözü ile tarafını çoktan açıklamıştı.</p>
<p>Başbakan Tansu Çiller ise, <strong>“Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir”</strong> diyebiliyordu. Daha sonra TBMM’de yaptığı bir konuşmada da Van’da yakılan bir oteli, Sivas’takiyle karıştırmış ve “Bir vatandaş, sigortadan para almak için sigortalı oteli yakmıştır” demişti. Bir başbakan, ülke sorunlarına ve toplumsal gelişmelere bu denli duyarsız olabiliyordu.</p>
<p>Ülkenin iç asayişinden sorumlu bir yetkilisi, İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu, otele yapılan saldırıyı,<strong> “Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir”</strong> şeklinde yorumlayarak saldırganları mazur göstermiştir.</p>
<p>Devlet yetkililerinin açıkça taraf tutmaları, güvenlik güçlerinin ilk soruşturmasını da etkilemiştir. Saldırı öncesinde, sırasında ve sonrasında yeterince önlem alınmadığından insanlar yakılmış, saldırgan katiller ellerini kolllarını sallayarak kent dışına çıkmış ve izlerini kaybettirmişlerdir. 10-15 bin saldırgandan ancak 35 kişi, katliamdan bir gün sonra gözaltına alınmıştır. Artan toplumsal tepkiler sonucu, gözaltına alınanların sayısı daha sonra 190’a çıkarıldı. Gözaltına alınanlar hakkında Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasına muhalafetten dolayı soruşturma başlatılmış, fezlekeler bu doğrultuda hazırlanarak Cumhuriyet Savcılığı’na sevkedilmişlerdir. Soruşturmanın bu yetersiz çerçevede kalması sonucu, 190 kişiden 124’ü tutuklanmış, geri kalanlar serbest bırakılmışlardır.</p>
<p>Olay, rejime yönelik ve arkasında ırkçı-şeriatçı örgütlerin bulunduğu siyasal bir gelişme şeklinde ele alınmadı. Hukuki süreç bu yönde işletilmedi. Böylece, 35 kişinin katledilmesine, 60 kişinin ağır yaralanmasına, onlarca arabanın yakılmasına neden olan katliamın düzenleyicileri olan ırkçı-şeriatçı örgütler ve katliamda kusuru bulunan sorumlular ortaya çıkarılmadı.</p>
<p><strong>e) Sivas Valiliğinin Raporu </strong></p>
<p>Sivas Valisi Ahmet KARABİLGİN, katliamla ilgili olarak hazırladığı bir raporu İçişleri Bakanlığına sunar:</p>
<p><strong>Olay Öncesi İstihbarat </strong></p>
<p>01. 07. 1993 Perşembe günü, İl Merkezinde başlayacak olan ve aralarında Aziz NESİN’in bulunduğu birçok yazar ve sanatçının katılacağı 4. Geleneksel Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri’ni protesto etmek amacıyla, 30. 06. 1993 günü ‘gizli’ olarak, ‘Ek &#8211; 1’de sunulan bildiri dağıtılmıştır.</p>
<p>Konunun hassasiyetinden dolayı, etkinlik programı ve Aziz Nesin aleyhindeki bildiri Emniyet Müdürlüğü’ne faksla iletilmiştir.</p>
<p><strong>II. Olayın Başlangıcı ve Seyri </strong></p>
<p>2 Temmuz 1993 Cuma</p>
<p>- Paşa Camii önünde görevli emniyet ekibi (3860 kodlu) tarafından, Paşa Camii ve Meydan Camii’nden, Cuma namazından çıkan 500-1000 kadar kişiden oluşan grubun dört koldan Hükümet Konağı’na doğru ilerledikleri bildirilmiştir. (13.30)</p>
<p>- Hükümet Meydanı gerisinde oluşturulan polis barikatını aşan yaklaşık 2 bin kişi, maydanda, “Vali istifa”,”zafer İslam’ın”,”Şeytan Aziz”,” İslamiyet’i ezdirmeyeceğiz” vb. sloganlar atmışlardır. (13.40)</p>
<p>- Sayıları yaklaşık 3 bini bulan grup, Osmanpaşa Caddesi ve Buruciye Medresesi civarında benzer sloganları yinelemiştir. (13.55)</p>
<p>- 3 bin 500 dolaylarında gösterici, Kültür Merkezi önüne gelmiş ve içerdeki karşıt grupla slogan mücadelesi başlamış, çatışma polis tarafından önlenmiştir. (14.10)</p>
<p>- Kültür Merkezi’nden ayrılan grubun sayısı, 4-5 bini bulmuştur. (14.40)</p>
<p>- Grup, Buriciye Medresesi’ne gelmiştir. (14.45)</p>
<p>- Buriciye Medresesi önünden Hükümet Meydanı’na geçen 6 bin dolayındaki gösterici, aynı sloganları tekrarlamışlardır. (14.50)</p>
<p>- Grup, Hükümet Meydanı’ndan Atatürk Caddesi’ne yönelmiştir. (15.00)</p>
<p>- Atatürk Caddesi’nden yeniden Hükümet Meydanı’na gelinirken, sayı yaklaşık 8-9 bini bulmuştur. (15.10)</p>
<p>- Hükümet Meydanı’ndan İstasyon Caddesi yoluyla Kültür Merkezi’ne gelen göstericiler, bir gün önce dikilen anıtı kısmen tahrip etmiş; Kültür Merkezi içindeki karşıt grupla taşlı sopalı çatışma, polisçe, fazla büyümeden, zor kullanılarak önlenmiştir. (15.30)</p>
<p>- Valilik tarafından görevlendirilen Belediye Başkanı, Kültür Merkezi önündeki topluluğu sakinleştirmek için bir konuşma yapmıştır. (15.48)</p>
<p>- Kültür Merkezi’nden İstasyon Caddesi yoluyla yeniden Hükümet Meydanı’na ve Madımak Oteli civarına gelen yaklaşık 10 bin kişilik gösterici grubu, slogan atmaya devam etmiştir. (15.55)</p>
<p>- Madımak Oteli önünde toplanan yaklaşık 15 bin göstericiye, Valilik’ten gelen istek üzerine, Belediye Başkanı ve Büyük Birlik Partisi İlçe Başkanı birer konuşma yapmışlardır. (18.00)</p>
<p>- Belediye İtfaiye araçları, Hükümet Meydanı’na gelmiştir. (18.30)</p>
<p>- Kültür Merkezi önündeki heykel, belediye garajına konulmak amacıyla Meydan’dan geçirilirken, topluluk tarafından Madımak Oteli önüne getirilmiştir. (19.14)</p>
<p>- Madımak Oteli önündeki araçlar ve heykel ateşe verilmiştir. (19.50)</p>
<p>- Otele yaklaşmak isteyen itfaiye araçlarına, göstericiler yere yatarak engel olmuşlardır. (20.00)</p>
<p>- İtfaiye, otele güçlükle yaklaşabilmiştir. (20.05)</p>
<p>- Yangın Otele de sıçramıştır. (20.10)</p>
<p>- Afyon Sokak’tan (arka taraftan) gelen itfaiye, yangını söndürmeye başlamıştır. (20.20)</p>
<p>- Hükümet Meydanı’na gelen göstericiler, Hükümet Konağı’nı taşlamaya ve slogan atmaya başlamışlardır. (20.40)</p>
<p>- Güvenlik kuvvetleri havaya ateş etmiş ve göstericiler dağılmaya başlamıştır. (20.50)</p>
<p>- Kalabalık, küçük gruplar halinde şehrin çeşitli kesimlerine yayılmıştır. (21.00)</p>
<p>- Atatürk &#8211; Kongre ve Etnografya Müzesi önünde bulunan Atatürk Büstü tahrip edilmiştir. (21.40)</p>
<p>- Sayın İçişleri Bakanı Valiliğe gelerek, olaylarla ilgili bilgi almıştır. (22.00)</p>
<p>- Valilikçe ilan edilen ”sokağa çıkma yasağı” ile birlikte, güvenlik güçleri şehirde tam bir hâkimiyet sağlamışlardır. (23.00)</p>
<p><strong>III. Olayın Nedeni </strong></p>
<p>Olayların asıl nedeni, dinsiz olduğunu birçok kez açıklayan yazar Aziz Nesin’i bahane eden irtica yanlısı ve devlet düşmanı odakların, fırsattan yararlanıp, halkı, işsiz, güçsüz kişileri galeyana getirmesi ve istismar etmesidir.</p>
<p>Olaylar, idarenin elinde olmayan, kanunsuz göstericiler karşısında eldeki güvenlik güçlerinin kesin üstünlüğünü imkansız kılan bir gelişim seyretmiştir. Gelişmeler, dakika dakika hükümet yetkililerine ve üst düzey yöneticilere iletilmiştir.</p>
<p>Çeşitli camilerden çıkan ve normal bir kalabalık içinde küçük gruplar halinde değişik yönlerden gelen göstericiler, bir anda Hükümet Konağı önünde kanunsuz gösterilerine başladılar. 13.30 dolaylarında başlayan bu ilk olay üzerine, derhal Emniyet ve Jandarma üsleri ile yaptığım haberleşmede, başlayan olaya karşı alınacak önlemler değerlendirilmeye ve uygulamaya sokulmuştur. Olayın, ilk dakikalarında yarattığı izlenim, toplanan kişilerin hemen dağılıp gidecekleri şeklinde olmuştur.</p>
<p>Topluluğun Hükümet Konağı önünden ayrılmayıp slogan atmayı sürdürdükleri ve yere oturmaya başladıkları görüldüğünde, işin ciddiyeti anlaşılmış ve saat 13.45’te, yani olayın başlamasından 15 dakika sonra, Tugay Komutanı’ndan askeri güç talebinde bulunulmuştur. 13.45’te başlayan ve aralıklarla süren takviye kuvvet isteme talebine gecikerek karşılık verilmiştir. Hazırlandığı bildirilen kırk kişilik ilk kuvvet, Hükümet Konağı önüne ancak saat 16.00 dolaylarında ulaşmıştır.</p>
<p>Saat 19.10’da Genelkurmay Başkanı ile yaptığım telefon görüşmesine kadar, Tugay güçlerinin olay mahalline sevki mümkün olamamıştır. Sayın Genelkurmay Başkanı bu telefon görüşmesinde, Tugay’ın tüm gücünün olaylara müdahale etmek üzere kullanılacağını bildirmiştir. Saat 19.45’te, göstericiler kundaklanmış Madımak Oteli’ne girmek üzereyken, Tugay’ın son gelen ek gücü, koşar adımla kalabalığa müdahale etmeye çalışmış, ama kalabalığı yaramamıştır. Tugay takviyesinin en son anda, saldırganlar otele girmek üzereyken ulaşmakta olduğu, deşifre edilecek Emniyet telsiz konuşmalarından, Emniyet Müdürü ile yaptığım haberleşmelerden de anlaşılmaktadır.</p>
<p>Bu kritik anda yanımda bulunan İl Jandarma Komutanı’nın emri ile Jandarma timinin havaya ateş açması, olayların daha vahim noktalara gitmesini önlemede etkin olmuştur.</p>
<p><strong>IV. Son Değerlendirme </strong></p>
<p><strong>1.</strong> Kanunsuz bir toplum olayına dönüşeceği yönünde kesin bir belirti bulunmamasına rağmen her türlü güvenlik önleminin alındığı etkinliklerde fanatik bir grubun çıkarttığı olayın, daha önceki yıllarda yaşanan ve tüm şehri kaplayan mezhepler arası çatışmaya dönüşmemesi, güvenlik güçlerinin halk üzerine ateş edip olayları daha da alevlendirmesi yanlışlığına düşülmemesi yönünde her türlü duyarlılık gösterilmiştir.</p>
<p>Keza aynı yaklaşım, Sayın Başbakan’ımız ve İçişleri Bakanı’mızla yaptığım telefon görüşmelerinde, ‘Gösteriler içindeki halkın, güvenlik güçlerinin ve saldırıya hedef olan misafirlerin hepsinin korunması zorunluluğu olmadıkça kuvvete başvurulmaması’ şeklinde tekrar edilmiş ve bu yönde talimatlar alınmıştır.</p>
<p><strong>2.</strong> İlk anda kuvvete başvurup, grubun tüm şehre yayılması; olayların tüm şehri kaplaması ve sayıca yetersiz güvenlik güçlerinin şehre yayılan olaylar karşısında iyice güçsüz bir duruma düşmesi ve olayların daha büyük facialara dönüşmesi sonuçlarını yaratabilirdi.</p>
<p><strong>3.</strong> Çevre illerden gelen takviye güçler, 25-30 sayıları mertebesinde kalmış, Tugay’ın tüm gücünün bir anda seferber edilmemesi de, mevcut güvenlik kadrosuna yeterli desteğin zamanında katılamaması sonucunu doğurmuştur.</p>
<p><strong>V. Sonuç </strong></p>
<p>Sonuç olarak, yaşanan üzücü olayın öncesinde, olay sırasında ve sonrasında, eldeki tüm olanaklar ve güvenlik gücü kullanılmaya çalışılarak, ilimizde bulunan askeri birlik, 5. Piyade Er Eğitim Tugay Komutanlığı’ndan, İçişleri Bakanlığı Sayın Müsteşarı’nın bilgisi altında Kayseri ve Tokat illerinden; ilimiz Hafik, Yıldızeli, Kangal, Şarkışla ve Zara Kaymakamlarından takviye kuvvet zamanında istenilmiş, Sayın Başbakan’a, Sayın İçişleri Bakanı’na, Sayın İçişleri Bakanlığı Müsteşarı’na, uçak ve helikopterle takviye gönderilmesi talebi arz edilmiştir. Yaşanan bu üzücü olayda, Valiliğimiz yasal ve idari her türlü çareye başvurmuş, gerekli makamlarla haberleşme ve koordinasyon içinde bulunmuştur. Dünyanın her yerinde, ülkemizin birçok yerleşim merkezinde de yapılması gereken en temel iş, olayları sınırlamak ve büyümesini engellemektir. Bu çerçevede Valiliğimiz görevlerini eksiksiz olarak yerine getirmiştir.</p>
<p><strong>f) Tahrik mi, Tertip mi? </strong></p>
<p>Devletin Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakan düzeyindeki yetkililerinin olaya yaklaşımları, yakılanların bunu sanki hak ettiği yolundadır. Saldırganlara yönelik herhangi bir tutum alınmasına karşı çıkmakta, olayın tahrike bağlı bir duyarlık olduğunu iddia etmektedirler.</p>
<p>Böyle bir tutum, etkilerini göstermekte gecikmedi. Nitekim Emniyet Müdürü ile Vali hemen görevden alınır. Katliam soruşturması, Aziz NESİN’in tahrikleri ekseninde yürütülür.</p>
<p>Emniyet tahkikatı bu yöndedir ve Savcılık da böyle bir yol tutturmuştur. Cumhuriyet Savcılığı soruşturmasında, katliamı planlayan ve başlatan örgütler üzerinde durulmamış; saldırı Aziz NESİN’ın tahriklerine bağlanmış ve iddianame, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasına muhalefet temelinde hazırlanmıştır. (Sivas Savcısının hazırladığı iddianame: Hazırlık 1993/2460, Sivas Asliye Ceza Mahkemesi)</p>
<p>Ankara DGM Savcılarının 1 Nolu DGM’ye sunduğu iddianamede de,<em> “Sivas’ta Pir Sultan Şenlikleri ve bu şenliklere katılan, bir konuşma da yapan, Aziz NESİN gibi dini inkâr etmekten öte, İslâm dinini küçültücü, aşağılayıcı bir kitabı da neşrettiren, Türk halkına aptal demekten çekinmeyen kişilerin davet edilmesi”</em> gibi ifadelere yer verilmiştir. 8 DGM Savcıları da, katliamı planlayanları ve başlatan örgütleri ortaya çıkarmaktan yana olmamış ve olayları Aziz NESİN’in tahrikine bağlamışlardır.</p>
<p>Ankara 1 Nolu DGM de gerekçeli kararında (E: 1993/106, K: 1994/190), saldırıyı ve katliamı Aziz NESİN’in tahrikine bağlayarak olaylarda bir örgüt aramanın gereksiz olduğuna karar vermiş, sanıkların cezasında da dörtte bir oranında indirim uygulamıştır.</p>
<p>Oysa saldırının ve katliamın örgütlü olarak planlandığına dair tanık ifadeleri ve belgeler bulunmaktadır. Üstelik bunların tümü mahkemeye sunulmuştur. Olaylardan iki gün önce kentte, <strong>“Müslüman Kamuoyuna”</strong> başlıklı bir bildirinin dağıtıldığını belirtmiştik. Şenliklerin birinci gününün akşamı, <strong>“Halkımıza Çağrı” </strong>başlığı taşıyan ikinci bir bildirinin dağıtıldığı da vurgulanmıştı. Malatya Valisi, saldırıdan bir gün önce bir otobüs dolusu <strong>Aczmendi </strong>militanının Malatya’dan Sivas’a geldiğini, basına söylemiştir. Yine daha önce aktardığımız gibi, şenliklerin birinci ve ikinci günleri, Sivas’taki yerel sağ basın organları (Hürdoğan, Bizim Sivas, Hakikat, Anadolu, Yeni Ülke vb.) dağıtılan bildirilerin içeriğine uygun ve tahrik edici yazılar yayımlamışlardır.</p>
<p>Bu yazılı kaynaklara ek olarak, TBMM’nin olayla ilgili kurduğu Araştırma Komisyonuna ifade veren çeşitli görevlilerin anlatımları da ilginç bilgilerle yüklüdür.</p>
<p>O günlerde Sivas Emniyet Müdürü olan <strong>Doğukan ÖNER</strong>: “<em>&#8230; Bu Perşembe günü de, Aziz NESİN Buriciye Medresesine gitmiş, Buriciye Medresesinde öğleye kadar kitap imzalamış, o akşama kadar belirli yerlerde gezmiş. O akşam çıkıp Madımak Oteli’ne gitmiş. Gece saat 21.00’de bir tek siyasi şubemizin korumasıyla birlikte yanında 8 kişi ile Madımak Oteli’nden çıkmışlar, Atatürk Caddesinden inmiş aşağıya; orada Sarayhan Restorantı var; Sarayhan Restorantına yaya gitmişler. Orada içki içtikten sonra da yine yaya olarak aynı ekiple o şekilde gitmişler. Yani ben şunu arz etmek istiyorum, yani olay bir tek Aziz NESİN’e yönelik olan bir hadise değildir. </em></p>
<p><em>“&#8230; Bu işte kesin provokasyon vardır. Bu işte kesin dışarıdan gelme birtakım güçler vardır. İlk defa camiye gittiğim zaman o caminin ön tarafında belirli birtakım gruplar vardı&#8230; Ben o grupları Madımak önünde görmedim&#8230;” </em></p>
<p><strong>Mehmet YILDIZ</strong> (Sivas Emniyet Asayiş Müdürü): <em>“Heykel getirildi, topluluğun önüne atıldı. Atılınca gerçekten insanlar artık çok çılgınca hareket ediyorlardı. Dişleriyle dahi ısıranları gördük, kafasını vuranları gördük&#8230; Paşa Camisinden anons edilince, diyelim ki 200 kişi pankart astı. Amerikan Bayrağını yaktılar&#8230;” </em></p>
<p><strong>Millet Partisi İl Başkanı: </strong><em>“Paşa Camisinde namaz bitmişti, bir kısım imamı beklemeden namaz biter bitmez dışarıda bir gürültü patırdı oldu&#8230; Amerikan Bayrağının yakılışını bizzat gördüm. Pankartı da cami duvarında asılı olarak gördük.” </em></p>
<p><strong>Dr. Hüseyin POLAT</strong> (Tabibler Odası Başkanı):<em>“Öncelikle bu saldırı devlete karşı yapıldı. Laik Cumhuriyete ve Atatürk’e karşı yapıldı. Belediye Başkanı ‘Gazanız mübarek olsun’ diyerek manevi destek verdi.” </em></p>
<p><strong>Mehmet TALAY</strong> (Kültür Bakanlığı Sivas İl Müdürü): “Aziz NESİN Sivas’a ilk kez gelmedi. Aziz NESİN bundan yedi, sekiz ay veya bir sene kadar önce kitap imza gününe gelmişti. Sonra Aziz NESİN’in konuştuğu gün Perşembe günü, olaylar 24 saat sonra çıkıyor. Tepki olarak olsaydı aynı gün tepki olurdu&#8230;”</p>
<p><strong>Şakir ŞEKER (ANAP İl Başkanı): </strong>”Caminin içinden insanlar çıkmaya başladığı anda, 20 veya 25 kişilik namazla hiç alakası olmayan ve namaz kılmayan bir grup, bahçede namaz kılan yere gelir ve bunlar bir pankart açarlar, arkasından da bir Amerikan Bayrağı ateşe verilir&#8230;” 10</p>
<p>Yine kamu tanıklarından Emniyet görevlileri İzzet KARADAĞ, Erol ÇÖL, Refik SUNGUR, Nazım GÜNAYDIN, Orhan Veli KARADAYI, Mehmet ÖZBEK, Ömer Faruk ÜNAL hazırlık ifadelerinde ve Mahkemedeki ifadelerinde saldırının ve katliamın organizeli olduğunu belirtmişlerdir. 11</p>
<p>Belgelerden ve tanıkların anlatımlarından anlaşıldığı gibi, Sivas katliamı tahrik sonucu değil, örgütlü ve planlı hazırlıkların sonunda gerçekleşmiştir.</p>
<p><strong>g) Yargı Süreci </strong></p>
<p>Katliamdan birkaç gün sonra soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma ve yargılamanın gelişimi şöyledir:</p>
<p><strong>1)</strong> Sivas C. Başsavcılığı, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasına muhalefetten dolayı bazı kişiler hakkında soruşturma başlatır ve Sivas 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde kamu davası açar. Sivas 2. Asliye Ceza Mahkemesi de 23. 08. 1993 gün, 1993/302 Esas, 1993/315 kararıyla, kamu güvenliği yönünden davayı Ankara Asliye Ceza Mahkemesine gönderir. Ankara 19. Asliye Ceza Mahkemesinin 1993/1185 E. Kararıyla dava Ankara DGM’ye gönderilir.</p>
<p><strong>2)</strong> Sivas C. Başsavcılığı, ayrıca 22. 07. 1993 gün ve 1993/2212 Hz. Sayılı iddianamesiyle Sivas Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açar. Mahkeme de kamu güvenliği nedeniyle dava dosyasını Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderir. Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi de, oluşumunun DGM’yi ilgilendirdiği gerekçesiyle 11. 10. 1993 gün, 1993/169 E., 1993/150 sayılı kararıyla davayı Ankara DGM’ye gönderir.</p>
<p><strong>3)</strong> Sivas İli, Kayseri DGM kapsamındadır. Bu yüzden, Kayseri DGM Savcılığı da soruşturma başlatır. Sonra 25. 08. 1993 gün, 1993/175 Esas, 1993/197 sayılı kararıyla davayı kamu düzeni bakımından Ankara DGM’ye gönderir.</p>
<p><strong>4)</strong> Ankara DGM, kendisine gönderilen dava dosyaları hakkında 27. 10. 1993 tarih ve 1993/129 Esas, 1993/109 sayılı kararıyla görevsizlik kararı verir. Böylece Mahkemeler arasında uyuşmazlık sonucu dava dosyası Yargıtay’a gider. Yargıtay 16. Ceza Dairesi de 08. 11. 1993 gün ve 1993/11824 Esas, 1993/11804 sayılı kararıyla Ankara DGM’nin yetkili olduğuna karar verir.</p>
<p><strong>5)</strong> Ankara DGM, gerek Asliye Cezada açılan davaların dosyasını, gerekse Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dosyayı 1993/106 Esas kararıyla birleştirir. Sonuçta dava, Ankara 1 nolu DGM’de açılmıştır.</p>
<p>Görüldüğü gibi, saldırı ve katliam sırasında Emniyet, suçluları yakalamada oldukça pasif kalmış; Sivas’ın dışından gelen saldırganlar kolaylıkla Sivas’ı terketmişlerdir. Sonradan gözaltına alınanların tümüne yakını Sivas’ta oturanlardır.</p>
<p>Yargı sürecinde dava dosyası, Kayseri DGM, Sivas, Ankara Asliye ve Ağır Ceza Mahkemeleriyle, Ankara DGM ve Yargıtay arasında uzun süre dolaştırılmıştır. Böylece sıcağı sıcağına soruşturma başlatılmadığı gibi, suçluların çoğunluğu çoktan kayıplara karışmışlardır.</p>
<p>35 kişinin ölümüne, 60 kişinin yaralanmasına neden olan bu katliamın soruşturulmasına, yargılanmasına etki eden veya engellemeye çalışan gizli güçler mi vardır? Burası tartışma konusu olmuştur.Ama katliamın öncesi, sonrası ve yargılama süresinde saldırganların korunduğuna, basın ve kamuoyu tanık olmuştur.</p>
<p>Ankara 1 nolu DGM’ye sunulan iddianamede Sivas Katliamı şöyle anlatılmaktadır:</p>
<p><strong>“İDDİANAME: </strong><em>02. 07. 1993 Cuma günü her yıl olduğu gibi Banaz Köyü’nde yapılmakta olduğu söylenilen Pir Sultan Abdal Şenlikleri’nin bu yıl Sivas şehrine dikilen Pir Sultan Abdal Abidesi’nin açılışı nedeniyle Sivas il merkezinde yapılmış olması, toplantıya İslam dünyasında tepki yaratan Şeytan Ayetleri Kitabı’nı Türkiye’de de yayınlayan Aziz Nesin’in davet edilmesinin, il içinde olumsuz bir ortamın doğmasına neden olduğu gözlenmiştir. Sivas ilinde yaşayan vatandaşların bu duruma hassasiyetlerini gösterecekleri ve bir büyük olayın geleceği önceden bilinmesi de bir yana, yasal ve emniyet tedbirlerinin bu tür olayları önlemede etkin bir çare olamayacağı açıktır&#8230; </em></p>
<p><em>“İslam dünyasında tepki yaratan ‘Şeytan Ayetleri’ kitabının Türkiye’de yayınlanmasını yürüten ve Türk toplumunda sergilediği hareketleriyle hiç de iyi izlenim bırakmayan Aziz Nesin’in bu merasime (4. Pir Sultan Abdal şenliği) davet edilmesi, geleneksel olarak Pir Sultan Abdal Şenlikleri’nin her yıl Banaz Köyü’nde yapıldığını düşünürsek, bu şenliğin Sivas İl Merkezi’ne getirilmesi; kamu davasındaki bu olayı hazırlamıştır. </em></p>
<p><em>“İşte 02. 07. 1993 gününün Cuma olması ve camilerden çıkan halkın, fanatik dincilerin yönlendirmesiyle, yetkililerce olayın önlenmesi için yeterli tedbirin alınmaması ve geciktirilmesi, </em></p>
<p><em>“Ayrıca, fanatik toplulukça şenlikten bir gün önce il merkezinde yayınlanan gazetelerde açıklamalar yapılması ve halkı kışkırtan bildiriler dağıtılması; </em></p>
<p><em>“Hele hele Aziz Nesin’in İslam Dini’ne karşı tutum ve davranışları ve açıklamaları; </em></p>
<p><em>“Kapalı bir salonda düzenlenen toplantıda terör örgütü militanları için saygı duruşunda bulunulması;</em></p>
<p><em>“Eylemin hazırlayıcı nedenleri arasında sayılabilir. </em></p>
<p>Sivas ilinde meydana gelen bu vahim olay için de, ‘Bu şenlik neden İl Merkezi’nde yapılmıştır, neden Cuma gününe rastlatılmıştır, neden genelde halk tarafından hareketleri hiç de hoş karşılanmayan Aziz Nesin şenliğe davet edilmiş, kendisine konuşmalar yapma imkanı tanınmış, neden şenlikle hiç ilgisi olmayan terör örgütü militanları için saygı duruşunda bulunulmuştur?’ soruları cevapsız kalmaktadır.</p>
<p>“Bir yanda ‘Marksist-Leninist’ düzene dayalı devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelik oluşturulan yasa dışı terör örgütleri, özellikle PKK terör örgütünün; bir yanda fanatik dincilerin laik devlet düzenini cebren ilga edilip, yerine şeriat devlet düzeninin getirilmesine ilişkin;</p>
<p>“&#8230; Çalışmaları Sivas olayında tahrik ve teşvik şeklinde görüntülenerek gövde ve güç gösterisi oluşturulmuştur. Olaydan bir gün önce sokağa dökülen Marksist-Leninist düzene dayalı, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelik Dev-Sol, Dev-Genç, PKK terör örgütlerinin militanlarının katılmasıyla Sivas sokaklarında yapılan yürüyüş ve Aziz NESİN’in konuşmaları sergilediği tavrı, bir gün sonra meydana getirilecek olayların tahrikçisi olmuştur&#8230;” 12</p>
<p>DGM savcılarının iddianamelerinde, Pir Sultan Abdal Kültür Şenlikleri ve bu şenliğe katılanlar “Dev-Sol, Dev-Genç, PKK” örgütleriyle bağlantılı olmakla suçlanmaktadır. Bu örgütlerin Sivas’ta yürüyüş yaptıklarından sözedilmektedir. Oysa Sivas Valiliğinin ve Emniyet Müdürlüğünün raporlarında böyle bir yürüyüş olmadığı belirtilmiştir. Yine, katliamı gerçekleştiren ırkçı-şeriatçı örgütlerden hiç söz edilmemiştir. Katliamın nedenini Aziz NESİN’in tahrikine ve sol örgütlere bağlayarak savcıların, katliamı yapanlardan yana taraflı olduğu görülmektedir.</p>
<p>Davanın ilk duruşması, Ankara 1 nolu DGM’de 21. 10. 1993 günü yapıldı. Duruşmayı izlemek üzere binlerce kişi Ankara DGM önüne geldi. Binin üstünde polis Adliyenin geliş yollarını çevirmişti. Saldırganların yakınlarının ve avukatlarının dışında kimseyi Adliyeye yaklaştırılmıyorlardı. Sivas’ta katledilenlerin aileleri ve avukatları içeri alınmadılar. Emniyet güçleri, duruşmayı izlemeye gelenlere ve katledilenlerin yakınlarına acımısızca saldırdılar. Kadınları saçlarından tutarak yerlerde sürüklediler ve copladılar. Ağza alınmayacak küfür ve hakaretler yapıldı. Birçok kişi gözaltına alındı.</p>
<p>İlk duruşma böyle başladı. Yakınlarını kaybeden aileler ve müdahil avukatları sonraki duruşmalara katılma imkanı buldular. Sanıklar, her duruşmada müdahil avukatlara ve yakınlarını kaybeden ailelere sözle ve el hareketleriyle hakarette bulunuyorlardı. Mahkeme heyeti bu tür hareketlere müdahale etmiyordu.</p>
<p>Müdahil avukatlar, katliamla ilgili elde edilmiş fotoğrafları, filmleri ve benzeri belgeleri mahkemeye sundular. Mahkemeye sunulan belgelerde saldırganlar, somut olarak görülüyordu. Ancak mahkeme heyeti avukatların belgelerin incelenmesi istemini kabul etmedi. Daha sonra davanın gelişimini, tanıkların ifadelerini basından ve kamuoyundan gizlemek için gizlilik kararı alındı. Müdahil avukatlar, mahkeme heyetinin tutumunu yanlı görerek reddi hakim isteminde bulundular. Avukatların bu istemi de reddedildi.</p>
<p>Mahkemenin yanlı tutumu karşısında, müdahil avukatlar, yaptıkları bir açıklamayla duruşmalara katılmama kararı aldılar:</p>
<p><em>“&#8230;Şeriat heveslilerinin, teokratik devlet özlemcilerinin yargılandığı ve Cumhuriyet tarihimizin en önemli davalarından olan Sivas Olayları Davasının her yönüyle topluma, halkımıza açık olması gerekir. Müdahil vekileri olarak, gerekçesi ve nedenleri bile tutanağa yazılmamış olan ‘Gizlilik kararı’nın sürmesini asla benimsemeyiz, yargılamanın kamuoyundaki inandırıcılığına gölge düşmesine göz yummayı, halkın haber alma hakkının tıkanmasını içimize sindiremeyiz ve hukuka uygun bulmayız.</em></p>
<p><em>“Bu nedenle meslektaşlarımız, müdahil müvekkillerin de isteklerini göz önünde bulundurarak; mahkemelerce verilmiş bulunan ‘Gizlilik kararı’ kaldırılıncaya kadar, duruşmalar halka açık olarak yapılıncaya kadar, duruşmalara girmeme ve mahkemeyi tarihi sorumluluğu ve hukuki yanlışlığı ile baş başa bırakma kararı vermişlerdir&#8230;”</em> 13</p>
<p>Müdahil avukatların bu kararını desteklemek üzere, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi de tüm şubeleriyle açlık grevi kararını aldı. 14 Haziran 1994 günü başlayan ve18 Haziran akşamı sona eren dört günlük açlık grevine, Derneğin 35 Şubesinin tüm yönetim kadrosu katıldı. Açlık grevi süresince 100 binin üstünde kişi ve kurum temsilcisi Derneği ziyaret ederek destek verdiler. Buna ek olarak Ankara’da 200 bin bildiri dağıtıldı.</p>
<p>Bunca tepki ve uyarıya karşın, mahkeme heyeti kararında direnerek yargılamayı yürüttü. Gizlilik içinde yürütülen yargılama 26. 12. 1994’te karara bağlandı. Mahkemenin gerekçeli kararı şöyledir:</p>
<p>“<strong>Gerekçeli Karar: </strong><em>&#8230;Sivas olaylarının devlete ve laik düzene yönelik olmadığı, Aziz NESİN’in Şeytan Ayetleri kitabını yayınlamasına duyulan öfke, kin ve nefretin oluşturduğu tahrik sonucu ve Aziz NESİN’e yönelik bir eylem olduğu, kast edilen Aziz NESİN olmasına rağmen hedefde sapma sonucu 37 masum insanın ölümü ile sonuçlanan bu olayların, laik-antilaik veya mezhep çatışması olmadığı, sadece İslam dinince mukaddes sayılan değerlerin aşağılanmasına tepki gösterildiği, Aziz NESİN’in Anadolu’nun herhangi bir vilayetinde da aynı tepkiyi görebileceği, dolayısıyla şahsa yönelik eylemin bir başka amaca çekilerek kamplaşma ve kutuplaşma yaratmasının hukuki ve sosyal bir yararı olmadığı kanaatindeyiz.</em></p>
<p><em>“&#8230; Olayların müştekisi Aziz NESİN’in, Bakanlar Kurulu’nun 24. 08. 1989 tarih ve 1989/14479 sayılı kararnamesinde, yazarı Salman RÜŞDİ olan ‘Şeytan Ayetleri’ isimli kitabın Türkiye’ye sokulması ve dağıtılmasını yasakladığı, Türkiye’de bu yasağa rağmen adı geçen kitabı Aydınlık Gazetesinde yayınladığı ve bu kitabın içeriği itibarıyla Müslümanların Peygamberi ve eşlerine karşı tahrik ve tazyif edici ibarelerin bulunması sebebiyle tüm Müslüman halkı bu yayından dolayı haksız şekilde tahrik ettiği, böylece olayların çıkmasının müsebbibi bulunduğu anlaşıldığından, sanıklara tayin olunan ceza TCK’nun 51/1 maddesi gereğince ¼ nisbetinde indirilecek&#8230; hapis cezasıyla ayrı ayrı cezalandırılmalarına&#8230;“</em> (Ankara 1 nolu DGM’nin Gerekçeli Kararı, Sayfa: 461/465) 14</p>
<p>Böylece Sivas katliamı davasının 22 sanığı hakkında 15’er yıl, 3 sanığı hakkında 10’ar yıl, 54 sanığı hakkında 3’er yıl, 6 sanığı hakkında 2’şer yıl hapis cezası, 37 sanığı hakkında da beraat kararı verildi.</p>
<p>DGM’nin kararında katliamı gerçekleştiren faşist (ırkçı-şeriatçı) örgütlerden söz edilmediği gibi, katliam Cumhuriyete ve laikliğe karşı bir eylem olarak da değerlendirilmemiştir. Ama bir suçlu gerekliydi ve o da bulunmuştu: Aziz NESİN. Üstelik bu hiç de yeni bir şey değildi; devletin yetkilileri, siyasi iktidarın sözcüleri, emniyet yetkilileri ve savcılar da, Sivas katliamının örgütlü bir hareket olmadığını, Aziz NESİN’in tahrikiyle ortaya çıkmış bir tepkinin sonucu olduğunu, olayın ilk gününde açıklamışlardı.</p>
<p>Müdahil avukatlar, DGM’nin kararını taraflı, hukuka ve adalete aykırı olarak niteleyerek, ayrıntılı bir savunmayla temyiz ettiler. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Esas No: 1996/688, Karar No: 1996/4716 kararıyla, “Katliamın Cumhuriyete, Laikliğe ve Demokrasiye yönelik olduğunu” belirterek DGM’nin kararını esastan bozdu.</p>
<p>Ankara 1 nolu DGM, Yargıtay’ın bozma kararına uyarak yargılamayı yeniden başlattı. Karar, 28. 11. 1997’de açıklandı. Mahkemenin Esas No: 1996/84, Karar No: 1996/199 Gerekçeli Kararında şu ifadelere yer veriliyordu:</p>
<p>“<em>&#8230; 7-8 saatlik uzun bir zaman süreci içerisinde güvenlik görevlilerince yapılmış olan çeşitli uyarılara rağmen dağılmayarak Hükümet Konağının önünde bulunan güvenlik görevlilerini kurduğu barikatın da zorlanıp devlet ve hükümetin il’de temsilcisi olan valiye ‘Şerefsiz vali’, ‘Vali istifa’ şeklinde, yürüyüşler ve toplanmalar sırasında Cumhuriyetçilik ve laiklik ilkelerine aykırı biçimde ‘Şeriat gelecek zulüm bitecek’, ‘Cumhuriyeti burada kurduk, burada yıkacağız’, ‘Yaşasın şeriat, kahrolsun laiklik’, ‘Şeriat isteriz’, ‘Dinsiz laikler’ sloganlarının atılması, bir kısım işyeri, mesken ve araçların yakılması ‘Yak yak’ sloganları altında güvenlik görevlilerinin kurduğu barikatın cebir kullanılmak suretiyle açılıp otelin yakılması suretiyle 35 kişinin öldürülmüş ve çok sayıda kişi ve güvenlik görevlisinin yaralanmış bulunması ve nihayet Türk İnkılabının temel taşlarından birisi olan Sivas Kongresinin imzalandığı ve sonradan müzeye dönüştürülmüş bulunan bina ile önündeki Atatürk Heykelinin tahrip edilmiş olması, olayda kullanılan cebir, bir kısım icra hareketlerinin TCK’nin 146. Maddesinde belirtilen sonucu yaratmaya elverişliğinin ve Aziz NESİN’in düşünce ve davranışları bahane edilmek suretiyle Anayasal düzenin en önemli ilkelerinden olan Cumhuriyetçilik ve laiklik ilkelerinin ortadan kaldırılmasına yönelik bulunduğunu tüm açıklığı ile ortaya koymaktadır&#8230;” </em>(Gerekçeli Karar, s. 65-67)</p>
<p>DGM’nin kararında 33 sanığa idam, diğerlerine de muhtelif ağır hapis cezaları verilmiştir.</p>
<p>Mahkemenin kararı taraflarca temyiz edilmiştir Yargıtay 9. Ceza Dairesinin, 24. 12. 1998 günü verdiği kararda hapis cezaları onaylanırken, 33 idam cezası bazı usul noksanlıkları nedeniyle bozulmuştur. Dava bir kez daha DGM önündedir.</p>
<p><strong>KAYNAKLAR </strong></p>
<p>1) Zeki COŞKUN, <strong>Aleviler-Sünniler ve Öteki Sivas</strong>, s. 27</p>
<p>2) <strong>İlke Dergisi,</strong> Sayı: 58 (Ekim 1978)</p>
<p>3) <strong>PSAKD Arşivi </strong></p>
<p>4) <strong>Sivas Kitabı</strong>, Edebiyatçılar Derneği Yayını, s. 319</p>
<p>5)<strong> A.g.e.</strong>, s. 323</p>
<p>6) <strong>A.g.e.</strong>, s. 335</p>
<p>7)<strong> A.g.e</strong>., s. 330 ve Lütfi KALELİ, Sivas Katliamı, s. 41</p>
<p>8 ) <strong>Gerekçeli Karar</strong> (Ankara 1 nolu DGM: 1993/106, Karar: 1994/190)</p>
<p>9) <strong>Sivas Dosyası (</strong>TBMM Araştırma Komisyonu Dosyası)</p>
<p>10)<strong> A.g.e. </strong></p>
<p>11) Kayseri DGM Savcılığı (16. 07. 1993-KL -4)</p>
<p>12) <strong>Gerekçeli Karar</strong> (Ankara 1 nolu DGM: 1993/106, Karar: 1994/190), s. 95, 96, 111, 112</p>
<p>13) <strong>A.g.e. </strong></p>
<p>14)<strong> A.g.e. </strong></p>
<p> </p>
<p><strong>Bu bölümle ilgili geniş bilgi için şu kaynaklardan yararlanılabilir </strong></p>
<p><strong>A- Kitaplar: </strong></p>
<p>1) Muzaffer İlhan ERDOST,<strong> Üç Sivas </strong></p>
<p>2) Zeki COŞKUN, <strong>Aleviler-Sünniler ve Öteki Sivas </strong></p>
<p>3) <strong>Sivas Kitabı,</strong> Edebiyatçılar Derneği Yayını</p>
<p>4) Çetin YİĞENOĞLU, <strong>Ölü Ozanlar Kenti Sivas </strong></p>
<p>5) Ali YILDIRIM, <strong>Ateşe Semaha Durmak </strong></p>
<p>6) Ali BALKIZ, <strong>Sivas’tan Sydney’e Pir Sultan </strong></p>
<p>7) <strong>Bilinmeyen Yönleriyle Sivas Katliamı,</strong> Ayyıldız Yayınları</p>
<p>8 ) Lütfi KALELİ, <strong>Sivas Katliamı </strong></p>
<p>9) Serdar DOĞAN, <strong>Yaşamak </strong></p>
<p>10) Öner YAĞCI, <strong>Sivas’ı Unutmadık </strong></p>
<p><strong>B-Dergiler: </strong></p>
<p>1) <strong>Pir Sultan Abdal / Kültür ve Sanat Dergisi,</strong> Sayı 8, Ağustos 1993</p>
<p>2)<strong> A.g.e.</strong>, Sayı 9, Ekim 1993</p>
<p>3) <strong>A.g.e.</strong>, Sayı 10, Aralık 1993</p>
<p>4) <strong>A.g.e</strong>., Sayı 12, Haziran 1994</p>
<p>5) <strong>A.g.e</strong>., Sayı 13, Ocak 1995</p>
<p>6) <strong>A.g.e</strong>., Sayı 15, Haziran 1995</p>
<p>7) <strong>A.g.e</strong>., Sayı 16, Temmuz 1995</p>
<p>8 ) <strong>A.g.e.</strong>, Sayı 20, Eylül 1996</p>
<p>9) <strong>A.g.e</strong>., Sayı 23, Temmuz 1997</p>
<p>10) <strong>A.g.e</strong>., Sayı 24, Ekim 1997</p>
<p> </p>
<p><strong>C-Gazeteler: </strong></p>
<p>1) <strong>Cumhuriyet,</strong> 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10,11 Temmuz 1993</p>
<p>2)<strong> Miliyet,</strong> 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10 Temmuz 1993</p>
<p>3) <strong>Hürriyet,</strong> 3, 4, 5, 6, 7, 8, ,9 10 Temmuz 1993</p>
<p>4) <strong>Aydınlık,</strong> 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11 Temmuz 1993</p>
<p>5)<strong> Sonhavadis,</strong> 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9 Temmuz 1993</p>
<p>6) <strong>Tercüman,</strong> 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9 Temmuz 1993</p>
<p>7) <strong>Akşam,</strong> 3, 4, 5, 6, 7, 8 Temmuz 1993</p>
<p>8 ) <strong>Akit,</strong> 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9 Temmuz 1993</p>
<p>9) <strong>Zaman,</strong> 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9 Temmuz 1993</p>
<p>10) <strong>Sabah, </strong>3, 4, 5, 6, 7, 8 Temmuz 1993</p>
<p>11) <strong>Türkiye,</strong> 3, 4, 5, 6, 7, 8 Temmuz 1993</p>
<p><strong>*( Aleviyol araştırması )</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="center"> </p>
<p align="center"><a href="http://www.alevisiteleri.net/" target="_blank"></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hzali.net/alevi-katliamlari/sivas-madimak-alevi-katliami.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çorum Olayları: &quot;Cami bombalandı&quot; söylentisi</title>
		<link>http://www.hzali.net/alevi-katliamlari/corum-olaylari-cami-bombalandi-soylentisi.html</link>
		<comments>http://www.hzali.net/alevi-katliamlari/corum-olaylari-cami-bombalandi-soylentisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Jun 2009 13:45:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alevi Katliamları]]></category>
		<category><![CDATA[aleviler]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[çorum]]></category>
		<category><![CDATA[corum katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[çorum katliamı muhsin yazıcıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[çorum olayları]]></category>
		<category><![CDATA[çorum olayları muhsin yazıcıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[ihrarimiz budur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hzali.net/?p=84</guid>
		<description><![CDATA[Çorum Şehri yıllar boyu, Anadolu geleneksel mozaik yapısının bir örneği idi. Çorum Halkı, farklı etnik ve kültürel yaşam tarzlarına rağmen, barış içinde yanyana yaşarken, Şehir, 1980 yılı baharı ile birlikte patlamaya hazır bir bomba haline dönüşmüştü. Çorum Şehri yıllar boyu, Anadolu geleneksel mozaik yapısının bir örneği idi. Çorum Halkı, farklı etnik ve kültürel yaşam tarzlarına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><span style="font-size: small; font-family: Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;"><strong>Çorum Şehri yıllar boyu, Anadolu geleneksel mozaik yapısının bir örneği idi. Çorum Halkı, farklı etnik ve kültürel yaşam tarzlarına rağmen, barış içinde yanyana yaşarken, Şehir, 1980 yılı baharı ile birlikte patlamaya hazır bir bomba haline dönüşmüştü. </strong></span></p>
<p align="left"><img style="margin: 10px;" src="http://hzali.net/corum.gif" alt="" hspace="10" vspace="10" align="left" />Çorum Şehri yıllar boyu, Anadolu geleneksel mozaik yapısının bir örneği idi. Çorum Halkı, farklı etnik ve kültürel yaşam tarzlarına rağmen, barış içinde yanyana yaşarken, Şehir, 1980 yılı baharı ile birlikte patlamaya hazır bir bomba haline dönüşmüştü. MHP’li Gün Sazak öldürülmüş, yine bir yerlerden düğmeye basılmış, olaylar başlamıştı. O acılı ve zorlu günlerde, olayları birebir yaşamış üç arkadaşımız, bize görgü tanıklığı yaptılar, yaşadıklarını anlattılar <strong>Cemal Kelik,</strong> olaylarının olduğu 1980 yılında 15 yaşında ortaokul öğrencisiymiş. Olaylardan kısa bir süre sonra da Çorum’dan ayrılmış.</p>
<p align="left"><strong>Muzaffer Ergeldi,</strong> Çorum Olayları’nda 18 yaşında olan Ergeldi, Olaylar sırasında köyde yaşıyormuş. Bize, ilk gerginliğin Ramazan ayında köylerde başlamasının, önemli bir ayrıntı olduğunu söyledi .</p>
<p align="left"><strong>Muharrem Erdem,</strong> Olayları Çorum’da yaşamış. Aslen Çorum’un köyünden olan Erdem, Olayların olduğu yıl 38 yaşındaymış ve Merkez’de öğretmenlik yapıyormuş.</p>
<p align="left"><span id="more-84"></span></p>
<p align="left"><strong><span style="color: #ff0000;">Çorum nasıl bir kenti? Olaylardan önce verdiği görüntü nasıldı. Bize biraz anlatır mısınız? </span></strong></p>
<p align="left"><strong>Cemal Kelik;</strong> Genelde Kürt, Türk, Alevi, Sünni köyleri karışık ya da yanyana, ama sorunsuz yaşıyorlardı. Herkes birbirine saygılı idi. Alevi Sünni Sorunu gibi bir sorun olmamıştı. O zamanlar sorunlar ‘sağ sol’ meselesinden çıkardı. Çorum ikiye bölünmüştü. Birinci Olaylar’dan sonra, Sünni Vatandaşlar bile evlerini terk etmek zorunda kaldılar.</p>
<p align="left">İkinci Olaylar’la birlikte Çorum’da artık barış ortadan kalmıştı, artık ‘sağ sol’ meselesinin yerini ‘Alevi Sünni’ meselesi almıştı. Olayların başlamasına neden olanların amacı da zaten bu idi ve nitekim bunu da başarmışlardı.</p>
<p align="left"><strong>Muharrem Erdem; </strong>Çorum Şehri, Ankara ile Samsun arasında yer alır. Sanıyorum o zamanki nüfusu, 100 bin civarında idi. Etnik yapı itibarı ile Alevi, Sünni, Kürt, Türk, Çerkez karışık bir Şehir’di. Olaylar’dan önce Halklar’ın arasında herhangi bir düşmanlık yoktu. Farklı olmalarına rağmen, herkes birbirine saygılı yaşayıp gidiyordu. Ama olaylardan sonra, herşey değişti. Örneğin Sünni Bölgeleri’nde yaşayan Aleviler göç etmek zorunda kaldılar</p>
<p align="left"><strong><span style="color: #ff0000;">Olaylar başladığında nerede idiniz? </span></strong></p>
<p align="left"><strong>Kelik;</strong> Olaylar başladığında dışarıda idim. Akşama doğru ‘cami yakılıyor’ diye bir söylenti yayıldı. Zaten Çorum ikiye bölünmüştü. Sağcıların ve solcuların gittikleri okullar bile ayrı idi. Olaylar’dan sonra artık bu iyice arttı. Olaylar’ın başlaması ile birlikte barikatlar kurmak zorunda kaldık.</p>
<p align="left"><strong>Ergeldi; </strong>Köyde yaşıyordum o sıra ben. Yozgat istikametinden otobüslerle Ülkücüler’i getirip, halka saldırttılar. Birinci Çorum Olaylar’ı çıktıktan sonra, yollar kapatıldı. Yiyecek, çay, sigara sıkıntısı başladı. Halk olarak kendi gücümüzle savunmaya çalıştık kendimizi.</p>
<p align="left"><strong>Erdem;</strong> Ben Çorum’un içinde idim. Kentte, Polis’e bağlı güçlerin yarattığı gergin bir ortam vardı. Amasya‘daki 1 Mayıs gösterilerilerine gidiyorduk. Polis ve Asker yolu kesti. Polis, bizi bir odaya doldurdu ve dövdü. Halbuki 1 Mayıs yasaldı. Polis’in buna benzer yoğun tahrikleri vardı. Örneğin Polis, Eti Ortaokulu’nda okuyan gençler üzerinde hergün oyunlar oynuyordu. Tahrik edip, olay çıkartıyordu.</p>
<p align="left">Olaylar’dan kısa süre önce Gün Sazak öldürülmüştü. Bu haberle birlikte ortalık iyice gerilmişti. Herkes tedirgindi. ‘Her an olay çıkacak’, diye bekliyorduk artık. Bu yüzden de önlem almaya çalıştık. İyi ki de alınmış bu önlemler. Yoksa çok daha büyük bir katliam yaşanabilirdi. ‘Alaaddin Camii bombalandı’ söylentisi ile başlayan olayların ardından, bir taksi ana caddeden çevreyi tarayarak geçti. Zaten herşey böyle başladı. Bir anda ortalık ana baba gününe döndü ve kaos başladı.</p>
<p align="left"><strong><span style="color: #ff0000;">Olaylar sırasında Güvenlik Güçleri’nin ve Polis’in durumu nasıldı? </span></strong></p>
<p align="left"><strong>Kelik; </strong>Askerlerle bir problemimiz yoktu. İkinci Olaylar, ‘camii yakıldı’ söylentisi ve bir kaç tane polisin içip, içip sokağa çıkmaları ve havaya silah sıkmaları ile başladı. Olaylar başladıktan sonra evler yakıldı, yakınımızdaki camiiden atılan kurşunlarla arkadaşlarımızı, tanıdıklarımızı öldürdüler.</p>
<p align="left">Asker’le bir sorun olmadı ama Özel Tim ortalığı karıştırıyordu. Sivas’tan Özel Tim getirilmiş. İşte o zaman insanları taramaya başladılar.</p>
<p align="left"><strong>Erdem; </strong>Bu tahrik tamamen sivil polis tarafından yapıldı. Bizim bölgedeki bütün polis şehir dışına çıkartılmış. Halkın kendisini savunmasından başka alternatif yoktu. İnsanlar birbirleri ile o zamana kadar olmadığı kadar dayanışma içinde davrandı. Çorum halkı, ilerici, demokrat güçlerle elele vererek kendisini savundu. Eğer bu sağlanamasa idi, kayıplar çok daha fazla olurdu. Saldırıların olduğu günlerde, bir geceyarısı, yakındaki tepelerden üzerimize susturucu takılmış silahlarla kurşunlar yağmaya başladı. 20-30 kişi tepelere doğru koşmaya başladık. Tepelere varıp, onları püskürttük. Hemen ardından, ortaya ordu birlikleri çıktı. Çevremizi sardılar. Bizi suçlamaya başladılar. Nerede ise biz kendimizi savunduğumuz için suçlu duruma düşürüldük. Püskürttüğümüz grup, bütün gün Aleviler’in evlerini ateşe verdi. Yangın söndüren araçların önünü polis kesti ve yangın yerine girişlerini engelledi. Asker, yanan evleri sadece seyretti. Düşünün, sayıları onbinlere varan, sürü halinde bir kalabalık, halkın üzerine ‘allah, allah’ sesleri ile saldırıyordu. Böyle bir saldırı gerçekten beklemiyorduk.</p>
<p align="left"><strong><span style="color: #ff0000;">Kimdi bu saldıranlar? </span></strong></p>
<p align="left"><strong>Erdem;</strong> Saldıranlar, dışarıdan da getirilen MHP kökenli ülkücü Güçler’di. ‘Sağ sol’ çatışması havası verdiler önce. Sonra ‘Alevi Sünni’ çatışmasına dönüştürülmeye çalışıldı. Bu süreçte Çorum Halkı iyice siyasileşti.</p>
<p align="left"><strong>Kelik; </strong>Halk’la bir çatışma yoktu. Polis’le çatılışılırdı. Gerilim artınca Çorum Halkı da Polis’e tavır almaya başladı. Daha önce hiç bir şeye karışmayan, solculara kızan Normal Vatandaş da Polis’e tavır alması gerektiğini anlamıştı. Asıl suçluların kim olduğunu görmüştü Halk.</p>
<p align="left"><strong>Ergeldi; </strong>Ortada Güvenlik Gücü, diye bir şey yoktu. Asker öylece duruyordu. Ramazan Ayı’nda ilk gerilim başladı. Biz ekmek kavgasında olan insanlardık. İş, ekmek, eğitim istiyorduk. Önce ‘sağ sol’ meselesi ile başlatıldı. Sonra ‘Alevi Sünni’ kavgasına dönüştürüldü, gözümüzün önünde yakınlarımızı kaybettik.</p>
<p align="left"><strong><span style="color: #ff0000;">Son dönemlerde yine benzer oyunlar oynanıyor. Aynı senaryo farklı versiyonlarla yazılıyor. Size göre bunun nedeni nedir? </span></strong></p>
<p align="left"><strong>Erdem;</strong> Devlet, Osmanlı zihniyetini yaşıyor hala. Derin Devlet, İslam ve Türkçülük çerçevesinde kimi zaman dini, kimi zaman milli duyguları öne sürüyor. Çorum Olayları’nda İlericiler ve Demokratlar ile Halk bir arada hareket edemese idi ve saldırganları püskürtmese idik, Devlet hiç de ortada görünmeyecekti.</p>
<p align="left">Demokrasi Güçleri ne zaman bir araya gelip biraz güçlenmeye başlasa, Devlet aynı taktiğe başvuruyor. En ufak hak talebi, bugün bölücülük olarak adlandırılıyor. Aslında Derin Devlet’in kendisi bölücü. Çünkü çıkarları tehlikeye giriyor. Ordunun harcaması kontrol edilmeyen tek ülke Türkiye. Bunun söylemek, telaffuz etmek bile suç oluyor.</p>
<p align="left"><strong>Kelik;</strong> Devlet ve Devlet’in polisi tahrik ediyor. O zamanlar, Türkeş her tarafta yaptığını Çorum’da yapamıyordu. Bunu kırmak için yaptılar. Böylece halkı sindirmeye çalıştılar. Ergeldi; Yine benzer olaylar yapılmaya çalışılıyor. Bundan halkın bir çıkarı olamaz. Birileri bu işlerden çıkar sağlamaya çalışıyor, kargaşadan medet umuyor. Bu oyunları çok akıllıca, yeni çağa göre, döneme göre yapıyorlar.</p>
<p align="left"><strong><span style="color: #ff0000;">Siz Ülkeniz’i bu insanlara göre daha az mı seviyorsunuz? </span></strong></p>
<p align="left"><strong>Kelik; </strong>Biz Ülkemiz’i seviyoruz ve barış içinde kardeşçe yaşamak istiyorduk o Ülke’de. Ben olaylarda sonra ayrılmak zorunda kaldım. Zaten kısa süre sonra12 Eylül Darbesi yapıldı. Korkuyorduk. Demokrasiden yana olmak, İlerici olmak, Alevi olmak bizim korku içinde, tedirgin yaşamamız demekti. Suçu olmayan insanların üzerine saldırmak ve onları evlerinden barklarından etmek, vahşice öldürmek, vatanseverlik olamaz.</p>
<p align="left"><strong>Ergeldi;</strong> Öyle acı ve korku dolu günler tekrar yaşamak istemiyoruz biz. O toprağa düşmanlık ekmek herkese zarar verir. O toprağa birileri düşmanlık ekmek istedi.</p>
<p align="left"><strong>Erdem;</strong> Ben Ülkem’i çok seviyorum. Benim atalarım Kurtuluş Savaşı’nda bu ülkeyi savunmuşlar. Şimdi ‘sözde vatandaş’ deniliyor bu insanlara. İnkar Politikası, Devlet’i suç işlemeye yöneltiyor. Halk’a karşı suç işliyor Devlet.</p>
<p align="left"><strong><em>20-05-2005 </em></strong></p>
<p align="left"><strong><em><span style="color: #3300cc;">*Bu yazı, Alevilerin Sesi dergisi 84. sayısında ayın konusu olan <span style="color: #990000;">&#8220;Yükselen Milliyetcilik ve Tahrik edebiyatı”</span> başlığı altında işlenmiştir. </span></em></strong></p>
<p align="left"><strong><span style="color: #000099;">KAYNAK: </span></strong><a href="http://www.alevi.com/haberler+M52500e2b14a.html" target="_blank">http://www.alevi.com/ </a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hzali.net/alevi-katliamlari/corum-olaylari-cami-bombalandi-soylentisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>29 Mayıs 1980 &#8211; Çorum Katliamı</title>
		<link>http://www.hzali.net/alevi-katliamlari/29-mayis-1980-corum-katliami.html</link>
		<comments>http://www.hzali.net/alevi-katliamlari/29-mayis-1980-corum-katliami.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Jun 2009 13:43:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alevi Katliamları]]></category>
		<category><![CDATA[1980]]></category>
		<category><![CDATA[alecilik]]></category>
		<category><![CDATA[alevi katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[aleviler]]></category>
		<category><![CDATA[bülent ecevit]]></category>
		<category><![CDATA[corum katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[kanlı cuma]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman demirel]]></category>
		<category><![CDATA[TRT]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hzali.net/?p=82</guid>
		<description><![CDATA[Çorum katliamı, ülke genelinde işlenen siyasal cinayetlerden, okul işgallerinden, Malatya, Kahramanmaraş, Gazi katliamlarından soyutlanarak; sağ-sol grupların çatışmasıyla değerlendirilemez. Bu katliamın, emperyalist güçler ve ülkemizdeki işbirlikçilerin ortak planlarıdır, eylemleridir. Genellikle etnik ve mezhep topluluklarının iç içe yaşadığı Doğu, İç ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde gelişen toplumsal muhalefeti baskı ve katliamlarla susturmak, solcu ve Alevileri göçe zorlamayı amaçlamaktadır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="left"><img style="margin: 20px;" src="http://hzali.net/corum.gif" alt="" hspace="20" vspace="20" align="left" /><strong><span style="color: #0000ff;">Çorum katliamı, ülke genelinde işlenen siyasal cinayetlerden, okul işgallerinden, Malatya, Kahramanmaraş, Gazi katliamlarından soyutlanarak; sağ-sol grupların çatışmasıyla değerlendirilemez. Bu katliamın, emperyalist güçler ve ülkemizdeki işbirlikçilerin ortak planlarıdır, eylemleridir. </span></strong></p>
<p align="left"><span style="color: #0000ff;"><strong>Genellikle etnik ve mezhep topluluklarının iç içe yaşadığı Doğu, İç ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde gelişen toplumsal muhalefeti baskı ve katliamlarla susturmak, solcu ve Alevileri göçe zorlamayı amaçlamaktadır. Çorum katliamı bu planın bir halkası ve uzantısıdır. </strong></span></p>
<p align="left"><strong><span style="color: #ff0000;">Katliamın Ön Hazırlıkları:</span></strong> MHP ve MSP’nin dışarıda desteklediği Süleyman DEMİREL’in azınlık hükümeti, ırkçı-şeriatçı örgütleri korumuş, eylemlerine göz yumulmuştur. Ayrıca yansız görevini sürdüren Çorum Emniyet Müdürü Hasan UYAR görevinden alınarak, yerine Tunceli’de bir çok olaya adı karışan Nail BOZKURT, Milli Eğitim Müdürlüğü’ne MHP’nin militanı olarak tanınan Fethi KATAR getirilmiştir. Yine sağ görüşlü ve taraflı (AP iktidarında İçişleri Bakanlığı yapmış, zehir hafiye diye tanınan Faruk SUKAN’ın bacanağı) Rafet ÜÇELLİ’de Çorum valiliğine atanmıştır. Demokrat olarak bilinen 40’a yakın polis memuru tel emriyle başka illere ataması yapıldı. Bir çok okul yöneticisi ve demokrat öğretmenin, memurun sürgünü ve yer değişimi yapıldı. Devletin bir çok kurum, faşistlerin karargahı haline getirildi. MHP’lilere ruhsatlı silah verilmeye başlandı. Buna karşın, Çorum emniyetinde görevli sağcı ve ırkçı bilinen bir çok polisin başka illere ataması çıkarılmışken, ilişkileri kesilmeden Çorum’da görevlerinin sürdürdüler.</p>
<p align="left"><span id="more-82"></span></p>
<p align="left">ABD’nin Türkiye Büyük Elçiliği’nde görevli Robert ALEXANDIR PECK (CIA görevlisi olarak tanınır) Çorum’a gider. Çorum’da MHP’li il yöneticileriyle, vali ve CHP’li Belediye Başkanı Turhan KILIÇOĞLU’yla görüşür, MHP’nin etkin olduğu köy ve ilçeler, ???Alevi-Sünni??? hakkında bilgi edinmeye çalışır. Çorum’dan sonra Amasya ve Tokat’a gider. Amasya’da Alevi-Sünni, sağ-sol çatışması üzerine sorular sorar, ne zaman ve hangi ölçüdebir çatışma çıkabileceği hakkında bilgi edinmeye çalışıyordu. (1) Bu değişim ve çalışmalar sürdürülürken; ülkücü örgütlerin halkı tahrik etmek için çalışmalarını sürdürüyorlardı. Çorum’da 19 Mayıs “Gençlik ve Spor Bayramı” kutlama hazırlıkları sırasında ülkücülerin Bayram töreninde kızların kıyafetlerini gerekçe göstererek halkı tahrik etmek amacıyla şu bildiriyi dağıtıyorlardı:</p>
<p align="left"><em><strong><span style="font-size: x-small; font-family: Arial;">“Müslüman namusuna sahip çık </span></strong></em></p>
<p align="left"><span style="font-size: x-small; font-family: Arial;"><strong><em>19 Mayıs gösterileri adı altında yine namus bacılarımızın iffet ve hayasına kahpeçe ve haince saldıracak bir gün geliyor. Yüreklerimizi parçalıyor, içimize kan akıtılıyor. </em></strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-size: x-small; font-family: Arial;"><strong><em>Yine müslüman evlâdı kan ağlamaya kafir düzen tarafından soyularak, en müstehcen ve kepaze kılıkta teşhir edilecektir. Bin yıllık mübarek tarihimize bundan büyük bir leke sürülebilir mi? Kurtuluş Savaşında namusunu Yunan eli kirletmektense ölmeyi tercih eden mübarek ninelerimizin kemikleri sızlamaz mı? Ey müslüman, düşün, süngüyle ama karnında çocuk çıkarken zihniyetle bu zihniyetin farkı ne? Namazını kıl, orucunu tut yeter; karışan mı var diyen gafil müslüman sen de düşün&#8230; Düşün ki, haddini bilmeyenlere bildirelim hadlerini. Şu haris-i Şerifi asla unutma, haksızlık karşısında susun, dilsiz şeytandır. Ne mutlu canı ile, kanı ile, malı ile CİHAD edenlere-İslâmcı Gençlik” (2) </em></strong></span></p>
<p align="left"><strong><span style="color: #ff0000;">Gün SAZAK’ın Ölümü:</span></strong> Ülkücülerin CİHAD bildirisinden 9-10 gün sonra Ankara’da MHP’nin Genel Başkan Yardımcısı Gün SAZAK (1. MC hükümetinde Gümdük ve Tekel bakanlığı yapmıştır.), 27 Mayıs 1980 günü belirsiz kişilerce vurularak öldürüldü. Gün SAZAK Ankara’da öldürülmüş. Çorum’la uzaktan-yakından ilgisi yok. Eğer duygusal bir tepki olacaksa Ankara’da olması gerekirdi. Oysa Türkiye genelinde saldırı, tahrip ve cinayetler başlatıldı, günlerce devam etti. Özellikle Alevi-Sünnilerin, Türk-Kürtlerin iç içe yaşadığı kentlerde saldırı ve cinayetler halka yönetildi. Görülüyor ki, bu saldırı, cinayet ve katliamlar, duygusal bir tepkinin sonucu değil; perde arkası güçlerin ve planladığı, yönlendirdiği eylemlerdir&#8230;</p>
<p align="left">Çorum katliamı, Gün SAZAK’ın ölümü gerekçe gösterilerek başlatılmıştır. 28 Mayıs Çarşamba günü, Çorum’un en işlek caddesinde ve çoğunluğu çocuk ve gençlerden oluşan sağcı gruplar (ülkücüler) elleri havada kurt işareti yaparak <em><strong>“kanımız alsa da zafer İslâmın, Kana kan, intikam” </strong></em>sloganlarıyla yürüyüşe geçmişlerdir. Yürüyüş korteji, kısa süre sonra saldırıya dönüşür. Cadde üzerinde bulunan solculara ait işyerleri tahrip edilmeye, yakılmaya başlanır. Yürüyüş kortejinin çevresinde görevli polislerin müdahalesi görülmez ve seyirciler.</p>
<p align="left">Çorum’un okullarında sağcıların baskısı, terörü boyutlanarak artar. Öğrencilerin derslere girmesini engellemeye çalışırlar. Öğretmenlere saldırırlar. 28 Mayıs günü başlatılan ilk eylem noktalanır. Sağcı gruplar ve MHP İl Yöneticileri toplanarak ilk günün eyleminin değerlendirmesini yapıyor, yeni saldırı hazırlıklarını planlıyorlardı. Ankara’dan Gün SAZAK’ın cenaze törenine katılanlar (Çevre ile ve ilçelerden) Çorum’a gelmeye başladılar. Ayrıca bazı yabancı turizm şirketleri de Çorum dışından MHP’li militanları Çorum’a taşıyorlardı. 29 Mayıs günü başlatılacak ve günlerce sürecek saldırıların planı, saldırı yapılacak semtler ve görevli olacakların listesi hazırlanır.</p>
<p align="left">29 Mayıs günü sabahıdır. Çorum’un işçisi, memuru, esnafı; öğrencisi ve halkı, günlük işlerini yürütmek için işlerlerine gitmeye hazırlanıyorlardı. Dışarı çıktıklarında, cadde ve sokakların faşist saldırganlarca işgal edildiğini, <strong><em>“Kana kan, intikam”</em></strong> sloganlarıyla saldırılarını sürdürdüklerine tanık olurlar. Saldırganlar ise rastladıkların dövüyor ve esir alıyorlardı. Solcu ve Alevilere ait işlerleri yağmalanıyor, tahrip ediliyor ve yakıyorlardı. Saldırıya uğrayanların, güvenlik güçlerine başvurduklarına <em><strong>“Toplumsal olaydır, müdahale edemeyiz”</strong></em> yanıtını alıyorlardı.</p>
<p align="left">Faşist saldırganlar, Çorum’un caddelerini, sokaklarını, meydanlarını işgal etmekle yetinmemişlerdir, Çorum’la komşu il, ilçe ve köylerle bağlantılı tüm yolları da işgal etmişlerdi. Araçlar durduruluyor, kimlik kontrolü yapılıyor, solcu ve Alevi olanları alıp işkence ediyorlardı. Sağırların, körlerin bile görebilecekleri bu hazırlıkların devlet tarafından görülmemesi olanaklı değildir. Ama önlem alınmamıştır&#8230;</p>
<p align="left">Saldırganların bir kolu, demokrat ve sol görüşlü Çorum Gazetesi’ne; sol yayın satan Bahar Kitapevi’ne saldırarak tüm eşyalarını, malzemelerini dağıtır ve tahrip ederler.</p>
<p align="left">Saldırganların büyük bir kolu da, solcuların, Alevilerin yoğunlukta olduğu <strong>Milönü </strong>Mahallesine<strong> </strong>yönelirler. Saldırının haberini alan Milönü halkı, yollarda barikat kurarak saldırıya karşı savunma direnişine girişirler. Başka bir kol, Kuruköprü, Üçevler, Sigorta ve Mutluevler semtine yönelirler. Bu semtlerde oturan solcu ve Alevilerin, saldırıdan habersiz ve savunma önlemlerini alamamışlardır. Mevcut güvenlik güçleri ise, bir bölümü yansız kalırken, bazı polislerde saldırganlara yardımcı oldukları saptanır. Bu semtte 45 yaşlarında Servet YILDIRIM isimli bir kişiyi öldürürler. Celal ERDOĞAN (öğretmen), Salih YILMAZ (Öğretmen), Turan KABAKULAK, Vedat ELİAÇIK, Hüseyin ŞİMŞEK, Sefer EKEN, Sezai GÜREN, Neşet AYDIN, Mustafa NALLICA Sadık VASIFOĞLU, Hasan KÖSE, Aşır DEMİREL isimli sol görüşlü kişilerde kurşunla ağır yaralanmışlardır. Yine Altınevler Semtinde evlerinin balkonunda oturan iki kizkardeşe silahla ateş edilmiş ve her ikisi ağır yaralanmışlardır. Bu semt ve mahallelerde bir çok ev ve işyeri de tahrip edilerek yakılmıştır.</p>
<p align="left"><strong><span style="color: #ff0000;">Sokağa Çıkma Yasağı:</span></strong> Olayların genişlemesi, karşılıklı çatışmaya dönüşmesi üzerine, Çorum Vali Rafet ÜÇELLİ, sokağa çıkma yasağı koyar. Savunma amacıyla halkın oluşturduğu barikatların kaldırılmasını ister. Saldırıya uğrayan halk, sokağa çıkma yasağına uyarken; saldırganlar özgürce sokaklarda saldırılarını sürdürüyorlardı.</p>
<p align="left">Çorum kalesi yakınındaki semtlerde oturan halkın kurduğu bir savunma barikatına saldırganlar silahla ateş etmekte, ama barikatı aşamıyorlardı. Vali Rafet ÜÇELLİ, halkın kendini savunması için kurduğu bu barikatın kaldırılmasını Jandarma Komutanı Yarbay Vural GÜRİDE’ye emir verir. Halk ise, can güvenlikleri için kurdukları barikatı kaldırmamakta direnirler. Vali ise, barikatın mutlaka kaldırılmasını, yolun trafiğe açılmasını istemektedir. Jandarma Yarbay Vural GÜRİDE ile Vali arasında geçen konuşma şöyle:</p>
<blockquote><p><strong>Vali:</strong> lütfen Ankara-Samsun Karayolu trafiğe açılsın.</p>
<p><strong>Yarbay Güride: </strong>Sayın Valim yolu açmak için silah kullanmak zorunda kalacağız. kan akar, bu da olayları tırmandırır.</p>
<p><strong>Vali: </strong>Her şeye karşın yol trafiğe açılmalıdır.</p>
<p><strong>Yarbay Güride:</strong> Kan dökülür, ben açamam sayın valim. Buyurun siz açın.</p></blockquote>
<p align="left">Halk barikatını kaldırmaz. Ama başka bir semtteki zayıf bir barikatı aşan 19 AN 709 plakalı, kırmızı renkli Reno marka bir otomobil Milönü semtini silahla boydan boya tarar. Semt halkı panik içinde evlerine koşuşurlar. Yaralananlar olur. Mahalleyi silanla tarayan otomobilin plakasının bir traktöre ait olduğu, otomobilin içinde polislerin olduğu kanaati oluşur (3)</p>
<p align="left"><strong><span style="color: #ff0000;">İki Polisin Ölümü: </span></strong>Mayıs’ın 28-29-30-31. Günleridir. Dört günden beri karşılıklı çatışmalar sürmektedir. Bu arada Alevi ve solculara ait bazı ev ve işlerleri tahrip edilmiş ve yakılmıştır. Bir çok kişi yaralanmış, bazıları da öldürülmüştür. Halkın güvenlik güçlerine (polise) güveni olmadığından barikatlarla semtlerini korumaya çalışıyorlardı. Bunun farkına varan vali, askeri birliklerden yardım ister. Askeri birliklerin devreye girmesiyle saldırılar ve çatışmalar denetim altına alınmış görünse de; bunu fırsat bilen Emniyet güçleri, direnen mahallelerde operasyonlara giriştiler. Operasyon sırasında Multuevler-su deposu yakınında, yol ortasında kurşunlanarak öldürülmüş bir erkek cesedi bulunur. Yapılan kimlik tespitinde cesedin polis memuru Abdurrahman KOCAK’a ait olduğu belirlenir. Daha sonra Milönü’nde başka bir polisin öldürüldüğü, birinin de yaralandığı ortaya çıkar. Polis öldürme olayında yaralı kurtulan polis memuru Mehmet BEKTAŞ ifadesinde:</p>
<p align="left"><span style="font-size: x-small; font-family: Arial;"><strong>“trafikteki servisler kaldırılmış olduğu için, sabahları işe değişik vasıtalarla gidiyordum. O sabah Muzaffer YEŞİLYURT’la birlikte Milönü’nden geçerken boş bir arsadan üzerimize dört el ateş edildi. ‘durun, teslim olun, silahlarınızı atın’ diye bağırdılar. Muzaffer silahını çekip ateş etmeye başladı. Benim Kırkkale tutukluk yapmıştı. Onlar ateş etmeye devam ediyorlardı. O sırada Muzaffer vuruldu ve düştü. Düşünce ateş edenler uzaklaştılar. Muzaffer ‘hemşerim beni kurtar’ dedi. Eğilip baktığımda ölmüştü. Onun tabancasını aldım ve kaçanların arkasından iki el ateş ettim. Bu sefer 100-150 kişi olarak bana doğru geliyorlardı. Yapacak bir şey yoktu, kaçarak bir apartmana girdim. Bu sırada attıkları bir tuğla alnıma gelmişti. Ev sahibi ‘Girecek benim evi mi buldur, defol’ dedi. Beni kovalayanları da içeri aldı. Üzerime atladılar ve beni sürükleyerek sokağa çıkarttılar. O sırada kendimi kaybetmişim. Eşim Gülay beni oradan olarak, hastaneye gütürmüş” (4) </strong></span></p>
<p align="left">Polislerin ölümüyle ilgili başka söylentilerde bulunmaktadır. Söylentiye göre Mehmet BEKTAŞ’la, birlikte gelen polis Muzaffer YEŞİLYURT’a Milönü’ndeki barikatların kaldırılmasını teklif eder. Muzaffer (demokrat olarak bilinmektedir) karşı çıkınca, Mehmet BEKTAŞ silahını çekerek Muzaffer’i vurur. Barikatların yanında bulunanlarda olayı görüyor, Mehmet BEKTAŞ’ın arkasına düşüyorlar. Olay açıklığa kavuşamıyor. Ama solcular suçlu görülerek iki kişi gözaltına alınır, yargılama sonucu ağır hapis cezası verilir.</p>
<p align="left"><strong><span style="color: #ff0000;">Polisler, Milletvekillerini Saldırıyorlar: </span></strong>Çorum katliamı nedeniyle CHP’Li milletvekilleri (Şükrü BÜTÜN, Ethem EKEN, Senatör Abullah ERCAN) olayları yerinde incelemek üzere gelmişlerdir. Milletvekilleri, CHP’li Belediye Başkanı Turhan KILIÇOĞLU’nun makamında otururlarken, biri heyecanla içeri girer. Saldırganların dışarıda iki genci silahla yaraladıklarını, yardımcı olunmasını söyler. Milletvekilleri de hemen dışarı fırlayarak yaralı gençlerin bulunduğu yere giderler. Orada polis ekibinin beklediğini, yaralılara yardımcı olmadıklarını görürler. Milletvekilleri yaralılara yardım etmeye çalışırken, polis ekibinin içinde bulunan Kemal MARAŞLI <em><strong>“Olayların sorumlusu sizlersiniz. Polisleri siz öldürdünüz, komünistler” </strong></em>kışkırtmasıyla polis ekibi milletvekillerine saldırırlar. Polislerle milletvekilleri itişirken, milletvekili Şürkü BÜTÜN’ün belindeki tabancası yere düşer. Polis Kemal MARAŞLI hemen tabancayı alarak milletvekiline çevirir. O sırada iki genci silahla yaralayan MHP’lilerde gelir ve polis ekibiyle birlikte milletvekillerine saldırırlar. Karşılıklı itişme sürerken, başka bir polis ekibi de olay yarine gelir, tabancalarını çekerek saldırgan polislere ve MHP’lilede çevirirler. Böylece milletvekilleri de saldırıdan kurtulmuş olurlar. (5)</p>
<p align="left"><strong><span style="color: #ff0000;">İçişleri Bakanı Vekili Çorum’da:</span></strong> Çorum olayı tırmanarak cinayetlere dönüşmektedir. İçişleri Bakanı Vekili Orhan EREN, Jandarma Genel Komutanı Org. Sedat CELASUN’la birlikte Çorum’a gelirler. Çorum’da teşkilatı bulunan siyasi parti il yöneticileri, Çorum milletvekillerinin katılımıyla bir toplantı düzenlenir. Saldırı olayı değerlendirilir. Çorum Valisi Rafet ÜÇELLİ, tek yanlı ve timsah gözyaşlarıyla olayları anlatır. Bu anlatımın etkisinde kalan Jandarma Genel Komutanı Sedat CELASUN:<strong><em> “Biz gerekli yerlerden emir aldık. Milönü’ne tanklarla girip olaylara son vereceğiz” </em></strong>dediğinde; Çorum CHP Milletvekili Ethem EKEN, <em><strong>“nasıl olur paşam? Milönü’ne tanklarla girmek neyi çözer? Bu daha çok kan dökülmesine neden olur. Belki bir Milönü hiçbir şey değil ama, Türkiye’de 14 milyona yakın Alevi vatandaş yaşamaktadır. Milönü’ne tanklarla girip kan döküldüğünde tüm ülkede büyük olaylar çıkar”</strong></em>yanıtını verir. Sonuçta oluşturulan bir komite Milönü’ne giderek halkla görüşürler. Can güvenliği garantisi sonucu barikatlar kaldırılır.</p>
<p align="left"><strong><span style="color: #ff0000;">Vali &#8211; Emniyet Müdürü Görevden Alınıyor:</span></strong> Çorum’da Kuruköprü, Sigortaevleri, Terlemezevler, Milönü, Kale, Esnafevler, Şenyurt, Bahçelievler, Karşıyaka, Nadık Mahallelerinde ve semtlerinde saldırılar devam etmektedir. Semt halkı kurdukları barikatlarla savunmalarını sürdürmektedirler. Askeri birliklerin müdahalesi sonucu saldırı olayı kısmen de olsa denetim altına alınmıştır.</p>
<p align="left">Çorum halkı, saldırı ve katliamın valinin ve Emniyet Müdürünün yanlı tutumlarından kaynaklandığını açık açık söylemektedirler. Basın olayı yerinde incelemekte, haber yapmaktadır. Böylece Vali Rafet ÜÇELLİ ile Emniyet Müdürü Nail BOZKURT’un yanlılığı gizlenemez olmuştur. İstemeye istemeye her ikisi görevden alınırlar. Yüksel ÇAVUŞOĞLU Çorum Valiliğine, Erdem YURTSEVER’de Emniyet Müdürlüğüne atanırlar.</p>
<p align="left">Çorum katliamında yansız görev yapan Çorum İl Komutanı Yarbay Vural GÜRİDE, polislerin solculara, Alevilere karşı kinli tahriklerini, MHP’li saldırganlara nasıl yardımcı olduklarını görmekte; buna karşı önlemler almaktadır. Jandarma komutanı, demokrat ve yansız tutumlarıyla halka güven veriyordu. Ne var ki saldırgan faşistler; komutanın tutumundan memnun değiller. Çorum MHP’li milletvekilleri Mehmet IRMAK Çorum’a gelir. Jandarma İl Komutanı Vural GÜRİDE’ye <em><strong>“Niye engellemiyorsun”</strong></em> diye çıkışır ve baskı yapar. Milletvekillerinin baskıları Yarbay GÜRİDE’yi etkilemez. Bu kez Çorum’da olaylar nedeniyle görevli bulunan askeri birlik komutanı General Şahabettin ESENGÜL’e giderek ve Jandarma Komutanının tutumundan memnun olmadıklarını değiştirilmesini isterler. General ESENGÜL, kendisine yapılan baskıyı şöyle anlatmaktadır:</p>
<p align="left"><span style="font-size: x-small; font-family: Arial;"><strong>“İsimlerini dahi hatırlamak istemiyorum. Bu milletvekilleri devamlı suretle yaranın kabuklanması değil, kanamasını istiyorlardı. İşleri güçleri Ankara’da belirli odakları tahrik etmek ve almış olduğu yetkilerle Çorum’a gelip karma karışım etmekti. Bu iki milletvekili olayların tarafımdan bastırılmasını memnuniyetle karşılamadılar. Yani ne istiyorlardı? Bir taraf korunsun, diğer taraf öldürülsün. Yani katalizor rol oynamayacaksınız. Güvenlik tedbirleri tam olarak almayacaksınız. Bir kesim ki ona Sünni kesim diyebilirsiniz, Alevileri esasen sıkışmış bir bölgede çevirmiş, onların üzerine saldırıp imha etmek istiyorlardı. Fevkalede küstah bir tavır içindelerdi” (6)</strong></span></p>
<p align="left">MHP’lilerin baskısı sonucu Jandarma İl Komutanı Yarbay Vural GÜRİDE görevden alınır.</p>
<p align="left"><strong><span style="color: #ff0000;">Çorum Dışına Taşan Ölüm: </span></strong>Çorum’un giriş-çıkış yolları, faşistlerin işgalindedir. Araçlar durdurularak içindekiler indirilip kontrol ediyorlardı. İçlerinde solcu-Alevi olanları alıp götürüyorlar ve işkence ediyorlardı. Çorum-Ortaköy yolu, Ovasarap Köyü’nün (Sünni, MHPP yoğunlukta) yakınından geçmektedir. Ovasaray Köyü’nde 35-40 MHP’li militan yolu kapatır. Çorum’dan Kozluca Köyü’ne (Alevi Köyü) giden bir kamyonu durdururlar. Kamyonda bulunan Selahattin ve Metin ARDIÇ isimli iki genç kardeşi indirirler. İşkenceden, sorgulamadan geçirirler. Selahattin silahla ağır yaralanır, acı içinde yerde kıvranır. Selahattin’in küçük kardeşi Metin henüz 10 yaşında. Ağabeyinin kanlar içinde yerde yatışını, eli silahlı faşistlerin hakaret ve küfürlerini gördükçe korkudan titremekte, hüngür hüngür ağlamaktadır. Faşistlerden biri kamyonun yönünü Çorum’a doğru çevirir, yaralı Selahattin’i ve Metin’i kamyonun şoför mahaline kor. Metin daha küçük kamyonu kullanmasını bilmiyor. Selahattin ise kurşunla ağır yaralı, sürekli kan kaybetmektedir. Çaresizlik içinde Selahattin direksiyonu eline alır, kardeşi Metin’in katkısıyla Çorum-SSK Hastanesine yetişirler. SSK Hastanesi, ülkücülerin denetinde ve üs olarak kullanılmaktadır. Kan kaybı nedeniyle Selahattin yürüyemez olmuş, koltuğuna girilerek SSK Hastanesinin acil bölümüne yetiştirilir. Görevliler <em><strong>“Sen sigortalı değilsin, ancak devlet hastanesi bakar” </strong></em>diye hiç ilgilenmezler. Devlet hastanesine götürecek kimse yok. Acılı haber babası Cemal’a ulaşmış, koşarak yetişir. Kan gereklidir. Selahittin’in kan grubunu belirlemek için kanı alınır, bir şişeye konulur, babasına verilir; Kan tahlil merkezine gönderilir. Acılı baba, kan şişesiyle dışarı çıktığında, SSK Hastanesinin bir görevlisi <em><strong>“Komünistler burada kan tahlili yapamazlar”</strong></em> diyerek baba Cemal’ın elindeki şişeyi alır, barikatlara vurarak kırar. Kan tahlili zamanında yapılmadığı için gerekli kan bulunamamış; Selahattin’de fazla kan kaybından yaşamını yitirmiştir. (7)</p>
<p align="left">Alevi köylerinin yolları işgal altındadır. Ahmetdoğan, Çobandoğan, Savak ve Yoğunşehit köylerinde yaşayan Aleviler dışarı çıkamıyorlardı. Hayvanlar içerde, insanlar içerde, ekinler tarlada. Eli silahlı faşistler yollarda (8)</p>
<p align="left">Ankara’da ameliyat sonucu yaşamını yitirmiş bir Alevi kadının cenazesi Çorum’daki köyüne götürülmektedir. Kuruköprü mevkiinde eli silahlı faşist bir grup tarafından durdurulur. Arabada bulunanlar indirilerek kimlik tespiti yapılır. Alevi oldukları anlaşılınca ölü sahiplerine hakaret edilir, coplanırlar. Bununla da yetinilmez, cenazeyi açmak isterler. Ölü sahipleri defin ve yola çıkma belgelerini göstererek, güneş batmadan cenazenin köye yetiştirilmesini rica ederler. Adı üzerinde faşist, ölüye de saygıları olmaz. Bir yanda cenaze tekmelenmekte, bir yan da cenaze sahiplerine işkence edilmektedir. Bunca hakaretten sonra içlerinden biri “Bırakın şu pezevenkleri, cehennem olup gitsinler” söylemiyle cenaze arabası birakılır.</p>
<p align="left"><strong><span style="color: #ff0000;">Ceset&#8230; Ceset&#8230;: </span></strong>Faşistler, insan avındalar, önüne geleni dövüyor ve öldürüyor, işkence ediyorlardı. Mutluevler semtinde bir inşaatta iki ceset bulunur. Kimlik belirlemesinde birinin Yahya BARAN’ın, diğerinin de Osman AKSU’ya ait olduğu ortaya çıkar. Her ikisinin elleri ve gözleri ağızları bağlandığı, vücutlarında 18’er kurşun yarası olduğu saptanır.</p>
<p align="left">Çorum-Eskiekin Köyü sınırları içinde, buğday tarlalarında iki gencin cesedi ortaya çıkar. <strong>Osmancık-Mehmet Teze Köyü </strong>nüfusuna kayıtlı Kazım GÜLER’e ait ceset ile kurşunla delik-deşik edildiği ve kimliği belirlenemeyen diğer bir cesedinde aynı biçimde önce işkence, sonra silahla öldürüldüğü; Bayat’ın Gökboğaz mevkiinde Şeref ŞAHİN adında bir gencin silahla taranmış cesedi; Elvan Çelebi köyü sınırları içindeki tarlalarda SSK Çorum Hastanesi’nde çalışan Necati GÖKTAŞ’ın silahla taranmış cesedi bulunmuştur. Tarlalarda cesedi bulunanların tümünün solcu ve Alevilere ait olduğu; cesedi bulunmayan nice kayıp bulunduğu saptanmıştır. (9)</p>
<p align="left">28 Mayıs 1980’de başlatılan saldırı ve katliam, askeri birliklerin müdahalesiyle biçimsel olarak denetim altına alınmıştır.</p>
<p align="left"><strong><span style="color: #ff0000;">Katliamın TEMMUZ Dönemi:</span></strong> Taşeron olarak kullanılan faşistlerin amacı, Çorum’ a bağlı ilçe ve kasabalarda oturan solcuları, Alevileri baskı ve katliamlarla göçe zorlamak, süreç içinde bölgenin denetimini ele geçirmektir. Çorum halkı K. Maraş katliamından ders çıkarır. Saldırının ilk günü kendi olanaklarıyla kurdukları barikatlarla güvenlik önlemlerini almışlardır. Ayrıca Çorum’ un Sünni inançlı toplumunun MHP’liler dışında kalanlar, saldırganlara destek vermemişler, hatta bir bölümü saldırıya uğrayanların yanında yer alarak direnmişlerdir. 28 Mayıs 1980 de başlatılan faşist saldırı bu nedenlerle amacına ulaşamamıştır.</p>
<p align="left">Faşistler, Mayıs’ ta başlatılan saldırıdan gördükleri eksiklikleri gidermeye, Sünni halkın katılımını sağlamaya çalışıyorlardı. Ayrıcı dışarıdan faşist militan ve silah getirmeye, saldırıya engel olan devlet görevlilerini kentten uzaklaştırmaya çalışıyorlardı. Kendi içlerinde ekipler oluşturarak mahalle, kasaba ve köy çalışmalarına yöneldiler.</p>
<p align="left">Çorum halkı, faşistlerin bu hazırlıklarının katliama dönüşeceğinden kuşku duyuyor ve ilgilileri uyarmaya çalışıyorlardı. AP Çorum İl Başkanı Yardımcısı Erol ŞAHİN, CHP İl Başkanı Cemal SOLMAZ’ la birlikte vali ve emniyet müdürüyle görüşürler. MHP&#8217;nin saldırı hazırlıklarını ileterek önlem alınmasını isterler&#8230; (10)</p>
<p align="left">Aynı tarihte yeşil renkli 19 AT 535 plakalı ve 131 Murat markalı (Adnan EZEJDER’ e ait ) bir otomobil, sol görüşlülerin oturduğu semtlere dalıyor, çevreye ateş açıyor, ateş sonucu Hatice İLHAN isimli bir lise öğrencisi ağır yaralanıyor. Bu gelişmeler ve tahrikler olurken; Ülkücüler, halkı savaşa çağıran bir bildiriyi Çorum ve ilçelerinde dağıtmaktadır. Bildiri şöyle:</p>
<p align="left"><strong><span style="font-size: x-small; font-family: Arial;">“ Büyük Türk Milleti, &#8230; Son bağımsız Türk Devleti üzerinde oynanan hain oyunları, komploları, planları görmemek için artık kör, hatta hain olmak gerekir. Türk varlığını dünya üzerinden silmek isteyen emperyalist güçlerin yerli uşakları, komünist ler, vatan hainleri, bölücüler, Türk Devleti’nin temeline dinamit koymak isteyenler ellerindeki Rus ve Çin yapısı silahlarla ne yapmak istemektedirler. </span></strong></p>
<p align="left"><span style="font-size: x-small; font-family: Arial;"><strong>Bu eli silahlı eşkıyalara karşı kesin tavrı almak, dur demek zamanı çoktan gelmiş, hatta geçmiştir. Kıymetli hemşehrilerimiz, Müslüman Türk Milletini bataklığa sürüklemek isteyen, bölmek, parçalamak, yok etmek isteyen komünist cinayet çetelerine karşı uyanık olalım. Türk Devleti’ni yok etmek isteyen bu hain emperyalist güçlere karşı yılmadan çekinmeden, canı pahasına mücadele veren ülkücü Türk Gençliği’ ne destek olalım. Büyük cihada hazırlanalım. </strong></span></p>
<p align="left"><span style="font-size: x-small; font-family: Arial;"><strong>Ülkücü Türk gençliğinin her ferdinin cesetleri birer birer çiğnenmedikçe bu mübarek vatan topraklarına komünizm girmeyecektir. Ülkücü Türk gençliği barış zamanı bir karıncanın ayağına basıp incittiği zaman bundan üzüntü duyacak kadar yufka yürekli olduğu gibi, aynı zamanda vatan hainleri için sokaklar dolusu idam sehpası dikecek kadar da gaddardır. Burası da böyle bilinsin. Bizi komünist kurşunları değil, milletimizin susuşu öldürüyor. Kanımız aksa da zafer İslam’ın. Yolumuz Allah’ın yolu-ÜLKÜCÜ GENÇLİK (11) </strong></span></p>
<p align="left">Faşistlerin bir katliama hazırlandıkları valiye bildirildiği, ayrıca ülkücülerin halkı savaşa çağırdıkları bildirisi ortadayken, Çorum Vali’ si ve emniyeti önlem almaz. Tam tersine solcuların ve Alevilerin yoğunlukta olduğu semt v mahallelerde operasyon başlatır. 100 e yakın erkek ve genci gözaltına alırlar. Faşistlerin örgütlü olduğu semtlerde operasyon başlatılmaz. Onlar çatılarda, tepelerde mevzilerini kurmakta, ağır makineli tüfeklerini yerleştirmektedirler. SSK hastanesini de üs olarak kullanırlar.</p>
<p align="left">1 Temmuz 1980. Salıyı çarşambaya bağlayan gecedir. <strong>“Ya susturacağız, ya kan kusturacağız “</strong> sloganıyla ikinci katliam başlatılır. Terlemez Evler ile SSK Hastanesi civarında yerleştirilen uzun menzilli silahlarla solcu ve Alevi evlerine ateş açılır. Katliamın başlatıldığının işaretidir. Faşistlerin egemen olduğu Bahçelieveler, Mutluevler, Etievler, Yavrutuna, Terlemez Evler, Ulukavak, Çatalhavuz, SSK Semt ve mahallelerinde silah sesleri, kenti çınlatmaktadır. Çorum’ un üstüne karaduman çökmüştür. Semtin tüm telefon şebekeleri kesilmiş, haber alınamamaktadır.</p>
<p align="left">Çarşamba günü, Çorum’ un pazarıdır. Çevre köy ve kasaba halkı, Çorum’ daki çatışma ve saldırıdan habersizdirler. Pazarda satacak ürünleri traktör ve minibüslerle Çorum’ a doğru yola çıkarlar. Yollar maskeli ve silahlı faşistlerce tutulmuştur. Kent pazarına gelen tüm araçlar durdurulur, kimlik kontrolü yapılır, Alevi ve solcular alınarak kendi karargahlarına götürülür. Elleri, ayakları ve ağızları bağlanarak işkence ederler. Pazara götürdükleri eşya ve ürünleri yağmalanır, araçları yakılır. Günün bilançosu 4 ölü 10 yaralı, 50 ev ve işyerinin tahrip edilerek yakılmıştır. Bu gelişmeler üzerine vali sokağa çıkma yasağı kor. Solcular, Aleviler sokağa çıkma yasağına uyarken saldırganlar kollarını sallayarak rast gele ateş ediyor, ev ve işyerlerini yakıyorlardı.</p>
<p align="left"><strong><span style="color: #ff0000;">Olayı yaşayan tanıklar anlatıyor: </span></strong></p>
<p align="left"><strong><span style="color: #ff0000;">YUSUF:</span></strong> Sarılık Köprübaşı Mahallesi, 2. Cihan sokakta oturuyorum. Hastahanede evrak memuruyum. Göreve gidiyordum. Büyük bir kalabalık cami yandı diye bağırarak geliyorlardı. Bunlardan 100 kadarı evimin önünde toplandılar. <strong>“Kızılbaşlar’ ı yakın yıkın”</strong> diye bağırıyorlardı. Bu sırada Harmancıklı Rıza CANCAN’ ı kurşunlayarak evinin önüne attılar. Benim evi ateşe verdiler Çocuklarım kaçtı. Beni yakaladılar, iyice dövdüler, sonra Harmancıklı Elvan’ın evine götürüp, Harmanlıkta elimi ve ayağımı bağlayarak astılar. Yanımda aynı biçimde üç kişi daha asılıydı. Birisi Kemal ULUMAN’dı, diğerini tanıyamadım. Bunlardan biri dişiyle ipi çözdü, bizi de kurtardı. Ufak bir duvardan atladım. Zor yürüyordum. Çok kan kaybetmiştim. Duvar dibine yatarken çocuklarım beni arıyormuş. Seslerini duydum, buradayım dedim. Yanıma geldiler, beni alıp Harmancıklı Elvan’ın evine götürdüler. Burada beni gördüler, tekrar dövdüler, tekrar bağladılar. Çok yalvardım, dinlemediler, dövmeye başladılar. Bazı komşular bağırtımı duyarak gelip araya girdiler beni hastaneye götürdüler&#8230;</p>
<p align="left"><strong><span style="color: #ff0000;">Hatice KALTAKÇI: </span></strong>Kalabalık bir grup evimin önüne geldi. Kocamı alıp götürdüler; önce bir bakkala, sonra bir kahveye soktular. Buradan çıkardılar, başıma bir torba geçirdiler, önlerine kattılar, sopalarla vurdukça düşüyordu. Ben korktum, bayıldım. Böyle devam etmişlerdi. Şehir dışına kadar hapishanenin arkasına çıkınca orada ölmüş, otların içine atmışlar. Kocamı beş gün aradım. Hastane morguna getirmişler, tanıyamadım. Tanınacak hal koymamışlardı&#8230;</p>
<p align="left"><strong><span style="color: #ff0000;">Halil COŞKUNER:</span></strong> SSK Hastanesi arkasında oturuyorum. Simel Beton Boru Fabrikasında çalışan işçiyim. Akşam üzeri eve geldim. Babam beni çarşıya gönderdi. Eve döndüm, yemeğe oturmuştuk. Kuruköprü yöresinden gelen bir grup evi sardı. <strong>‘yakacağız’</strong> dediler. Hemen camları kırmaya başladılar. Bunlar baba-oğul komünist dediler. Bizi önlerine aldılar, ellerinde tüfek ve tabanca vardı. <strong>‘Yürü orospu çocuğu komünistler’</strong> diye vuruyorlardı. Babamın kafası, yüzü kandı. Kuruköprü’de bir harabe eve soktular bizi, soydular. Babamda 4000 TL ile bendeki 50 TL’yi aldılar; bizi bağladılar. Kimisi <strong>‘Bunları kafalarını keselim, kimileri gözlerini oyalım’</strong> diyorlardı. Dışarıdan silah sesleri gelmeye başladı, bizi bırakarak kaçtılar. Bir jandarma iki polis bizi gördü, çözdüler ve hastaneye götürdüler. Hastanede bir polis ifademi alıyordu. Bana <strong>‘Ulan doğru söyle orospu çocuğu’</strong> diye bağırıyordu. Korkumdan onun dediği gibi ifade verdim. (12)</p>
<p align="left"><strong><span style="color: #ff0000;">Kanlı Cuma:</span></strong> 4 temmuz sabahı, vali bir gün önce koyduğu sokağa çıkma yasağını kaldırdı. Faşistler ise halkı tahrik etmek için kendi adamlarını değişik camilere dağıtırlar. Cuma namazının bitiminde içeri girerek <strong>“Ey müslümanlar, solcular-Aleviler Milönü’ndeki Alaaddin Cami’ye bomba attılar. Cami yanıyor, namaz kılan müslümanları katlediyorlar”</strong> diye bağırırlar. Tahrik sonucu Cuma namazından çıkanlar eline ne geçirmişlerse topluca Milönü’ne koşarlar. Çorum’un değişik camilerinden binlerce tahrik edilmiş insan Milönü’ne yığılmıştır.</p>
<p align="left"><strong><span style="color: #ff0000;">TRT’nin Tahriki: </span></strong>TRT’de <strong>“Çorum’da Alaaddin Cami’sine patlayıcı madde atılması ve dışarıdan ateş açılması ile olaylar başladı.” </strong>Haberini aralıklarla sık sık vermektedir. Çorum’da da telsizlerle <strong>“Aleviler camiyi bombaladı”</strong> söylentisi yaygınlaşır. Evinde oturan tarafsız Sünniler istemeye istemeye yayılan dedikoduların etkisiyle Milönü’ne koşarlar.</p>
<p align="left">Oysa Alaaddin Cami’ye ne patlayıcı madde atılmış, ne de dışarıdan ateş edilmiştir. Çorum Cumhuriyet Savcısı Ertem TÜRKER, konuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştır:</p>
<p align="left"><span style="font-size: x-small; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"><strong>“Alaaddin Casi’sinin bombalandığı haberi olaydan bir saat önce bütün şehirde duyulmuştu. O sırada ben merkez jandarma karakolu’ndaydım. Cami bombalandı diye polis telsizi duyurdu. Bu telsizin hemen arkasından bir askeri telsiz duyuldu. Yüzbaşı Naiz ‘Bombalama olanağı yok, hangi polis bu haberi verdi?’ diye bağırıyordu.” </strong></span></p>
<p align="left">Böyle bir haberi askeri yetkililer vermemiş, vali’de haberi doğrulayıcı veya yalanlayıcı açıklamada bulunmamış. TRT’nin Çorum muhabiri böyle bir haber vermediğini söylemektedir. Haberi yayan poliste ortaya çıkarılmamış. (13)</p>
<p align="left">Bu kasıtlı haber üzerine Çorum Halkının çoğunluğu Milönü’ne yığılmış, Milönü halkı ise korku sonucu kendi güvenliklerin için barikat kurmaya çalışmışlardır. Çorum’un tüm semt ve mahallelerinde silah sesleri, alevler yükselmektedir. Mahallelerde <strong>“İmdat&#8230; İmdat&#8230;”</strong> çığlıkları yürekleri parçalıyordu. O günün haberleri iç açıcı değildi. İskilip yolu üzerinde Yazı Mahallesinin çıkışında bir kadın 7 kişinin elleri bağlı olarak silahla öldürülmüş bulunur. SSK Hastanesinin morgunda 7 ceset bulunmaktadır. Ölü sayısı 17’ye çıkmış. Kimliği tespit edilenler: İsmail SOLMAZ, Veli SOLMAZ, Hasan BAĞZIK, Rıza CANDAN , Ahmet DOĞAN, Şükrü YALÇIN, Mehmet YILMAZ, Mehmet ŞAHİNCİ, Mustafa YILDIRIM, Aziz GÜNDOĞDU, Ali PAÇACI&#8230;</p>
<p align="left"><strong><span style="color: #ff0000;">Tanık BEKTAŞ: </span></strong>Beni evden alarak zorla Çukurörenli Karabebek adlı birinin evine götürdüler. 74 yaşında olduğumu, hacca gittiğimi, ibadetli bir müslüman olduğumu, 17 nüfuslu bir ailenin büyüğü olduğumu söyledim. Dinlemediler, gözlerimi bağlayarak küfürlerle tekmelemeye başladılar. İçlerinden biri müdahale ederek beni bıraktılar. Daha sonda torunum Bekir beni aramaya çıkmış. Onu da yakalayarak gözlerini, ellerini bağlamışlar, dayaktan geçirmişler, işkence etmişlerdi.</p>
<p align="left"><strong><span style="color: #ff0000;">Faşistlerin Kadına Saygısı:</span></strong> Kartal ailesi Alevidir. O gün kapılarını sıkı sıkıya kapatmış, korku içinde dışarıdan gelen sesleri dinlemektedirler. Çok geçmeden kapıları çalınır, camları kırılır ve <strong>“Dışarı çık, öldüreceğiz sizi”</strong> diye bağırırlar. Kapı kırılmak üzereyken, Satılmış KARTAL kapıyı açar, elleri sopalı, silahlı bir grup içeri dalar. Kargaşadan Satılmış KARTAL kendisini dışarı atarak bitişikteki apartmana gizlenmeye çalışır, Ama karısı Gökçen KARTAL’ı yerlerde sürükleyerek dışarı çıkarırlar. Gökçen KARTAL, orta yaşlı bir ev hanımıdır. Dövüle dövüle bir eve götürürler. Orada külotunu çıkararak sokakta sallamaya başlarlar. Sonra el ve ayaklarını urganla bağlayarak ev sahibi Süleyman ÜREYEN’le birlikte götürülür, işkence edilerek öldürürler. (14)</p>
<p align="left">Saldırı ve sarkıntılık nedeniyle adının açıklanmasını istemeyen bir kadın başından geçenleri şöyle anlatıyordu:</p>
<p align="left"><strong><span style="font-size: x-small; font-family: Arial;">“İki çocuğum ve komşu kadınla birlikte bir bodruma saklanmıştık. 25-30 kişilik bir grup bizi bodrumda buldular. ‘bunlarda s&#8230;min kızılbaşları’ diyerek bizi dövmeye dışarı çıkardılar. Zincirlerle ve sopalarla durmadan edep yerlerimize, memelerimize, vuruyorlardı. Yanan evimizin yanına getirdiler. Benimle beraber olan komşu kadın külotuna saklamış olduğu 17 bin lirayı belki bizi bırakırlar diye adamlara verdi. Yine bırakmadılar. Silahların dipçikleriyle vurarak bizi bir adamın evine teslim ettiler. Gecenin on ikisine kadar orada kaldık. Yüzü maskeli bir adam Ben kadınları almaya geldim’ diyerek bizi evden aldı. Komşu kadın ve yanımda iki küçük çocuğumla bizi bir bağ evine götürdüler. Orada bizi çırılçıplak soydular. ‘Sizi çırılçıplak heryerde gezdireceğiz’ dediklerinde korkudan altımıza ettik. Ancak bizi bırakmadılar. Çocukları bağ evinde bırakıp, bizi (iki kadın) başka bir yere götürdüler. Dört kişi nöbet tutar gibi değişerek geldiler&#8230; Ben bayılmışım. Onlarla durmadan kendimin Sünni olduğumu söyleyerek yalvarıyordum. Bırakmadılar. Ekmek filan yiyecek bir şey vermediler. Karşımızda bir bidona su koydular, çocuklar ağlıyor ve su istedi. ‘Kızılbaşları zaten susuz öldürüyorlar’ diyerek çocuğa bile su vermediler. Ertesi gün ikinci zamanı olmuştu. Bir ıslık sesi duyduk. Bunun üzerine yanımızdakiler kaçıp gittiler. Biz de oradan yürüyerek ayrıldık. Askerler teslim olduk&#8230;” (15) </span></strong></p>
<p align="left"><strong><span style="color: #ff0000;">Polis Panzeri Ölüm Kusuyor:</span></strong> Polis panzeri ve arkasındaki üç sivil araba ile Çorum’da operasyona girişirler. Panzer, mahalleden geçerken hedef gözetmeden ateş açar, Hatun DURSUN isimli hamile bir kadın kafasından aldığı iki kurşun yarasıyla yaşamını yitirir. Öğretmen Hüseyin ÖZDEMİR ağır yaralanır. ÖZDEMİR, saldırıyı şöyle anlatır.</p>
<p align="left"><strong><span style="font-size: x-small; font-family: Arial;">“Ben saldırı günü arkadaşlarla birlikte Milönü’nde kahvede oturuyorduk. Birden bir panzer sesi duyduk, dışarı çıktık. Halk dışarıda toplanmıştı. Panzer hedef gözetmeksizin halkın üzerine ateş ediyordu. Halktan da panzere taş atmaya başladı. Mahallede bir süre dolaşarak panik yaratmaya çalıştı. Benim de içinde bulunduğum kalabalığa doğru ateş ederek gelmeye başladı. Nasıl ki, tank savaşta karşı tarafı tararsa, panzer de öyle ateş ediyordu. Baktım panzerin altında kalacağız, arkadaşlar kendimizi yol dışına atın diye bağırdım. Kendimi, yolun kenarında bulunan 1.5 metrelik bir çukura atarak çiğnenmekten kurtuldum. Bir müddet sonra arkadaşlar beni sağlık ocağına, oradan Çorum devlet hastanesine götürdüler.” (16) </span></strong></p>
<p align="left">Tıp öğrencisi Süleyman ATLAS’da panzerde atılan kurşunla omuzundan yaralanır. Panzerdeki polisler yaralı öğrenciyi alıp SSK Hastanesine götürmek isterler, ancak orada bulunan kadınlar <strong>“Aman çocuğu vermeyin, Bunlar SSK’ya götürüp orada öldürecekler”</strong> diye bağırırlar. Polisler kararlı ve zorla yaralı Süleyman ATLAS’ı panzere alarak SSK Hastanesine götürürler. Bir gün sonra Süleyman ATLAS’ın işkenceyle öldürülmüş cesedi babasına teslim edilir.</p>
<p align="left"><strong><span style="color: #ff0000;">Katliam ve Köylüler: </span></strong>Kızılkaya Köyü Alevidir. Çorum katliamının acılı haberini radyoda duyarlar. Çorum’dan gelen komşularından öğrenirler. Çorum’da yakınları bulunmaktadır. Yakınlarının durumunu öğrenmek için Çorum’a gidenlerin yolu kesilir, rehin alınırlar. Bir daha da haber alınamaz. Köyün her evinde ağıt ve gözyaşları dinmiyor. Ama kayıplarını arayamıyorlardı. Çünkü yollar faşistlerin işgalindedir. Jandarmaya başvururlar. Köylülerin yanına 10 kadar jandarma verilir, tarlalarda ölülerini aramaya çıkarlar. Karşılaştıkları durum şöyle:</p>
<p align="left"><strong><span style="font-size: x-small; font-family: Arial;">“Mercimek tarlasına geldiklerinde tüyler ürpertici bir durumla karşılaşırlar. Paçacı’lara (Ali PAÇACI) ait traktör yarı yanmış vaziyette orada bulunmaktadır. Traktörün tekerleklerinden bir kısmı yanmış, yakıt deposu patlamış, arka göbek toprağa oturmuştur. Traktör ve toprak arasında yarı yanmış durumda baba Ali PAÇACI’nın cesediyle karşılaşırlar. Cesedin bir çok yerinde kesici aletlerle meydana gelmiş yaralar mevcuttur. Özellikle boyun arka kısmında bulunan, boyuna yarı yarıya indirilmiş bir darbe kafayı öne düşürmüştür. Oğlu Veysel’inde işkence edilerek öldürülmüş cesedi bulunur. </span></strong></p>
<p align="left"><strong><span style="font-size: x-small; font-family: Arial;">Arpa tarlası içinde başka bir ceset daha bulunur. Çorum’un birinci olayından beri kayıp olan Yoğunpelit Köyü’nden Musa KİREÇLİ’nin her tarafına kurt düşmüş ve kokuşmuş cesedi bulunur. </span></strong></p>
<p align="left"><strong><span style="font-size: x-small; font-family: Arial;">Yaydığı köprüsü civarında şoför Ali GÜNDOĞDU ile tarla sahibi Rıza AYVAZ’ın kolları kesilmiş, kafa derisi yüzülmüş cesetleri ile; Salman adlı bir kişinin başı kesilerek öldürülmüş cesedi; Ali TEKEL’in bacanağı Selman ESER’in kafası kesilmiş, ayaklarından asılmış cesedini bulunlar&#8230;” (15) </span></strong></p>
<p align="left"><strong><span style="color: #ff0000;">Tanık Abbas AŞAN: </span></strong>Olay günü karayollarından maaşımı aldım, köyüme dönüyordum. İkizler Benzinliği yanında bir grup beni yakaladı. Sopalarla dövdüler, üzerimdeki 9 kin lirayı aldılar. Beni bağladılar. Kömür deposu yanında üstü açık mandıra olarak yapıldığını bildiğim yere götürdüler. Oraya vardığımda çeşitli yerlerinden yaralı, dayak yemiş 6-7 kişi daha vardı. Onları da bağlamışlardı. Bunlardan daha sonra ölün Hüseyin ŞİRİN’le beni sırt sırta bağladılar. İkimizede tekrar vurmaya başladılar. Biz kendimizden geçmiş durumda yerde yatıyoruz. Tanımadığım bir kaç kişiyi nöbetçi bırakıp gittiler. Geceyi öğlece geçirdik. Sırtımda bağlı Hüseyin ŞİRİN’in öldüğünü anladım. Çünkü hiç hareket etmiyordu. Tahminen gece yarısı ölen Hüseyin’i sırtımdan çözdüler. Tekrar alimi ayağımı bağladılar. Hüseyin’i de <strong>“Bu ölmüş atalım ekinlerin içine”</strong> diye alıp götürdüler. Sabah olmuştu gün ağırmıştı. Caniler beni ve yaşar ÖLMEZ’i ikizlerin benzinliğinin altındaki asfalta götürdüler. Orada ikimizi yatırarak tabancayla ateş ettiler. Beni kafamdan, Yaşan ÖLMEZ’i kolundan vurdular. Öldü zennederek bırakıp gittiler. Tanımadığım bir kaç kişi gelip bizi bekçilere gösterdiler. Onlar polis çağırdı, hastaneye götürüldük. (18)</p>
<p align="left"><strong><span style="color: #ff0000;">Sivillerin Şovu: </span></strong>Çorum’da faşistler insan avının peşindeler. Apartman çatılarında uzun menzilli silahlarla solcu-Alevilerin evlerini tarıyorlardı. Sokak ve mahallelerde solcu ve Alevilere ev ve işyerleri yakılıyordu. Ev ve sokaklarda insanları toplayarak esir kamplarında işkence ediliyordu. Telefon, su şebekeleri kesik. Kimi polisler resmi elbise ve silahlarıyla faşist grupla birlikte halka ateş ediyorlardı. Onlarca ölü, yüz binlerce yaralı. İkiye bölünmüş Çorum&#8230;</p>
<p align="left">Böyle bir ortamda İçişleri Bakanı Mustafa GÜRCÜGİL, Jandarma Genel Komutanı Sedat CELASUN, Emniyet Genel Müdürü İsmail DOKUZOĞLU helikoplerle Çorum’a gelirler. Kent üzerinde bir kaç dönüşten sonra vali, Emniyet Müdürü ve askeri yetkililerle görüşür, aynı helikopterle Ankara’ya dönerler. İçişleri Bakanı mustafa Gürcügil, dinlemek üzere Antalya’ya giderler. Antalya’da basına şu ilginç açıklamayı yapar:</p>
<p align="left">“Çorum olayları solun bir tertibidir ve devleti yıkma eylemlerinden biridir. Devlete destek düşüncesiyle hareket eden sağ bir grup, bunların karşısına çıkmıştır. Aslında siyasi gayeli ve siyasi gayeli ve siyasi hedefli olan sol gruptur..(19)</p>
<p align="left"><strong><span style="color: #ff0000;">Süleyman DEMİREL (Başbakan):</span></strong> “Eğer bu fitne CHP’den destek görmezse, devlet bu fitneyi çok kısa bir zamanda söndürür. CHP neyi söylemeye çalışıyor. Günlerdir bu meseleyle uğraşıyoruz&#8230; Bu hadiselerin arkasında CHP var..(20)</p>
<p align="left"><span style="color: #ff0000;"><strong>Bülent ECEVİT:</strong></span> “&#8230;.olayı sağ militanların başlattığı bilindiği halde iktidar bunu saklayıp bir komünistlik tehlikesi varmış görüntüsünü vermeye çalışmaktadır. Hükümetin Çorum’daki olaylarda da taraf olduğu, taraflardan biriyle birlik olduğu ve onların suçlarını örtbas etmeye çalıştığı ortadadır&#8230;”(21)</p>
<p align="left">Siyasiler, Malatya, K.Maraş, Sivas, katliamı gibi, Çorum katliamınıda kapatmaya çalışıyorlardı. Çorum katliamını başlatan faşist örgütler, katliamı planlayan ve destek veren perde arkası güç ve örgütler ortaya çıkarılmamıştır. Alevi-Sünni; sağ-sol çatışmasıyla kılıflayarak dosya kapatılmıştır.</p>
<p align="left"><strong><span style="color: #ff0000;">Çorum Katliamının Bilançosu :</span></strong> 57 ölü, 200’ün üstünde yaralı; 300’e yakın ev ve işyerinin tahrip edilerek yakılması; binlerce ailenin göçüyle noktalanmıştır.</p>
<blockquote><p><strong><span style="color: #0000ff;">          <span style="text-decoration: underline;">KAYNAK :</span></span></strong></p>
<ol>
<li>) Cüneyt Arcayürek: Darbeler ve Gizli Servisler, Sf: 221</li>
<li>) Çorum Gazetesi: 23.07.1980</li>
<li>) Sadık Eral, Anadolu’da Alevi katliamı, Sf: 88</li>
<li>) Sadık Eral, a.e.g. Sf:94</li>
<li>) Cumhuriyet Gazetesi, 02.06.1980</li>
<li>) Nokta Dergisi, Sayı: 22 (08.06.1986)</li>
<li>) Sadık Eral, a.e.g. Sf: 103-105</li>
<li>) Cumhuriyet Gazetesi, 08.06.1980</li>
<li>) Hürriyet Gazetesi, 05.06.1980</li>
<li>) Aydınlık Gazetesi, 09.07.1980</li>
<li>) Çorum Gazetesi, 24.07.1980</li>
<li>) Çorum Gazetesi, 26.07.1980</li>
<li>) Sadık Eral, a.eg. Sf: 129</li>
<li>) Nokta Dergisi, Sayı: 22 (08.06.1980)</li>
<li>) Sadık Eral. a.e.g. Sf: 159</li>
<li>) Çorum Gazetesi, 31.07.1980</li>
<li>) Sadık Eral, a.e.g. Sf: 151, Aydınlık Gazetesi, 08.07.1980</li>
<li>) Çorum Gazetesi, 30.07.1980</li>
<li>) Cumhuriyet Gazetesi, 14.07.1980</li>
<li>) Cumhuriyet Gazetesi, 11.07.1980</li>
<li>) Milliyet Gazetesi, 11.07.1980</li>
</ol>
</blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hzali.net/alevi-katliamlari/29-mayis-1980-corum-katliami.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
