<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hz Ali &#187; Hz.Fatıma</title>
	<atom:link href="http://www.hzali.net/tag/hz-fatima/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hzali.net</link>
	<description>HzAli Hz Ali Hazreti Ali Hz. Ali</description>
	<lastBuildDate>Sun, 14 Feb 2010 10:34:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Hz.Hüseyin&#039;in Şehadeti ve Aşura Günü</title>
		<link>http://www.hzali.net/14-masum/hzhuseyinin-sehadeti-ve-asura-gunu.html</link>
		<comments>http://www.hzali.net/14-masum/hzhuseyinin-sehadeti-ve-asura-gunu.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2009 21:35:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[14 masum]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[hicret]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ali]]></category>
		<category><![CDATA[hz hüseyin agıtları]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[hz. ali sehit günü]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Fatıma]]></category>
		<category><![CDATA[hz.Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[kerbela olayı]]></category>
		<category><![CDATA[mümin]]></category>
		<category><![CDATA[namık kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[şehitler sultanı]]></category>
		<category><![CDATA[veliler şahı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hzali.net/?p=80</guid>
		<description><![CDATA[BUGÜN 10 Muharrem 1426&#8230; Yaratılmışların en yücesi olan Hazreti Muhammed&#8217;in Mekke&#8217;den Medine&#8217;ye göçüşünden beri 1426 yıl geçti&#8230; Bugün 10 Muharrem&#8230; Bugün aşûrâ günü&#8230; Bugün, evrenlerin övüncünün sevgili torunu Hüseyin&#8217;in, Kerbela&#8217;da şehit edildiği gün&#8230; 1365 yıl önce bugün&#8230; Ne demişti Yüce Nebi: Hüseyin doğruluğa ulaştıran bir ışıktır&#8230; Hüseyin kurtuluş gemisidir&#8230; Hüseyin bendendir&#8230; Ben Hüseyin&#8217;denim&#8230; Eti etimdir&#8230; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>BUGÜN 10 Muharrem 1426&#8230; Yaratılmışların en yücesi olan Hazreti Muhammed&#8217;in Mekke&#8217;den Medine&#8217;ye göçüşünden beri 1426 yıl geçti&#8230;</p>
<p>Bugün 10 Muharrem&#8230; Bugün aşûrâ günü&#8230; Bugün, evrenlerin övüncünün sevgili torunu Hüseyin&#8217;in, Kerbela&#8217;da şehit edildiği gün&#8230; 1365 yıl önce bugün&#8230;</p>
<p>Ne demişti Yüce Nebi:</p>
<p>Hüseyin doğruluğa ulaştıran bir ışıktır&#8230;<br />
Hüseyin kurtuluş gemisidir&#8230;<br />
Hüseyin bendendir&#8230;<br />
Ben Hüseyin&#8217;denim&#8230;<br />
Eti etimdir&#8230; Kanı kanım&#8230;<br />
Kim Hüseyin&#8217;i severse&#8230;<br />
Allah onu seveni sever&#8230;</p>
<p><span id="more-80"></span></p>
<p>Yüce Nebi demişti ki: &#8220;Benden sonra size iki emanet bırakıyorum. Onlarla yolunuzu doğrultursunuz. Biri Kur&#8217;an-ı Kerim öteki ehli beyt&#8217;im&#8230;&#8221;</p>
<p>Yine demişti ki: &#8220;Benim ehli beyt&#8217;im, Fatıma, Ali, Hasan ve Hüseyin&#8217;dir&#8230;&#8221; Abasını üstlerine atmış ve kendi de içine girmişti&#8230; Ehl-i âba&#8217;da denilmiştir.<br />
Hazreti Peygamber, önce velayet yollarında ötelerin görüntüsüne ulaştı ve veli oldu&#8230; Maverayı müşahede etti&#8230;</p>
<p>Sonra ötelerden nur geldi ve o nur&#8217;u gördü ve nur ona sözler söyledi&#8230; Nebilik böyle başladı&#8230; Mavera rüyet edildi.</p>
<p>Sonra &#8220;de&#8221; buyruğu geldi ve Tanrı&#8217;nın elçisi oldu&#8230; Resullah denildi&#8230; Kendisine söylenenleri halka iletti&#8230;</p>
<p>Çıkarlarının elden gideceğinden korkanlar direndiler&#8230; Gerçeğin sesini kısmak ve onu susturmak istediler. Her yolu denediler&#8230;</p>
<p>Gerçek susmadı ve direniş buyruğu aldı&#8230; Geçici olarak yurdundan başka bir yurduna göçtü. Sonra geri geldi ve yurdu gerçeğe açıldı. Fetih oldu.<br />
Mekke&#8217;nin fethinden sonra Müslüman olanlardan kimilerinin yüreğinde iman yoktu&#8230; Onlar mümin olmadılar&#8230; Müslüman görünen münafıklardı onlar&#8230;</p>
<p>Hüseyin&#8230; Hüseyin&#8230;</p>
<p>HİÇ mümin olsalar Hüseyin&#8217;e kıyarlar mıydı?</p>
<p>En yüce insanın etini doğrarlar mı, kanını Kerbela çölüne akıtırlar mıydı?</p>
<p>Ne demişti Yüce Nebi:<br />
&#8220;Hüseyin&#8217;in eti etimdir, kanı kanım&#8230;&#8221;<br />
Hüseyin, Peygamberimiz&#8217;in torunuydu&#8230; Anası Fatıma&#8230; Babası Ali&#8230;</p>
<p>Ali Allah&#8217;ın arslanı&#8230;<br />
Ali toprağın babası&#8230;</p>
<p>Yüce Nebinin sözüdür:<br />
&#8220;Ali! Senin bana nisbetin, Harun&#8217;un Musa&#8217;ya nisbeti gibidir. Bir ayrım vardır ki, benden sonra Nebi yok&#8230;&#8221;</p>
<p>Yaratılmışların en yücesi olan Yüce Muhammed nebilerin de sonuncusudur. Ama onun veliliği, Ali ile sürmüştür. Ali, Allah&#8217;ın velisidir. Velilerin de başbuğudur&#8230;.<br />
Şah-ı Velayet Ali&#8217;dir&#8230;</p>
<p>Velayet yolları Ali&#8217;den sonra Hasan ve Hüseyin ile sürüp gelmiştir.</p>
<p>Kerbela sırrı</p>
<p>KERBELA bir sırdır&#8230;</p>
<p>Bildiğimiz, münafıklığın imana karşı savaşı ve bu savaşta yaşayan en yüce müminin ve yakınlarının kanlarının toprağa ulaşmasıdır.</p>
<p>Bu günü unutmalı mıyız?<br />
Hayır, bu günü hatırlamalıyız.<br />
Hüseyin. Bugün şehit oldu ve şehitlerin başbuğu oldu.<br />
Hüseyin, saf Müslümanlıktır&#8230;<br />
Hüseyin saf imandır&#8230;<br />
Ve bugün imanlarımızda saflık çizgisini arama günüdür.<br />
Selam olsun Yüceler Yücesi Nebiye&#8230;<br />
Selam olsun Veliler Şah&#8217;ına&#8230;<br />
Selam olsun Şehitler Sultanına&#8230;<br />
Selam olsun Allah yolunda şehit olanların cümlesine&#8230;</p>
<p> </p>
<pre class="altbaslik" style="text-align: right;">Namık Kemal ZEYBEK
Tercüman Gazetesi
19.02.2005</pre>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hzali.net/14-masum/hzhuseyinin-sehadeti-ve-asura-gunu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HZ. FATIMA</title>
		<link>http://www.hzali.net/14-masum/hz-fatima.html</link>
		<comments>http://www.hzali.net/14-masum/hz-fatima.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2009 21:19:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[14 masum]]></category>
		<category><![CDATA[4 masum]]></category>
		<category><![CDATA[AMASYA]]></category>
		<category><![CDATA[hicret]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ali]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Fatıma]]></category>
		<category><![CDATA[hz.hatice]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[medine]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hzali.net/?p=65</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Fâtıma, Hicret’ten 11 yıl önce, Cemaziyelahir’in 20. gününde, Mekke’de dünyaya gelmişlerdir. Hz. Fâtıma; Hz.Peygamber’in, Hz.Hatice’tül Kübra’dan doğan ikisi erkek, dördü kız olan çocuklarından, hayatta kalan tek kızlarıdır. Diğer evlâtları, kendi zamanlarında genç yaşlarda âhiret âlemine göç etmişlerdir. Bu nedenle Hz.Peygamber’in nesli, Hz.Fâtıma’tüz Zehrâ’dan yürümüştür. Hz.Peygamber’de bu konu da şöyle buyurmuşlardır: “Gerçekten de Allah her [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="anatabloYaziGrup">Hz. Fâtıma, Hicret’ten 11 yıl önce, Cemaziyelahir’in 20. gününde, Mekke’de dünyaya gelmişlerdir.</p>
<p>Hz. Fâtıma; Hz.Peygamber’in, Hz.Hatice’tül Kübra’dan doğan ikisi erkek, dördü kız olan çocuklarından, hayatta kalan tek kızlarıdır. Diğer evlâtları, kendi zamanlarında genç yaşlarda âhiret âlemine göç etmişlerdir. Bu nedenle Hz.Peygamber’in nesli, Hz.Fâtıma’tüz Zehrâ’dan yürümüştür. Hz.Peygamber’de bu konu da şöyle buyurmuşlardır:</p>
<p>“Gerçekten de Allah her Peygamber’in soyunu o Peygamber’den yürüttü; benim soyumu ise Ebû Tâlib oğlu Ali’den izhâr etti”</p>
<p>Hz.Fâtıma’nın künyeleri; Ümm’ül Hasan, Ümm’ül Hüseyin ve Ümm’ül Muhsin’dir.</p>
<p>Mübarek lâkabları ise; Sıddıyka (Gerçekleyen, özü-sözü tam gerçek olan), Mübâreke (Kutlanmış, kutlu olmuş), Tâhire (Tertemiz), Zekiyye (Arınmış), Râdıyye (Allah’tan râzı olmuş), Mardıyye (Allah râzılığını kazanmış), Muhaddise (Allah ilhâmiyle söz söyleyen), Betül (Arınmış), Zehrâ (Parıl parıl parlayan), Seyyide (Kadri yüce ve ulu) ve Meryem’ül Kübra’dır (Ulu Meryem).</p>
<p><span id="more-65"></span></p>
<p>Hz.Fâtıma söz ve söyleyiş bakımından, Hz.Resûl-ü Ekrem’e pek benzerlerdi.<br />
Hadîs kitapları, Hz.Peygamber’in; “Fâtıma bendendir, onu kızdıran, beni kızdırmıştır.”, “O, benim kızımdır; vücudumdan bir parçadır; onu inciten beni incitmiştir.” buyurduklarını yazarlar.</p>
<p>Hz.Resûlullah’a, en çok kimi severlerdi diye sorduklarında; ”Fâtıma’yı” derdi. Erkeklerden kimi severlerdi sorusuna da; “Ali’yi” diye cevap verirdi.</p>
<p>Hz.Hatice’tül Kübra, Hz.Muhammed’in Peygamberliğinin 10. yılında, Hicretten 2 yıl önce (Milâdi 620) Mekke-i Mükerreme’de Hak’ka kavuşmuştur. Esasen büyük ruhlu yaratılmış olan Hz.Fâtıma’tüz Zehrâ, Hz.Peygamber’e, âdeta koruyucu bir melek kesilmişti. Bu yüzden de Hz.Muhammed, Hz.Fâtıma’ya; “Ümmi Ebîhâ”(Babasının anası) lâkabını vermişlerdi.</p>
<p>Hz.Peygamber’in sevgili kızları Hz.Fâtıma’yı almak, bu şerefe ulaşmak isteyenler çoktu; fakat Hz.Resûl-ü Ekrem, her isteyene, Allah’ın emrini beklediklerini söylüyorlardı. Hz.Ali’de Hz.Fâtıma’yı istemeyi kurmakta; fakat bunu, bir türlü açamamaktaydı. Nihayet sahâbenin teşvikiyle durumu Hz.Resûlullah’a arzetti. Hz.Resûl, bu isteği ilâhi emre uygun bulup Hz.Fâtıma’ya konuyu açtılar. Hz.Fâtıma, utançlarından hiçbir söz söylemediler. Hz.Fâtıma’nın sükûtunu ikrâr sayan Hz.Resûl-ü Ekrem, bu durum üzerine nikâh hutbesini ve akid sigasını, ashâbın topluluğunda okudular, evlilik hazırlıklarına başladılar. Hz.Muhammed daha sonra sevgili kızı Hz.Fâtıma’tüz Zehrâ’yı, Hz.Ali’nin evlerine, gösterişsiz bir düğün alayıyla, fakat ilâhi bir sevinçle gönderdiler. Kendileri de gidip her ikisine hayır duâ da bulundular; böylece nûr nûra kavuştu.<br />
Hz.Fâtıma’nın, Hz.Ali ile Hicret’in 2. yılının son ayı olan Zilhicce ayında olan bu evliliklerinden; Hz.İmâm Hasan, Hz.İmâm Hüseyin ile doğmadan düşen ve adı Hz.Peygamber tarafından konulan Muhsin ile Zeyneb ve Ümmü Gülsüm dünyaya gelmişlerdir.</p>
<p>Bu evlilik için Hz.Peygamber şöyle demiştir:</p>
<p>“Ey Fâtıma, seni ilim bakımından en yüksek, ahlâk bakımından en ileri, Müslümanlığı kabul bakımından en önde gelen biriyle evlendirdim.”</p>
<p>Hz.Fâtıma’nın tüm yaşamı zorluklarla, güçlüklerle doludur. Çocukluğu İslâmiyetin ilk yıllarına rastlar.</p>
<p>Hz.Fâtımâ’nın İslâm Peygamberi’nin kızı oluşu ve Hz.Ali gibi yüksek erdemlerle dolu bir insanın eşi oluşu, gerekse İslâmiyetin doğuşu ve gelişmesine en yakından şahit oluşu, kendisine derin bir kavrama ve sezme yeteneği ile anlayış kazandırmıştır. Hz.Fâtıma da, güçlüklerle dolu zor bir yaşam sürdüren insanlara özge, bir zeka ve kavrayış vardı.</p>
<p>Hz.Muhammed; “Ali olmasaydı” buyurmuşlardı; “Fatıma’ya lâyık bir eş bulunamazdı.”</p>
<p>Hz.Peygamber, Hz.Fâtıma hakkında:</p>
<p>“Hz.Fâtıma’nın cennet kadınlarının, inanan kadınların, Muhammed ümmetinden olan kadınların, yani bütün kadınların en üstünü ve ulusu olduğunu“ bildirmişlerdir ki; bu husustaki hadîsleri, bütün hadîs, ricâl sahipleri tarafından tefsir edilmiş ve tarih kitaplarında yazılmıştır.</p>
<p>Hz.Fâtıma’tüz Zehrâ, anneleri Hz.Hatice’tül Kübra’dan kalan mirası, tamamıyla İslâm uğruna Hz.Peygamber’e vermişler ve bu uğurda harcamışlardır. Kendileri de bütün hayatı boyunca geçim sıkıntılarına tahammül etmişlerdir.</p>
<p>Hz.Muhammed’in Hak’ka kavuşmasından sonra, Hz.Fâtıma’nın hiçbir zaman gülmediği ve gönlünden hiçbir sûretle üzüntüsünün gitmediği bir gerçektir. O kadar ki, bir gün Medine halkı ağlayıp inlemelerinden teessür duyarak dediler ki;</p>
<p>-Ey Resûlullah’ın kızı, ya gündüz ağla gece dinlen, ya gece ağla gündüz acıya dayan. Böylece halk biraz rahat yüzü görsün.</p>
<p>Hz.Fâtıma, halkın ricâsını kabul etti. Geceleri ağladı, gündüzleri sabır dağı ile yüreğini dağlayıp tahammül gösterdi.</p>
<p>Hz.Peygamber’in, Hak’ka kavuşmasından hemen sonra yaşanılan ve gelişen olaylar Hz.Ali ve Hz.Fâtıma için bir o kadar da üzüntü kaynağı olmuştur. Daha Hz.Peygamber’in naaşı yıkanmadan halîfelik kavgalarının başlaması, Hz.Ali’ye vasiyyet edilmiş olan halîfeliğin, çeşitli hile ve aldatmalarla nasıl alınacağının hesaplarının yapılmış olması, yüreklerinden hiçbir zaman dünyevi ihtirâslarını çıkartmayan insanların, bu kadar çabuk arsızlaşmaları, her ikisini de derin bir üzüntüye boğmuştu.</p>
<p>Nitekim kendi aralarında toplanıp, halîfe seçtikleri Ebû Bekir; halîfeliğini kuvvetlendirdikten hemen sonra, Hz.Peygamber’in sağlığında iken kızı Hz.Fâtıma’ya ve “Ehl-i Beyt”e vermiş olduğu Fedek hurmalığından, Hz.Fâtıma’nın adamlarını çıkartmış ve araziyi beyt’ül-mâl (devlet malı) adına zabdetmişti.</p>
<p>Hz.Peygamber Fedek Hurmalığını; Kur’ân-ı Kerîm’deki âyetlerde belirtilen emir üzerine, en yakını olan kızı Hz.Fâtıma’tüz Zehrâ’ya vermişlerdi. Burası Hayber fethinde, kendi hisselerine düşmüştü. Bu konudaki âyetler de şunlardır:</p>
<p>“Hısımlara (akrabalara), yoksullara, yolda kalmışlara, haklarını ver, malını ulu orta saçıp dağıtma.” (İsrâ 26. âyet)</p>
<p>“Hısıma (akrabaya), yoksula, yolcuya haklarını ver, bu hâl Allah’ı hoşnut etmek isteyenler için daha iyidir, umduklarına erenler de onlardır.” (Rûm 38. âyet)</p>
<p>Hz.Fâtıma, Fedek hurmalığının hasılatını yoksullara verirdi. Hz.Fâtıma’nın Ebû Bekir’e müraacatları; Hz.Ali, Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin ile Ümmü Eymen’in şahitliklerinin kabul edilmeyişi, hadîs ve tarih kitaplarının yazdıklarından anlaşılmaktadır.</p>
<p>Hz.Fâtıma, Fedek hurmalığının zabtı dolayısıyla Mescid-i Nebevî’ye gelmişler, orada pek dokunaklı, pek beliğ bir hutbe îrâd buyurmuşlardı:</p>
<p>“Önce Allah’a hamd-ü senâ, Resûl’üne ve «Ehl-i Beyt»ine salât-ü selâmdan, Allah’ın lûtuflarını, nimetlerini bildirip, Resûl’ünün ve «Ehl-i Beyt»inin fazîletlerini beyân buyurduktan sonra İslâmın esaslarını, imânın, namazın, zekâtın, orucun, ihlâsın, haccın, adâletin, imâmetin, cihâdın, sabrın, ma’rufu buyurmanın, münkeri nehyetmenin , anaya-babaya itâatta bulunup onları gözetmenin, yakınlarla buluşup onları korumanın, kıssâsın, nezre ve vefâda bulunmanın, ölçeği, teraziyi doğru tartmanın, farzların ve haramların teşri’i hikmetlerini açıkladıktan sonra” şöyle devam etmişlerdi:</p>
<p>“Bilin ki ben Fâtıma’yım; babam Muhammed. Ne söylüyorsam yanlış değil; ne yapıyorsam yersiz değil. Muhammed’i üstün tutuyorsanız, onu tanıyorsanız, bilmeniz gerek ki; O sizin kadınlarınızın babası değil, benim babamdır; sizin erkeklerinizin değil, benim amcamın oğlunun kardeşidir. Putları o kırdı; küfrün, şirkin sergerdelerini o yüz üstü serdi. Sonunda toplum bozguna uğradı; ardını dönüp kaçtı. Gece, sabahtan sıyrılıp gizlendi, âlem aydınlandı; Hak ve hidâyet, zulmetten kurtuldu, ışıyıp göründü; âlemi ışıttı. Din önderi söze geldi; yol kesenlerin dilleri kesildi; sustular; şeytanlar lâl oldular, sözden kaldılar; nifaka uyanlar, helâk olup gittiler; küfrün, azgınlığın düğümleri çözüldü; siz de ibâdetten, oruçtan karınları aç, yüzleri ak olanlarla beraber ihlâs sözünü söyler oldunuz.”</p>
<p>Hastalıklarında, kendilerini ziyarete gelen kadınlara hitabeleri de belâgate bir numunedir. Onun da bir kısım çevirisini sunuyoruz:</p>
<p>“Dünyadan usanarak sabahı ettim; adamlarınızdan, erkeklerinizden ikrâh ederek bugüne yettim. Sınadım da attım, uzaklaştırdım kendimden onları; denedim de vazgeçtim onlardan, kötü buldum onları. Ne de çirkin şeydir kılıcın keskin yüzünün gedilmesi; gerçekten sonra olmayacak oyuna gidilmesi; mızrakların kırılması; yanlış düşüncelere sapılması; insanın, hevâ ve hevese kapılması.</p>
<p>Gel de kulak ver, dinle: Yaşadıkça zaman, sana ne şaşılacak şeyler gösterecek; şaşmak istersen, onların sözleridir ancak seni şaşırtacak, ömrüme yemin ederim ki bu yaptığınız işler gebedîr; bekleyin bırakacağı anı; sonra da tutun tâze kanla, zehirle, öldüren sitemle dopdolu kâseyi, o kâsedeki kanı.</p>
<p>«<span style="text-decoration: underline;">Allah’ın azap hakkındaki fermanı gelince işler doğrulukla biter (doğrular kurtulur, doğru olmayanlar azâba duçar olurlar), bâtıla sülûk edenler (bâtıl yolunu tutanlar), işte o zaman ziyana uğrayacaklar.</span>» ( Mü’min 78. âyet)</p>
<p>Sonra gelenler ise, işi önce kurup düzenlerin ne yaptıklarını, sonunda anlarlar, bilirler.</p>
<p>Bundan böyle rahatça oturun, tam inançla fitneyi bekleyin durun. Müjde olsun size; kesip biçen kılıç geliyor; zâlimlerin her yanı kaplayan hükümleri yürüyor. Hakkınızı çarpıp almadalar; toplumunuzu darma-dağan etmedeler. Size son pişmanlık gelip çatar; nice olur hâliniz o zaman ki şimdi görmedikleriniz meydana çıkar.</p>
<p>«Nûh dedi ki: Ey kavmim! Ne dersiniz? Rabbim tarafından açık bir mucizem olsa, tarafından bana bir de nübüvvet ihsân etse, bu husus ise size kapalı kalsa siz onu istemediğiniz halde ben sizi ona zorlayabilir miyim? » (Hûd 28. âyet)</p>
<p>Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a, onun salâvatı, Peygamberlerin sonuncusu, gönderilenlerin ulusu Muhammed’e.”</p>
<p>Hz.Fâtıma’tüz Zehrâ, “Ehl-i Beyt”ten gelen rivâyetlere göre; Hz.Peygamber’in Hak’ka kavuşmalarından 6 ay sonra, Hicret’in 11.yılı (Milâdi 632) Cemaziyelahir ayının 13. gününde Hak’ka kavuşmuş ve bu fânî dünyadan ebedî âlem olan âhiret yurduna göç etmişlerdir. Hz.Fâtıma, Hak’ka vuslat ettiklerinde 22 yaşında idi.</p>
<p>Hastalıklarında kendilerini ziyarete gelen, Ebû Bekir ve Ömer’e dargınlıklarını bildirmişler ve Hz.Ali’ye, cenazelerini gizlice defnetmelerini vasiyyet buyurmuşlardır. Hz.Ali de, kendilerini geceleyin defnederek vasiyyetlerini yerine getirmişlerdir. Defnedildikleri yer Medine’deki Baki Mezarlığı’dır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hzali.net/14-masum/hz-fatima.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İmam Hasan&#039;ül Mücteba / Hz.Hasan</title>
		<link>http://www.hzali.net/14-masum/imam-hasanuk-mucteba-hzhasan.html</link>
		<comments>http://www.hzali.net/14-masum/imam-hasanuk-mucteba-hzhasan.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2009 21:15:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[14 masum]]></category>
		<category><![CDATA[12 imamlar]]></category>
		<category><![CDATA[14 masum .net]]></category>
		<category><![CDATA[14 masum hzali.net]]></category>
		<category><![CDATA[asi]]></category>
		<category><![CDATA[hicret]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ali]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Fatıma]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Fâtıma’tüz Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.fatma]]></category>
		<category><![CDATA[hz.hasan]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Resûlullah]]></category>
		<category><![CDATA[imam ali]]></category>
		<category><![CDATA[medine]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hzali.net/?p=63</guid>
		<description><![CDATA[İKİNCİ İMAM HZ. İMAM HASAN&#8217;ÜL MÜCTEBA&#8217;NIN HAYATI Hz.İmâm Hasan, Hz.Ali ile Hz.Fâtıma’tüz Zehra’nın evliliklerinden dünyaya gelen ilk oğullarıdır. Hz.Muhammed’in sevgili torunu olan Hz.İmâm Hasan, Hicret’in 3.yılı Ramazan ayının 15. gününde Medine-i Münevvere’de dünyaya gelmişlerdir. Hz.İmâm Hasan’ın, 5 kız 11 erkek olmak üzere, 16 evlâtları olmuştur. Hz.İmâm Hasan’ın künyeleri; “Ebû Muhammed”, lâkapları “Müctebâ”, “Zeki”, “Sıbt”tır; en [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="anatabloYaziGrup"><span class="baslik">İKİNCİ İMAM HZ. İMAM HASAN&#8217;ÜL MÜCTEBA&#8217;NIN HAYATI</span><span class="BaslikCizgi"> </span>
</p>
<p class="anatabloYaziGrup">Hz.İmâm Hasan, Hz.Ali ile Hz.Fâtıma’tüz Zehra’nın evliliklerinden dünyaya gelen ilk oğullarıdır. Hz.Muhammed’in sevgili torunu olan Hz.İmâm Hasan, Hicret’in 3.yılı Ramazan ayının 15. gününde Medine-i Münevvere’de dünyaya gelmişlerdir.</p>
<p>Hz.İmâm Hasan’ın, 5 kız 11 erkek olmak üzere, 16 evlâtları olmuştur. Hz.İmâm Hasan’ın künyeleri; “Ebû Muhammed”, lâkapları “Müctebâ”, “Zeki”, “Sıbt”tır; en meşhur lâkapları ise “Seçilmiş” anlamına gelen “Müctebâ”dır.</p>
<p>Hz.Muhammed, sevgili torunları Hz.İmâm Hasan ve Hz.İmâm Hüseyin’i pek çok severler ve onlar hakkında; “Hasan ve Hüseyin cennet gençlerinin efendileridir, ulularıdır”, “Onlar dünyada benim iki demet çiçeğimdir” der ve onlara; “Oğullarım” diye hitab ederlerdi.</p>
<p>Hz.Peygamber; Hz.İmâm Hasan ve Hz.İmâm Hüseyin hakkında;<br />
“Allah’ım” buyurmuşlar; “Ben bu ikisini severim, sen de bunları ve bunları sevenleri sev; bunlar benim ve kızımın oğullarıdır.”</p>
<p>Yine bir hadîs-i şeriflerinde de şöyle buyurmuşlardı:<br />
“Onları seven beni sever, beni seven ise Allah’ı sever; Allah’ı seveni Allah cennete koyar; onlara buğzeden bana buğzeder; bana buğzeden Allah’a buğzeder; kendisine buğzedeni ise Allah cehenneme atar.”</p>
<p>Hz.İmâm Hasan, göğüslerinden başlarına dek, Hz.Resûl-ü Ekrem’e benzerlerdi. Bilhassa yüzleri Cenâb-ı Peygamber’e çok benzerdi. Hz.İmâm Hasan, ahlâk bakımından insanlara bir örnekti ve cömertliği de çok fazlaydı. Hz.Muhammed’in bir hadîslerinde, Hz.İmâm Hasan hakkında:</p>
<p>“Bu benim oğlum seyyid’dir. Allah, onun vasıtasıyla Müslümanlardan iki büyük bölüğün arasını uzlaştıracaktır” buyurdukları da zikredilmektedir.</p>
<p>Hz.Ali, Hak’ka kavuştuktan sonra Hz.İmâm Hasan, kendilerini gasledip kefenlemişler, namazını kılmışlar, aynı gece sabaha karşı şimdiki türbelerinin bulunduğu yere, Necef (Irak) şehrine yerleştirmişlerdir.</p>
<p>Hz.İmâm Hasan, babaları Hz.Ali’yi türbelerine yerleştirdikten sonra zengin, fakir bütün halkı topladı. Taziye şartları yerine getirildikten sonra, Ramazan ayının 21.günü Kûfe mescidinde halka buyurdu ki;</p>
<p>“Bu gece, öyle bir zât vefât etti ki; Resûlullah’tan başka, ne evvel gelenler içinde onun derecesini aşan vardır; ne sonra gelecekler arasında bulunur. O, Resûlullah’ın mâhiyyetinde savaşır, canıyla onu korurdu. Cebrâil sağında giderdi onun, Mikâîl solunda. Allah’ın izniyle, gittiği yeri fethetmeden dönmezdi. Meryemoğlu Îsâ’nın göğe ağdığı, Mûsâ’nın vasîsî Yûşâ’ın vefât ettiği, Muhammed’e Kur’ân’ın indiği gece vefât etti. Altın ve gümüş olarak ancak yediyüz dirhem bıraktı.”</p>
<p>Söz buraya gelince Hz.İmâm Hasan dayanamayıp ağlamaya başladı; halk da ona uydu. Sonra buyurdu ki;<br />
“Ey insanlar, beni bilen bilir, bilmeyen bilsin ki benim Ali’nin oğlu Hasan. Benim insanlara müjde verenin, benim insanları korkutanın, benim Muhammed’in oğlu. Benim Allah izniyle insanları Allah’a çağıranın oğlu. Benim o «Ehl-i Beyt»ten ki; Allah, her türlü kötülüğü giderdi onlardan; tertemiz etti onları. Benim o «Ehl-i Beyt»ten ki; Cebrâil, evimize inerdi bizim; evimizden ağardı göğe. Benim o «Ehl-i Beyt»ten ki; onları sevmeyi her Müslümana farzetmiş ve Allah buyurmuştur ki; «De ki; Risâletimin (Peygamberliğimin) tebliği hususunda, akrabamı (Ehl-i Beyt’imi) sevmenizden başka hiçbir ücret istemiyorum. Her kim iyilik kazanmışsa onun mükâfatını arttırırız..»” (Şûrâ 23.âyet) âyeti kerimesini okuduktan sonra; “Yapılan güzel ve iyi iş, bizi «Ehl-i Beyt’i» sevmektir.”</p>
<p>Hz.İmâm Hasan vaazdan sonra buyurdular ki;<br />
“Peygamberlik tahtının sultanlık vârisi, velilik mülkü hakiminin yerine geçen benim ki, atam sizi dinine davet etti. Babam da size hidâyet saadetini eriştirdi. Bende şimdi sizi onların yoluna davet etmekteyim. Ve gerçek biliniz ki; bana uymak onlara uymaktır, bana karşı koymak onlara karşı koymaktır.”</p>
<p>Söz buraya gelince Abbas oğlu Abdullah ayağa kalktı:<br />
“Ey insanlar” dedi; “Bu şehzade, Allah’ın Resûlü’nün oğludur. Bizden, imâmetine râzı olduğunuzun sözünü ve bey’atı kabul ettiğinizin gösterilmesini istiyor. Ne dersiniz?”</p>
<p>Orada bulunanların hepsi bağrıştılar:<br />
“Canla, başla kabul ediyoruz” dediler ve Hz.İmâm Hasan’a bey’at ettiler.</p>
<p>Hz.İmâm Hasan’a, kısa zamanda otuz bin mücahit bey’at etti. Bunları duyan Şam Hâkimi Muâviye, sarsıldı. Altmışbin kişilik bir askerle Irak’ı zaptetmek için yürüdü. Hz.İmâm Hasan’da kırk bin mücahidi ile onu karşılamak üzere Kûfe şehrinden dışarı çıktı. Hz.İmâm Hasan, çok vakitte şöyle düşünürdü:<br />
“Ben kendi isteğimle düşmanlığı ortaya koymam. Ve kimse ile dünya saltanatı için kavga etmem.”</p>
<p>Şam’da Vâli olarak bulunan Muâviye ise Basra ve Kûfe’ye birer adam göndermiş, halkı Hz.İmâm Hasan’ın aleyhinde kışkırtmaya başlamıştı. Sonra bu adamlar tutulup öldürüldüler.</p>
<p>Hz.İmâm Hasan’ın ordusunda, kendilerine ve “Ehl-i Beyt’e” candan bağlı olanlar pek azdı. Bu topluluğun içerisinde olanlardan; kimisi dünyalık elde etmek için uğraşmadaydı; kimisi şüphe içindeydi, kime kul olacağını bilemiyordu; kimisi yel ne yandan eserse, öte yana eğiliyordu; kimisi de Hâricîlerin inançlarına kapılmıştı. Çünkü; İslâm’ın düştüğü ayrılık, aykırılık, görüşlerin birbirine zıt oluşu, vahdetin kalmayışı, paranın ve servetin hâkimiyeti îman kudretini zayıflatmıştı.</p>
<p>Muâviye ise bu ortamda; Hz.İmâm Hasan’ın taraftarları arasına nifâk sokmak için bir an bile boş durmuyor ve devamlı adamlar göndererek; bu ayrılığı, bu aykırılığı; re’yle, kıyasla daha da derinleştiriyor, daha da genişletiyor ve daha da körüklüyordu. Muâviye’nin gönderdiği bu adamlar; vaatle, parayla, tehditle adam avlıyorlar ve belli başlı kişileri Hz.İmâm Hasan’dan ayırmaya çalışıyorlardı.</p>
<p>Bu yaşanılan olaylardan sonra Hz.İmâm Hasan:<br />
“Ey Iraklılar! Bize yaptıklarınızdan dolayı Allah’tan korkun; biz, sizin hem emiriniziz, hem konuğunuz. Hakkımızda, Allah’ın «Ey “Ehl-i Beyt”, Allah sizden günahı, her türlü fenalıkları ve kötülükleri giderip sizi kemâl üzre tertemiz tathir etmek ve pâk kılmak murad eder.» (Ahzâb 33.âyet) âyet-i kerîmesinde buyurduğu; «Ehl-i Beyt» biziz.” dediğinde mescidde ağlamadık kimse kalmamıştı; fakat ne çâre ki gözyaşı, düşmanı ne mağlup ediyor, ne de yok ediyordu.</p>
<p>Şam Vâlisi Muâviye, bu ortamda Hz.İmâm Hasan’a uzlaşma teklifinde bulunmuştu. Hz.İmâm Hasan’da bunun üzerine adamlarına şöyle hitâb etmişlerdi:</p>
<p>“Biz Şamlılarla, bir şüphe üzerine savaşmadığımız gibi, savaştığımızdan dolayı da bir nedâmet duymamaktayız. Onlarla, esenlikle, sabırla savaştık. Ama şimdi esenlik, düşmanlığa dönüştü; sabır ise telâşa, kargaşaya. Siz Sıffıyn’e giderken dîniniz, dünyanızın önündeydi; (Dîninize uymuştunuz, dünyanızı ardınıza atmıştınız.) bugün ise öyle bir hâldesiniz ki; dünyanız, dîninizin önünde. Duyun, bilin ki; size karşı biz, evvelce nasılsak yine öyleyiz; ama siz, bize karşı eskisi gibi değilsiniz. Duyun, bilin ki; siz, öldürülenlerden iki bölüğün ortasındasınız; Sıffiyn’de öldürülenlere ağlıyorsunuz. Nehrevan’da öldürülenlerin öclerini almak istiyorsunuz. Kalan yenilgiye uğramış, yapa-yalnız, hor-hakir; ağlayan, öc alma sevdasında. Muâviye, bizi öyle bir işe çağırıyor ki; onda ne bir yücelme var, ne bir adâlet. Ölümü göze alıyorsanız, teklifini reddedelim; yaşamayı istiyorsanız, kâbul edelim; hangisine râzıysanız bildirin.”</p>
<p>Hz.İmâm Hasan’ın bu hitâbesinden sonra, karşısındaki topluluk her yandan bağrışarak; “yaşamayı, uzlaşmayı” istediklerini bildirdiler. Hz.İmâm Hasan, bunun üzerine; “Vallâhi” buyurmuşlardı; “Ben bu işi, Muâviye’ye teslim etmezdim; fakat yardımcı bulamadım. Yardımcı bulsaydım, gecemde de onunla savaşırdım, gündüzümde de; sonunda ise Allah, benimle onun arasında hükmederdi.”</p>
<p>Yaşanılan bu olaylardan sonra Hz.İmâm Hasan, Kûfe halkından vefâ görmeyerek; “Barış, her şeyden hayırlıdır” diyerek, Şam Vâlisi Muâviye tarafından, kendisine teklif edilen uzlaşma şartlarını kabul etmiş ve Muâviye ile bazı şartlarla antlaşma yapmak zorunda kalmıştı.</p>
<p>Hz.İmâm Hasan ile Şam Vâlisi Muâviye arasında Hicretin 41.yılında yapılan antlaşma şartları şunlardı:</p>
<p>1. Halkın; Allah’ın kitabına, Resûl’ünün sünnetine uygun olarak idare edilmesi.<br />
2. Hz.Ali Şîa’sından olanlara, hiçbir sûretle kötülükte bulunulmaması.<br />
3. Hz.Ali’ye kötü söz söylenmemesi.<br />
4. Hak sâhiplerine, Cemel ve Sıffiyn savaşlarında şehit olanların evlâtlarına, haraç mallarından pay verilmesi.<br />
5. Muâviye’nin, kendisinden sonra, yerine birisini halîfe yapmaması.</p>
<p>Muâviye, uzlaşma yazılıp taraflar ve tanıklar imzaladıktan sonra Nuhayle’ye gitti; orada okuduğu hutbede;</p>
<p>“Ben” dedi, “Hasan ile bazı şartlara uyacağımı vaad ederek uzlaştım; ama o şartların hepsi de ayağımın altında; onların hiçbirini yerine getirmeyeceğim” dedi. Ve dediğini de yaptı. Muâviye uzlaşma şartlarının hiçbirisine riâyet etmedi. Daha Kûfe’deyken okuduğu hûtbede; “Yapı yapıldıktan sonra iskele nasıl yıkılırsa, bende barış şartlarını yıktım” dedi.</p>
<p>Muâviye, mescidlerde bile Hz.Ali’ye kötü sözler söyletti. Hatta Medine’de, Mescid-i Nebevî’de (Hz.Peygamber’in mescidinde), ashâbın itirazlarına ve mü’minler anası Ümmü Seleme’nin bizzât meclise gelip; Muâviye’nin yüzüne karşı; “Hz.Ali’ye sövenin, Hz.Resûl-ü Ekrem’e sövmüş olacağına, Hz.Resûl-ü Ekrem’e sövenin ise, Allah’a sövmüş bulunacağına” dâir hadîs-i şerifi söylemelerine rağmen, inadında ısrâr etti. Bu kötü âdet de, Emevilerin hüküm sürmüş olduğu 80 yıl boyunca devam etmiş ve Emevilerden Ömer bin Abdül’aziz’in hükümdarlığında son bulmuştur.</p>
<p>Hz.İmâm Hasan, Muâviye ile barış yaptıktan sonra “Ehl-i Beyt’i” ile Medine’ye geri döndüğü zaman, düşmanlık yapanlar fitnenin tahrik edileceği zannına düşerek, Hz.İmâm’ın ortadan kaldırılması için bazı fesâdçıları kışkırttılar ve Hz.İmâm’ın Basra’da olan yakınlarından otuz sekiz mü’mini, bir bahane ile öldürtüp türlü suçlar işlediler.</p>
<p>Sonunda Muâviye, Mervan aracılığı ile Hz.İmâm Hasan’ın zevcesi olan Câde’ye bir haber göndererek, Hz.İmâm’ı zehirleyip şehit ettiği takdirde, kendisini oğlu Yezîd’e alacağını ve bin dirhem para vereceğini vaat etti.</p>
<p>Vefâsız Câde; bu sözler üzerine Hz.İmâm Hasan’a kastetmek için, Mervan tarafından gönderilen zehirli balı karıştırarak, o gün Hz.İmâm’a sundu. Hz.İmâm o zehirli balı yedikten sonra rahatsızlandı ve Hz.Resûlullah’ın türbesine gidip duâ ederek şifâ buldu. Câde, sonra yine bir fırsatını bulup Hz.İmâm’a, bu defa da zehirli hurmalar sundu. Hz.İmâm Hasan, hiçbir şey düşünmeyip zehirli hurmalardan yemiş ve yine mizâcı bozulmuştu.</p>
<p>Bunun üzerine Hz.İmâm Hasan, Câde’ye sordu:<br />
“Ey Câde, bu hurmayla halim değişti. Sebebi ne acaba?”</p>
<p>Câde, türlü özürler dileyerek Hz.İmâm’ın şüphesini giderdi. Hz.İmâm Hasan, dertlilere şifâhane olan Hz.Resûlullah’ın türbesine giderek tekrar şifâ buldu. Câde, en sonunda yine bir fırsatını bularak, Sefer ayının 28. Cuma gecesi Hz.İmâm Hasan’ın kaldığı eve gizlice giderek; Hz.İmâm’ın, su içtiği testinin içine zehirli elmas zerrelerini dökerek su ile karıştırdı. Ve yine evine gizlice geri döndü.</p>
<p>Hz.İmâm Hasan, bu testiden içtiği su ile zehirlenip, Hicret’in 49. yılı (Milâdi 669) Safer ayının 28. günü gecesi Medine’de Hak’ka kavuşmuştur. Hz.İmâm Hasan, Hak’ka kavuştuklarında 47 yaşlarında idi.</p>
<p>Hz.İmâm Hasan Hak’ka kavuşmadan önce, Hz.İmâm Hüseyin, kendilerine bu işi kimin yaptığını sormuşlardı. Hz.İmâm Hasan:</p>
<p>“Ey sevgili kardeşim. Benim bildiğimi sende bilirsin; fakat onu Allah’a havale ettim” buyurup bir şey söylememişler ve çocukları ile ashâbına ibâdetten geri kalmamalarını vasiyyet etmişlerdir.</p>
<p>Hz.İmâm Hasan daha sonra kardeşi Hz.İmâm Hüseyin’e vasiyyet ederek; imâmlık emanetlerini teslim etti ve “Ataları Hz.Resûlullah’ın yanına defnedilmelerini, fakat buna engel olanlar bulunursa, savaşa, kan dökülmesine girişilmemesini, Bakî mezarlığına götürülmelerini” buyurmuşlardır.</p>
<p>Hz.İmâm Hasan’dan sonra imâmet, kardeşi Hz.İmâm Hüseyin’e intikal etmiştir.<br />
En doğrusunu Allah bilir.</p>
<p> 
</p>
<p class="anatabloYaziGrup"><span class="altbaslik">Vecîzelerinin Bir Kısmı</span><span class="BaslikCizgi"> </span></p>
<h1 class="anatabloYaziGrup">
<li>Barış herşeyden hayırlıdır.</li>
<li>Ben kendi isteğimle düşmanlığı ortaya koymam ve kimse ile dünya saltanatı için kavga etmem.</li>
<li>Bizler, hikmet hazinesinin muhafızları ve velilik meydanının şehsüvarlarıyız. Bizce bilinenler sizce bilinmez. Ve bizim idrâk ettiğimiz sırlar, sizin idrâkınızdan uzaktır.</li>
<li>Ey şeriat hükümlerinin eşiğinde oturanlar, ey ibâdet ve gönül temizliği meydanında hazır bulunanlar: Hz.Mustafa’nın o din müjdecisinin oğluyum ben. Allah korkusunu ümmete bildiren Muhammed’in oğlu benim. Peygamberlik tahtının sultanlık varisi, velilik mülkü hakiminin yerine geçen benim ki, atam sizi dinine davet etti. Babam da size hidâyet saadetini eriştirdi. Ben de sizi şimdi onların yoluna davet etmekteyim ve gerçek biliniz ki, bana uymak onlara uymaktır. Bana karşı koymak onlara karşı koymaktır.</li>
</h1>
<div class="anatabloYaziGrup">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="500">
<tbody>
<tr>
<td background="../noktayatay2.gif"> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<div class="anatabloYaziGrup">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="500">
<tbody>
<tr>
<td background="../noktayatay2.gif"> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hzali.net/14-masum/imam-hasanuk-mucteba-hzhasan.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
