<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hz Ali &#187; hz.Hüseyin</title>
	<atom:link href="http://www.hzali.net/tag/hz-huseyin/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hzali.net</link>
	<description>HzAli Hz Ali Hazreti Ali Hz. Ali</description>
	<lastBuildDate>Sun, 14 Feb 2010 10:34:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Vaftizin Anlam ve Önemi</title>
		<link>http://www.hzali.net/diger-inanclar/vaftizin-anlam-ve-onemi.html</link>
		<comments>http://www.hzali.net/diger-inanclar/vaftizin-anlam-ve-onemi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2009 23:09:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer İnançlar]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilikte vaftiz]]></category>
		<category><![CDATA[baptizo]]></category>
		<category><![CDATA[hristyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[hz.Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.İsa]]></category>
		<category><![CDATA[ibraniler]]></category>
		<category><![CDATA[incil]]></category>
		<category><![CDATA[incil HzAli]]></category>
		<category><![CDATA[incilde hz ali]]></category>
		<category><![CDATA[isa mesih ve haz ali]]></category>
		<category><![CDATA[Tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[vaftiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hzali.net/?p=178</guid>
		<description><![CDATA[Fikret Böcek Neden vaftiz oluyoruz? Vaftizin anlamını kavrıyor muyuz? Vaftiz aslında içimizde gerçekleşmiş olan bir şeyi dışarıdan bir işaretle göstermektir. Vaftizin kendisi bizi Hıristiyan yapmıyor. Hıristiyan olduğumuz için vaftiz oluyoruz. Vaftiz olarak Rabbimiz ve Kurtarıcımız olan İsa Mesih’in bizler için yaptıklarını ilan etmiş oluyoruz. Vaftiz olan bir kişi Mesih’in emrine uyarak O’nun tanıklığını yapmış olur. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Fikret Böcek<br />
</span></span></strong></p>
<ul>
<li><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"><strong>Neden vaftiz oluyoruz? Vaftizin anlamını kavrıyor muyuz?</strong></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Vaftiz aslında içimizde gerçekleşmiş olan bir şeyi dışarıdan bir işaretle göstermektir.</strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Vaftizin kendisi bizi Hıristiyan yapmıyor. Hıristiyan olduğumuz için vaftiz oluyoruz.</strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Vaftiz olarak Rabbimiz ve Kurtarıcımız olan İsa Mesih’in bizler için yaptıklarını ilan etmiş oluyoruz.</strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Vaftiz olan bir kişi Mesih’in emrine uyarak O’nun tanıklığını yapmış olur. </strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Yeni bir Hıristiyan’ın Mesih için olan ilk tanıklığı vaftiz olmak olmalıdır. </strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Vaftiz olan kişi topluma ve kiliseye, artık Mesih’e ait olduğunu beyan eder. </strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Şunu hiçbir zaman unutmayalım: Vaftiz kişiyi değiştirmez. Değişmiş olan kişi vaftiz olur.</strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Kurtuluş için Rabbe iman etmek yeterlidir(bkz. Elçilerin İşleri 16:30-31). </strong></span></span></li>
</ul>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><span style="color: #0000ff;"><strong>Vaftiz Kelimesi ve Şekli</strong></span></span></span></p>
<ul>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Vaftiz kelimesi Grekçe <em>Baptizo</em> kelimesinden geliyor.</strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><em>Baptizo</em> kelimesi tamamen suyun içerisine batırmak, bandırmak anlamına geliyor.</strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>İlk kilise sırasında da vaftiz olacak kişi kuru bir yer kalmayacak şekilde tamamen suyun içerisine sokularak vaftiz edilirdi. </strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>İlk vaftiz örneklerini Yahudi olmayan kişilerin Yahudiliğe geçtikten sonra kendi kendilerini tamamen suyun içine sokarak vaftiz etmelerinde görüyoruz. </strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Burada Yahudiliğe geçeni vaftiz eden yoktu. Yahudiliği benimseyen kişi <em>kendi kendisini</em> tamamen suya batırarak vaftiz ediyordu. </strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Yani, vaftizci yoktu, vaftiz edilen vardı. Kişi kendi kendisini suya batırıyordu. </strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Vaftiz kelimesinin ikincil anlamları da var.</strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Örneğin, bazen vaftiz kelimesi <em>bir şeyin etkisi altına girmek</em> olarak da tercüme edilebilir.</strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Eğer vaftiz <em>Kutsal Ruh’un etkisi altına girmek</em> anlamına geliyorsa, o halde vaftizin şekli ille de suyun içerisine batırılarak olmak zorunda olmadığını söyleyenler de var. </strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Batırılma şekliyle, su serpme şekliyle veya başından aşağıya doğru su dökmek şekliyle vaftizi uygulayanlar var.</strong></span></span></li>
</ul>
<p><span id="more-178"></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="text-decoration: underline;">İbraniler 9:10</span> “<span style="color: #000000;">Bunlar yalnız yiyecek, içecek ve çeşitli dinsel yıkanmalarla ilgili olup yeni düzenin başlangıcına kadar geçerli olan bedensel kurallardır.”</span></strong></span></span></p>
<ul>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Bu ayette yıkanma olarak tercüme edilmiş olan ayet Grekçe aslında <em>vaftiz</em> olarak geçiyor. </strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Eski Antlaşma’da belirtilen dinsel yıkanma anlayışında her çeşit dinsel temizlenmeden bahsediliyor. Suya batırma, su serpme veya baş aşağı su dökme.</strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Eğer vaftiz sembolik olarak Mesih’le birleşmemiz anlamına geliyorsa o zaman neden suya batırma, su serpme veya baş aşağı su dökme şekilleri uygulanmasın?</strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Çünkü İncil’de <em>su serpme</em> kelimesi de, <em>su dökme</em> kelimesi de mevcut.</strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Fakat vaftiz için bu kelimeler değil, tamamen suya batırmak anlamına gelen <em>baptizo</em> kelmesinin kullanılması Elçiler tarafından uygun görülüyor. </strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Grekçe olarak şu kelimeleri yazmak çok kolay:</strong></span></span>
<ul>
<li><em><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Baba, Oğul ve Kutsal Ruh&#8217;un adıyla su serpin.</strong></span></span></em></li>
<li><em><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Baba, Oğul ve Kutsal Ruh&#8217;un adıyla baş aşağı su dökün.</strong></span></span></em></li>
<li><em><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Baba, Oğul ve Kutsal Ruh&#8217;un adıyla vaftiz edin.</strong></span></span></em></li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Hangi kelime kullanıldı?</strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Tamamen suya batırılmak anlamına gelen <span style="text-decoration: underline;">Vaftiz</span> kelimesi kullanıldı.</strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Serpildin mi? Döküldün mü? Yoksa suya batırılarak mı vaftiz edildin?</strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Yani, vaftiz olma şekli tamamen suya batırılarak vaftiz olmaktır.</strong></span></span></li>
</ul>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;">Galatyalılar 3:27</span></span><span style="color: #000000;"> “Vaftizde Mesih&#8217;le birleşenlerinizin hepsi Mesih&#8217;i giyindi.”</span></strong></span></span></p>
<ul>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Galatya’daki vaftizli Hıristiyanlar Mesih’e ait kişiler olarak tanınıyorlardı. </strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Suyun içerisine tamamen batırılarak Mesih’in sizin günahlarınız için olan ölümünü ilan etmiş oluyorsunuz. </strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Sudan çıkarak ise Mesih’in mezardan çıkarak ölümden dirilmiş olduğunu ve sizin de sonsuz yaşama sahip olduğunuzu beyan etmiş oluyorsunuz.</strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Serpme veya su dökme uygulamaları sembolik olarak bu anlamı veremez. </strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Vaftiz olarak Mesih’e bağlılığımızı ilan etmiş oluyoruz. </strong></span></span></li>
</ul>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><span style="color: #0000ff;"><strong>Eski Antlaşma’da Vaftiz (Dini Temizlik) ve Anlamı</strong></span></span></span></p>
<ul>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Vaftiz uygulamasının kökenlerine bir bakalım.</strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Eski Antlaşma’da yasaya göre törensel yıkanma vardı. </strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Yasa, törensel olarak temiz olmayan bir kişinin dini yasalar çerçevesinde yıkanmasını buyurur(bkz. Levililer 14:8-9;15). </strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Harun ve oğulları rahip olarak atanmadan önce törensel olarak yıkanmışlardı(Levililer 8:5-6).</strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Tapınaktaki nesnelerin üzerine su serpilmesi de dini temizlenme olarak algılanıyordu.</strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Bu şekilde uygulanan dini temizlik anlayışı dualarda sembolik olarak ruhsal temizlenme olarak uygulanmaya başlandı(bkz. Mezmur 51:1-2).</strong></span></span></li>
</ul>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Hezekiel 36:25-26</span> “<span style="color: #000000;">Üzerinize temiz su dökeceğim, arınacaksınız. Sizi bütün kirliliklerinizden ve putlarınızdan arındıracağım. Size yeni bir yürek verecek, içinize yeni bir ruh koyacağım. İçinizdeki taştan yüreği çıkaracak, size etten bir yürek vereceğim. Ruhumu içinize koyacağım; kurallarımı izlemenizi, buyruklarıma uyup onları uygulamanızı sağlayacağım.”</span></strong></span></span></p>
<ul>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Vaftizci Yahya Mesih’in yolunu hazırlama ve insanları tövbeye çağırma görevini yerine getiriyordu(bkz. Matta 3:6,11; Markos 1:4-5; Luka 3:3). </strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Yani, Vaftizci Yahya Eski Antlaşma’nın devamıydı. Eski Antlaşma da Mesih’in yolunu hazırlamak için yazılmıştır. Herşey Mesih için yaratıldı.</strong></span></span></li>
</ul>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Matta 11:13</span> “<span style="color: #000000;">Yahya&#8217;ya dek tüm peygamberlerle Kutsal Yasa, olacakları önceden bildirdiler.”</span></strong></span></span></p>
<ul>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Vaftizci Yahya’nın tövbe vaftizi Eski Antlaşma’daki törensel temizlenmeler gibiydi. </strong></span></span></li>
<li><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>Yahya’nın vaftizi Eski Antlaşma’daki yıkanmaların devamıydı.</strong></span></span></li>
</ul>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><span style="color: #0000ff;"><strong>Yeni Antlaşma’da Vaftiz ve Anlamı</strong></span></span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Matta 28:18-20</span> <span style="color: #000000;">İsa yanlarına gelip kendilerine şunları söyledi: &#8220;Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana verildi. Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin. Onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh&#8217;un adıyla vaftiz edin. Size buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin. İşte ben, dünyanın sonuna dek her an sizinle birlikteyim.&#8221;</span></strong></span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">İşte bu buyruğa Mesih’in bize vermiş olduğu <em>Yüce Görev</em> diyoruz. </span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Hıristiyanlık’ta vaftizi kim kurumsallaştırdı ve vaftizi uygulanması gerekli şeylerin arasına koydu?</span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Çarmıhta ölüp dirildikten sonra, göğe alınmadan önce öğrencileriyle birlikteyken “Onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh&#8217;un adıyla vaftiz edin” buyruğunu vermiştir. </span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Vaftiz Mesih’e ait olmanın simgesidir.</span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><em><span style="color: #000000;">Baptizontes eis to onoma </span></em><span style="color: #000000;">“birisinin adına vaftiz olmak” anlamına geliyor. </span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Pavlus 1 Korintliler 1:13’te şöyle diyor:</span></strong></span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;">1 Korintliler 1:13</span></span><span style="color: #000000;"> “Mesih bölündü mü? Sizin için çarmıha gerilen Pavlus muydu? Pavlus&#8217;un adıyla mı vaftiz edildiniz?”</span></strong></span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;">1 Korintliler 10:2</span></span><span style="color: #000000;"> “Musa&#8217;ya bağlanmak üzere hepsi bulutta ve denizde vaftiz edildi.”</span></strong></span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Grekçe aslıyla karşılaştırdığımızda bu çeviri aslında doğru değil, sadece yorumdan ibaret. </span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Şöyle çevirebiliriz: <em>hepsi bulutta ve denizde Musa adıyla vaftiz edildi.</em></span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Bu ayetlerden de gördüğümüz gibi, kimin adıyla vaftiz ediliyorsanız o kişiye aitsiniz.</span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Bu, adıyla vaftiz olduğunuz kişiyle bir ilişkiniz olduğu anlamına geliyor. </span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">O halde vaftiz, temelde kiminle ve nasıl bir ilişkide olduğumuzu ortaya çıkarmış oluyor. </span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Peki bu ilişkinin nasıl bir ilişki olduğunu biliyor muyuz?</span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Romalılar 6:3-6, 1 Korintliler 12:13, Galatyalılar 3:27-28, ve Koloseliler 2:11-12 gibi bölümlere baktığımızda bu ilişkinin nasıl bir ilişki olduğunun farkına varıyoruz. </span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Bu ilişki Mesih’le birlik ilişkisidir. </span></strong></span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;">Romalılar 6:3-6</span></span><span style="color: #000000;"> “Mesih İsa&#8217;ya vaftiz edilenlerimizin hepsinin O&#8217;nun ölümüne vaftiz edildiğini bilmez misiniz? Baba&#8217;nın yüceliği sayesinde Mesih nasıl ölümden dirildiyse, biz de yeni bir yaşam sürelim diye vaftiz yoluyla O&#8217;nunla birlikte ölüme gömüldük. Eğer O&#8217;nunkine benzer bir ölümde O&#8217;nunla birleşmişsek, O&#8217;nunkine benzer bir dirilişte de O&#8217;nunla birleşeceğiz. Artık günaha kölelik etmeyelim diye, günahlı varlığımızın ortadan kaldırılması için eski benliğimizin Mesih&#8217;le birlikte çarmıha gerildiğini biliriz.”</span></strong></span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;">1 Korintliler 12:13</span></span><span style="color: #000000;"> “İster Yahudi ister Grek, ister köle ister özgür olalım, hepimiz bir beden olmak üzere aynı Ruh&#8217;ta vaftiz olduk ve hepimizin aynı Ruh&#8217;tan içmesi sağlandı.”</span></strong></span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;">Galatyalılar 3:27-28</span></span><span style="color: #000000;"> “Vaftizde Mesih&#8217;le birleşenlerinizin hepsi Mesih&#8217;i giyindi. Artık ne Yahudi ne Grek, ne köle ne özgür, ne erkek ne dişi ayrımı vardır. Hepiniz Mesih İsa&#8217;da birsiniz.”</span></strong></span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;">Koloseliler 2:11-12 </span></span><span style="color: #000000;">“Ayrıca Mesih&#8217;in gerçekleştirdiği sünnet sayesinde günahlı benliğinizden soyunarak elle yapılmayan sünnetle O&#8217;nda sünnet edildiniz. Vaftizde O&#8217;nunla birlikte gömüldünüz ve O&#8217;nu ölümden dirilten Tanrı&#8217;nın gücüne iman ederek O&#8217;nunla birlikte dirildiniz.”</span></strong></span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">O’nunla <span style="text-decoration: underline;">birlikte</span> öldük ve O’nunla <span style="text-decoration: underline;">birlikte</span> dirildik. O’nunla <span style="text-decoration: underline;">birlikteyiz</span>. </span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;">Vaftizin Tanımı</span></span><span style="color: #000000;">: O’nunla birlikte çarmıha gerildik, O’nunla birlikte öldük, O’nunla birlikte gömüldük ve O’nunla birlikte dirildik. </span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">İşte vaftiz bunların işareti ve mühürüdür. </span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Vaftiz sadece Mesih’le birlik değildir tabii ki&#8230; </span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><em><span style="color: #000000;">Baba, Oğul ve Kutsal Ruh&#8217;un adıyla vaftiz edin</span></em><span style="color: #000000;"> diyor İsa. </span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Vaftiz aynı zamanda Üçlübirliği beyan etmektir. Vaftiz, Üçlübirliğin birbiriyle olan birliğini de teyit etmektir. </span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>· <span style="color: #000000;">Vaftiz Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’la birlik olmaktır. </span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>· Vaftiz, suyun altına girerek günahın pisliğinden ve günahın suçluluğundan temizlenişimizi simgeliyor.</strong></span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><span style="color: #0000ff;"><strong>Vaftizin Önemi</strong></span></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>· Vaftiz Kutsal Ruh’un yardımıyla Mesih’le birlik olmaktır.</strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>· Bu nedenle Mesih’in adıyla vaftiz ediliyoruz. </strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>· O’nun adıyla vaftiz edilmek O’nun adını kullanarak vaftiz olmak anlamına gelmiyor. </strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>· O’nun adıyla vaftiz edilmek O’nunla ortaklığa, O’na bağlılığa vaftiz edilmek anlamına geliyor. </strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong>· Bakın Pavlus bu konuda ne diyor:</strong></span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;">Romalılar 6:3-10</span></span><span style="color: #000000;"> “Mesih İsa&#8217;ya vaftiz edilenlerimizin hepsinin O&#8217;nun ölümüne vaftiz edildiğini bilmez misiniz? Baba&#8217;nın yüceliği sayesinde Mesih nasıl ölümden dirildiyse, biz de yeni bir yaşam sürelim diye vaftiz yoluyla O&#8217;nunla birlikte ölüme gömüldük. Eğer O&#8217;nunkine benzer bir ölümde O&#8217;nunla birleşmişsek, O&#8217;nunkine benzer bir dirilişte de O&#8217;nunla birleşeceğiz. Artık günaha kölelik etmeyelim diye, günahlı varlığımızın ortadan kaldırılması için eski benliğimizin Mesih&#8217;le birlikte çarmıha gerildiğini biliriz. Çünkü ölmüş olan bir kimse günahtan özgür kılınmıştır. Mesih&#8217;le birlikte ölmüşsek, O&#8217;nunla birlikte yaşayacağımıza da inanıyoruz. Çünkü Mesih&#8217;in ölümden dirilmiş olup artık ölmeyeceğini, ölümün artık O&#8217;nun üzerinde egemenlik sürmeyeceğini biliriz. O&#8217;nun ölümü, günaha karşılık ilk ve son ölüm olmuştur. Oysa sürdüğü yaşamı Tanrı için sürmektedir.”</span></strong></span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Pavlus burada vaftizin önemini vurguluyor.</span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Birisi nasıl vaftiz olmuş olursa olsun&#8230; Sadece ve yalnızca Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adıyla Mesih’e bağlanmışsa gerçekten de vaftiz olmuştur. </span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Mesih’in ölümü nasıl O’nu diri bir yaşama kavuşturmuşsa, bizim de Mesih’le birleşmemiz o kadar gerçektir.</span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Ayrıca Pavlus burada Mesih’le birlikte ölüp dirilmiş olan kişilerin devamlı bir şekilde günah içerisinde yaşayamayacaklarını da söylüyor. </span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Çünkü Mesih’le birleşen bizler artık günaha öldük.</span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Günaha ölerek Mesih’le birleştik. </span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Pavlus, “<em>Mesih İsa&#8217;ya vaftiz edilenlerimizin hepsinin O&#8217;nun ölümüne vaftiz edildiğini bilmez misiniz?</em>” diye soruyor.</span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Mesih’in ölümüne vaftiz edildik derken şu iki nokta aklımıza geliyor:</span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;"><span style="color: #0000ff;">1</span>. </span><span style="color: #000000;">Mesih çarmıhta öldüğünde, Tanrı bizi de günahlı benliğimize ölmüş saydı. </span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Baba Tanrı, Oğul Tanrı’nın ölmesini sağladı. </span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">O’na tüm inananlar dünyanın temeli atılmadan önce Kutsal Ruh aracılığıyla O’nunla birleştiyseler, işte o zaman Mesih’in ölümüne ortak olmuşlardır. </span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Mesih’in ölümü O’na iman edenleri akladı.</span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">O’nun doğruluğu sayesinde bizler aklanmış sayıldık.</span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">İşte, bundan sonra korkmadan Tanrı’nın huzuruna çıkabilirler. </span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;"><span style="color: #0000ff;">2.</span> </span><span style="color: #000000;">O’nun ölümüyle Mesih’le birlik olmamız şu anda diri olduğumuz anlamına geliyor.</span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Pavlus Romalılar’da şöyle diyor:</span></strong></span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;">Romalılar 6:11</span></span><span style="color: #000000;"> “Siz de böylece kendinizi günah karşısında ölü, Mesih İsa&#8217;da Tanrı karşısında diri sayın.”</span></strong></span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Kendimizi günaha karşı ölü, Tanrı’ya karşı diri saymalıyız.</span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Artık Mesih’e ait olduğumuzdan yaşamımızda günahın gücü kırılmıştır&#8230;</span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Tanrı’ya hizmet etmek üzere günahlı benliğimizden özgür kılındık.</span></strong></span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Mesih’in ölümden dirilişine de ortağız. Hem şimdiki dirilişe, hem de Pavlus’un 1 Korintliler 15’te bahsettiği gelecekteki dirilişe ortağız.</span></strong></span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;">1 Korintliler 15:22</span></span><span style="color: #000000;"> “Herkes nasıl Âdem&#8217;de ölüyorsa, herkes Mesih&#8217;te yaşama kavuşacak.”</span></strong></span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Pavlus yaşamı sırasında Mesih’in dirilişinin gücünü de bilmek istiyordu.”</span></strong></span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;">Filipililer 3:10 </span></span><span style="color: #000000;">“Ölümünde O&#8217;na benzeyerek O&#8217;nu tanımak, dirilişinin gücünü ve elemlerine ortak olmanın ne demek olduğunu bilmek ve böylece ne yapıp yapıp ölümden dirilişe erişmek istiyorum.”</span></strong></span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Vaftiz Mesih’le birliğimizin işaretidir. </span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Yani, Tanrı’nın çocukları olarak kurtuluşumuz sonsuz güvenceye alınmıştır.</span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Vaftiz Kutsal Ruh’un mührüdür.</span></strong></span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;">Efesliler 4:30 </span></span><span style="color: #000000;">“Tanrı&#8217;nın Kutsal Ruhunu kederlendirmeyin. Kurtuluş günü için o Ruh&#8217;la mühürlendiniz.”</span></strong></span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Hezekiel kitabında dünyanın sonunda Tanrı’nın İsrail’e yapacaklarıyla ilgili bir peygamberlik yer alıyor.</span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Bu peygamberlikte, Altı adam Yeruşalim’e girerler. </span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Yeruşalim’deki halka Tanrı’nın yargısının geldiğini anlatırlar. </span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Fakat bu kişiler Yeruşalim’e girmeden önce Tanrı, elinde bir yazı takımı olan kişinin gidip günahtan nefret edenlerin alınlarına işaret koymasını ister.</span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Alınlarına işaret koyulanlar dışında herkes öldürülür.</span></strong></span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;">Hezekiel 9:1-11</span></span><span style="color: #000000;"> “</span><span style="color: #000000;">Sonra yüksek sesle, &#8220;Kenti cezalandıracak olanlar, ellerinde yok edici silahlarıyla buraya gelsin&#8221; diye seslendiğini duydum. Kuzeye bakan yukarı kapı yolundan altı kişinin geldiğini gördüm. Her birinin elinde ölümcül bir silah vardı. Aralarında keten giysili, belinde yazı takımı olan bir adam vardı. İçeriye girip tunç sunağın yanında durdular. İsrail Tanrısı&#8217;nın görkemi bulunduğu yerden, Keruvlar&#8217;ın üzerinden ayrılıp tapınağın eşiğine gitti. RAB keten giysili, belinde yazı takımı olan adama seslendi: &#8220;Yeruşalim Kenti&#8217;nin içinden geç, orada yapılan iğrenç şeylerden ötürü dövünüp ağlayanların alınlarına işaret koy&#8221; dedi. Öbürlerine, &#8220;Kent boyunca onu izleyin ve kimseye acımadan, kimseyi esirgemeden öldürün&#8221; dediğini duydum. &#8220;Yaşlıyı, genci, genç kızı, kadını, çocukları öldürün. Yalnız alınlarında işaret olanlara dokunmayın. İşe tapınağımdan başlayın.&#8221; Onlar da tapınağın önünde duran İsrail ileri gelenlerinden işe başladılar. Onlara, &#8220;Tapınağı kirletin, avlularını cesetlerle doldurun. Haydi başlayın!&#8221; dedi. Bunun üzerine onlar gidip kenttekileri öldürmeye başladılar. Onlar halkı öldürürken ben tek başıma kaldım. Yüzüstü yere kapanıp, &#8220;Ah, ya Rab Yahve! Öfkeni Yeruşalim üzerine boşaltırken, geri kalan bütün İsrailliler&#8217;i de mi yok edeceksin?&#8221; diye haykırdım. &#8220;İsrail ve Yahuda halkının günahı pek büyük&#8221; diye karşılık verdi, &#8220;Ülke kan, kent haksızlık dolu. Onlar, &#8216;RAB ülkeyi bıraktı, RAB görmüyor&#8217; diyorlar. Ben de onlara acımayacak, onları esirgemeyeceğim. Yaptıklarını kendi başlarına getireceğim.&#8221; Derken keten giysili, belinde yazı takımı olan adam, &#8220;Buyruklarını yerine getirdim&#8221; diye haber verdi.</span></strong></span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Rab İsa Mesih’e iman etmiş olan herkes <em>Mesih’e ait olanlar</em> olarak ayrılmışlardır. </span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Bu kişilerin kurtuluşları ve gelecekleri Kutsal Ruh tarafından mühürlenmiştir. </span></strong></span></span><br />
<span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><strong><span style="color: #000000;">· </span><span style="color: #000000;">Vaftiz olurken vaftizin önemini ve anlamını kesinlikle bilerek vaftiz olalım.</span></strong></span></span></p>
<p><strong><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: small;"><span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;">2 Timoteus 2:18-21</span></span><span style="color: #000000;"> “</span><span style="color: #000000;">Dirilişin olup bittiğini söyleyerek gerçek yoldan saptılar. Şimdi de bazılarının imanını altüst ediyorlar. <span style="color: #9932cc;">Ne var ki, Tanrı&#8217;nın attığı sağlam temel, &#8220;Rab kendine ait olanları bilir&#8221; ve &#8220;Rab&#8217;bin adını anan herkes kötülükten uzak dursun&#8221; sözleriyle mühürlenmiş olarak duruyor.</span> Büyük bir evde yalnız altın ve gümüş kaplar değil, tahta ve toprak kaplar da vardır. Kimi onurlu, kimi bayağı iş için kullanılır. Eğer bir kimse bayağı olandan arınırsa, onurlu amaçlara uygun, kutsal kılınmış, efendisine yararlı ve her iyi işe hazır bir kap olacaktır.”</span></span></span></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hzali.net/diger-inanclar/vaftizin-anlam-ve-onemi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İslam Nedir?</title>
		<link>http://www.hzali.net/islam/islam-nedir.html</link>
		<comments>http://www.hzali.net/islam/islam-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2009 22:49:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[cibril]]></category>
		<category><![CDATA[fatiha]]></category>
		<category><![CDATA[fatiha hz. ali]]></category>
		<category><![CDATA[fatiha suresi]]></category>
		<category><![CDATA[H.z Alinin sözleri (selam vermek)]]></category>
		<category><![CDATA[hz isa nedir iman]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[hz.Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[melekler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hzali.net/?p=167</guid>
		<description><![CDATA[İslam&#8217;ı anlamak ve yaşamak Hz. Peygamber&#8217;i ve O&#8217;nun hayat pratiğini bilmeyi gerekli kıldığı gibi, O&#8217;nu anlamak ve tanımak da, ancak İslamın temel inanç esaslarını doğru kavrayabilmekle mümkün olur. Bu amaçla Sonpeygamber.info’da &#8220;İslam&#8221; başlığı altında İslam&#8217;ın temel inanç esaslarını, Din nedir?, İnsan dine neden ihtiyaç duyar?, İslam&#8217;ı diğer dinlerden ayıran özellikler nelerdir? gibi soruların eşliğinde dikkatlerinize [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>İslam&#8217;ı anlamak ve yaşamak Hz. Peygamber&#8217;i ve O&#8217;nun hayat pratiğini bilmeyi gerekli kıldığı gibi, O&#8217;nu anlamak ve tanımak da, ancak İslamın temel inanç esaslarını doğru kavrayabilmekle mümkün olur. Bu amaçla Sonpeygamber.info’da</em> &#8220;İslam&#8221; <em>başlığı altında İslam&#8217;ın temel inanç esaslarını, Din nedir?, İnsan dine neden ihtiyaç duyar?, İslam&#8217;ı diğer dinlerden ayıran özellikler nelerdir? gibi soruların eşliğinde dikkatlerinize sunuyoruz. Bu bölüm İlahiyatçı Fatma Bayram tarafından hazırlanmıştır.</em></p>
<p><strong>Tanımı</strong></p>
<p>Sözlükte barış ve barış içinde olmak; teslimiyet, boyun eğme ve ihlâs; selam vermek anlamlarına gelen İslam her durumda selam ve selamet kökünden gelmektedir.</p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de özel anlamda din kelimesiyle İslam kastedilmiş (Al-i İmran 3/99), İslam&#8217;la din adeta eş anlamlı iki kelime olarak kullanılmış ve bütün peygamberlerin getirdiği dinin İslam olduğu ifade edilmiştir (Al-i İmran 3/85; Nisa 4/125; Maide 5/3; Şura 42/13).</p>
<p><em>&#8220;Allah katında din şüphesiz İslam&#8217;dır&#8221;(</em>Al-i İmran 3/19; Bakara 2/193). <em>&#8220;Kim İslam&#8217;dan başka bir dine yönelirse, onun dini kabul edilmeyecektir, o ahirette de kaybedenlerdendir.&#8221;</em> (Al-i İmran 3/185) ayetleri aslı itibariyle hak din olduğu halde zamanla tahrif edilmiş dinlerin artık geçerliliğinin kalmadığını vurgulamaktadır.</p>
<p>Kur&#8217;an dilinde İslam Allah&#8217;a bağlılık ve boyun eğmeyi ifade eder. Allahtan başkasına ve hak dışında şeylere bağlılık O&#8217;na isyan manasına gelir. Allah&#8217;a, Allah&#8217;tan gelene ve hakka bağlılıktan doğan bu vicdan diğer bir deyişle hakperestlik olarak özetlenebilir. Böyle bir vicdan hakikate, kendi açısından ve kendini merkeze alarak değil, Allah katındaki değerine göre kıymet verir. Böylesine bir hak sevgisinin yerleştiği gönüllerde ise taassuptan eser kalmaz.</p>
<p><span id="more-167"></span></p>
<p> </p>
<p>İslam kelimesi aynı zamanda barış ve selamet anlamına gelir. Bu nedenle İslam bütün mahlûkatı içine alan sevgi ve merhametin dinidir. Başkalarının hakkına saygılı olmak ve hiçbir yaratılmışa zarar vermemek gerçek mü&#8217;min olmanın şartıdır.</p>
<table style="width: 75%;" border="0" align="center">
<tbody>
<tr>
<td style="border-right: medium none; border-top: 1px solid; border-left: medium none; border-bottom: 3px solid;" width="100%" bordercolor="#b25808"><span style="color: #b25808; font-family: verdana,geneva;"><strong>İslam dini yeni bir din değil, ilk insandan bu yana yenilenerek gönderilmiş ezeli bir dindir. Kur&#8217;an&#8217;da da İslam ilk insandan bu yana gönderilen dinlerin ortak adı (ve sıfatı) olarak kullanılır. </strong><strong></strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p> </p>
<p><strong>Özellikleri</strong></p>
<p>İslam aynı zamanda insanın yaratılış özelliklerine uygun bir dindir. Çünkü insan ve İslam, aynı kaynaktan gelmektedir. İslam insan içindir. İnsanı tüm iç ve dış yönleriyle gayet iyi tanıyan yaratıcısının insan için uygun gördüğü inanç, ahlak ve yaşam kurallarından bahseden sistemin adıdır. İnsanın her iki dünyada nasıl mutlu olabileceğinin yollarını gösterir. İnsana kalsa bilemeyeceği, gayba dair gerçekleri ona gerektiği kadar açıklayan, ilahi bilgiye dayalı evrensel bir dindir.</p>
<p>İslam dini yeni bir din değil, ilk insandan bu yana yenilenerek gönderilmiş ezeli bir dindir. Kur&#8217;an&#8217;da da İslam ilk insandan bu yana gönderilen dinlerin ortak adı (ve sıfatı) olarak kullanılır. Allah&#8217;ın ezeli dininin varlığı insanlar tanısalar da, tanımasalar da bir hakikattir. Gerçeği gerçek olarak kabul etmekte direnmek nasıl insan için çıkar yol değilse ve hakikatten yararlanmak nasıl ki ancak onu tanımakla mümkün olabilirse Allah&#8217;tan gelen ilahi irşadı (rehberlik ve yönlendirmeyi) tanımaları da insanların kendi istifadelerinedir. Cehalet nasıl ki ilmi gerçekleri ortadan kaldırmıyor, sadece cahillerin bu gerçeklerden yararlanamamasına neden oluyorsa, aynı şekilde İslam dini de böyledir. Herkes ne derse desin Allah birdir ve her şeyin yaratıcısı ve yöneticisidir.</p>
<p>İslam dini Yüce Allah&#8217;ın gönderdiği en son dindir. Ondan sonra yeni bir din gelmeyecek ve hükümleri kıyamete kadar devam edecektir. Bunun en önemli delili İslam dininin kutsal kitabı olan Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in ilk nazil olduğu günden bugüne kadar bozulmadan gelmiş olması ve her çağda yaşayacak insanların Allah&#8217;ın insanlıktan muradının ne olduğunu öğrenebilme imkânına birinci elden sahip olabilmesidir. Ayrıca son peygamber Hz. Muhammed (sav)&#8217;in hayatı hiçbir tarihi şahsiyete nasip olmamış bir açıklık ve kesinlikle, bütün detaylarıyla bizlere kadar ulaşmış ve böylece bir peygamberin getirdiği kitapla birlikte o kitaba dair yorum ve uygulamaları da her devir insanın ulaşabileceği bir bilgi olarak muhafaza edilmiştir.</p>
<p>Bu özellikleri nedeniyle İslam evrensel bir dindir aynı zamanda. Bütün dünya milletlerine ve bütün zamanlar için gönderilmiştir. Bu özelliği de hükümlerinin yerel özellikler ve esasa dair olmayan detaylarla sınırlanmamış olmasına bağlıdır. İslam bütün insanlığın her zaman ve zeminde uygulayabileceği bir kolaylık dinidir. Aşırılıklar içermez. Getirdiği hüküm ve ilkeler hayatla çelişmediği gibi fazilet ve üstün ahlaka dair tavsiyeleri de hayatı terk etmeyi ve insan doğasına ters düşmeyi gerektirmez.</p>
<p>İnsanın Allah&#8217;ın yolunu görebilmesi, onu diğer sapkın yollardan ayırt edebilmesi ve içtenlikle ona tabi olabilmesi, her şeyden önce Yaratıcısını eşsiz, biricik tanrı olarak tanıması ve kendi üzerinde O&#8217;ndan üstün bir güç görmemesi ile mümkündür. İşte bu nedenle İslam dini tam olarak Allah&#8217;ın birliği esasına dayanır.</p>
<p><strong>Genel Olarak Mahiyeti ve İçerdiği Hükümler</strong></p>
<p>Âlemi yoktan var eden Allah, varlığın işleyişi ile ilgili kuralları da onların her birinin doğasına işlemiştir. Sadece insanı, doğasının mecbur ettiği yönlendirilişler yanında kendi seçimlerini de yapabilecek kabiliyette yaratmıştır. Biyolojik varlığının yönlendirmeleriyle ahlaki tercihleri arasında adil ve hakkaniyete dayalı bir yol tutabilmesi insanoğlunun ezeli ve ebedi sorunlarının başında gelir. Var oluşunun ilk gününden itibaren Allah&#8217;ın gönderdiği dinler, insanı, bedeni ile ruhunun isteklerini, birini ötekine feda etmeyecek dengeli bir yol tutarak karşılayabilmesi konusunda aşırılıklardan ve bunun sonucu olabilecek her türlü sapmadan koruyabilmek içindir.</p>
<p>İnsanın Allah&#8217;ın yolunu görebilmesi, onu diğer sapkın yollardan ayırt edebilmesi ve içtenlikle ona tabi olabilmesi, her şeyden önce Yaratıcısını eşsiz, biricik tanrı olarak tanıması ve kendi üzerinde O&#8217;ndan üstün bir güç görmemesi ile mümkündür. İşte bu nedenle İslam dini tam olarak Allah&#8217;ın birliği esasına dayanır. İnsanın kendi üstünde bir otorite ve sığınılacak güç olarak Allah&#8217;tan başkasını görmemesi demek olan &#8220;Tevhit&#8221; inancı İslam&#8217;ın özünü oluşturur. Bu inanç kişinin tüm benliğinde yerleşmedikçe davranışlarının (doğru bir amaç ve istikamet taşıması mümkün olamayacağından) Allah katında bir değeri yoktur. İslam&#8217;a göre din insanların icat ettiği işlerden biri olmadığı gibi peygamberlerin ilahlığı iddiası da yanlıştır. Peygamberler din koyucu değil, Allahın dinini nakil ve tebliğ eden kişilerdir.</p>
<p> Allah&#8217;a iman ve bunun etrafında oluşturulan inanç sistemi İslam dininin temelini oluşturur. Dinin ikinci unsuru olan ibadetler, Allah&#8217;a itaatin biçimsel göstergeleri sayılır. Allah inancının zihinlerde saklı kalması yeterli olmayıp bu inancın davranışlarla gösterilmesi gerekir (bu insan doğasının iki yönlü oluşunun zorunlu sonucudur). Bu davranışların nasıl olması gerektiğini, yani kendisine nasıl kulluk edileceğini Allah peygamberleri vasıtasıyla insanlara öğretmiş ve kendisine bu şekilde ibadet etmemizi emretmiştir. Dinin üçüncü unsuru olan ahlak, inanç ve ibadet yoluyla tesis edilmiş bulunan insan-tanrı ilişkisinin dünyevi planda her türlü tutum ve davranışa yansıması olarak değerlendirilir.</p>
<p>Dinin asli unsurlarından olan iman bir bakıma dinin Tanrı&#8217;yı tanıma ve bilme (marifetullah) boyutunu, ibadetler Tanrı&#8217;ya itaat boyutunu ve ahlak ise Tanrı&#8217;yı sevme (mahabbetullah) boyutunu teşkil eder. İmanın akıl ve bilgi, ibadetlerin inanç ve kanaat, ahlakın ise gönül ve duygu kaynaklı olması her birinin mahiyeti gereğidir.</p>
<p>Her şeyin başında bir müminin inanması gereken hususları belirleyen hükümlere <strong>&#8220;itikadi hükümler&#8221; </strong>denir. İnançla alakalı olmayan ve insan davranışlarının hak nazarındaki kıymetini gösteren hükümlere <strong>&#8220;ameli hükümler/şeriat&#8221;</strong> ve son olarak da inançtan doğan ve yine dönüp inancı takviye eden ve Allahın emrettiği istikameti başarmayı temin eden ahlaki alışkanlıklarla ilgili hükümlere de <strong>&#8220;ahlaki hükümler&#8221;</strong> denilmiştir.</p>
<p>İnsanı iç dünyasından kavrayan &#8220;Allah&#8217;a karşı sorumluluk duygusu&#8221;nu ve bunun sonucu olan ilahi hükümleri kabul etmeyenler toplumsal düzeni ve huzuru temin etmek için yalnızca insanın dışından gelen güçlere dayanan bir uygulamaya sığınırlar ki bu da sonuçta insanın iç dünyasındaki hukuk ve adalet duygusunu tamamen yok eder. Bu nedenle İslami hükümler Allahın hakkı, kulların hakkı ve ikisinin bir arada bulunduğu durumlar olmak üzere sınıflandırılır.</p>
<p>İslami hükümlerin içinde insan aklının ve mantığının red ve iptal edebileceği hiçbir hüküm yoktur. İnsanların icad ettiği hükümlerden en büyük farkı ise insanların aynı hükümlere zaman içinde ulaşması mümkün olsa bile bu hükümlerin beşer kalbine dini hükümler kadar nüfuz etmesinin imkânsızlığıdır.</p>
<p><strong>Fatiha Sûresi: İslam&#8217;ın Özü</strong></p>
<p>Bu sure Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in bütün amaçlarını; getirdiği hükümleri öz olarak ihtiva etmektedir.</p>
<p>İnsan hayatını düzene koymak ve insanı her iki dünyada iyi ve güzel olana ulaştırmak Kur&#8217;an&#8217;ın en temel hedefidir. Bu hedefe ulaşmak için öncelikle bir sistem oluşturacak olan kurallara ihtiyaç vardır.  Bu ilkelerin Allah tarafından konulduğunun bilinmesi ve sonuçta insana ilahi bir karşılık olacak olan ceza ve mükâfat vaadi içermesi kuralların uygulanmasının en önemli şartlarındandır. Fatiha suresi kulluk, sorumluluk ve akıbet bilincini özet olarak ifade eden ve günlük namazların her rekatında  (bu da ortalama günde 40 kere demektir) okunarak bu bilinci canlı tutan bir suredir.</p>
<p>Bütün bu özellikleriyle İslam dininin temel ilkelerinin bir özeti olan Fatiha sûresi önce rabbimiz olan Allah&#8217;a hamd ve şükür görevimizi bize hatırlatır. Hamd ve şükür insanın mazhar olduğu ve olacağı bütün nimetlerin kaynağıdır. Allaha karşı kulluk görevlerimizin ilki ve en önemlisidir. </p>
<p>Sonra O&#8217;na nasıl ve hangi duygularla kulluk edilebileceğini gösterir. Kulluk (ibadet) daha evvel verilmiş nimetlerin bir sonucu olduğu gibi gelecekte verilecek olanlara da sebep teşkil eder. Bu da iyiliği sırf iyilik olduğu için yapacak derecede kemale ulaşamamış ortalama insanın dünyevi-uhrevi beklentiler için sadece Allaha yönelmesini temin edip kullara kulluktan kurtararak ona yine de bir seviye sağlar.</p>
<p>En son olarak da bir insanın rabbinden isteyebileceği bütün hayırları içinde toplayan bir dua ile son bulur. Dinin insanlara sağlayacağı en büyük faydanın onları Allahın nimetlerine eriştirmek olduğunu ifade ederek gösterdikleri kulluğun mükâfatlandırılacağını müjdeler.</p>
<p>Fatihanın meali:</p>
<p><em>&#8220;Rahman ve Rahim olan Allah&#8217;ın adıyla&#8230;</em></p>
<p><em>Hamd alemlerin rabbi Allah&#8217;a mahsustur. </em></p>
<p><em>Rahman ve Rahim&#8230;</em></p>
<p><em>Ödül ve ceza gününün tek hakimi&#8230;</em></p>
<p><em>(Rabbimiz!)Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi dosdoğru yola ilet! Nimetine erdirdiklerinin yoluna; gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil!&#8221;</em></p>
<p>İslam Allah inancı hususunda gerek Yahudilerin gerekse Hıristiyanların sonradan düştükleri yanlışlık ve aşırılıkları düzeltmiş, Tanrı&#8217;nın beşerileşmesini veya beşerin tanrılaşmasını reddetmiş, bu noktada Hz. Musa ve Hz. İsa&#8217;nın hakiki mesajını hatırlatarak Allah&#8217;ın bir ve benzersiz olduğunu vurgulamıştır.</p>
<p><strong>İslam Ve Diğer Dinler</strong></p>
<p>İslam dini kendinden önce gelen bütün peygamberleri ve ilahi kitapları tasdik eder. Onların zaman içinde insanlar tarafından bozulmuş olan hususlarına işaret ederek tashih eder.</p>
<p>Bugün ilahi kaynağa dayalı dinler olarak kabul edilen Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet&#8217;in temel özelliklerini ve İslam dininin diğer ikisinden farklı olduğu yönleri şu şekilde tespit etmek mümkündür:</p>
<p>İslam Allah inancı hususunda gerek Yahudilerin gerekse Hıristiyanların sonradan düştükleri yanlışlık ve aşırılıkları düzeltmiş, Tanrı&#8217;nın beşerileşmesini veya beşerin tanrılaşmasını reddetmiş, bu noktada Hz. Musa ve Hz. İsa&#8217;nın hakiki mesajını hatırlatarak Allah&#8217;ın bir ve benzersiz olduğunu vurgulamıştır.</p>
<p>Meleklerin Allah&#8217;ın oğulları ve kızları olduğu iddiasını ve beşeri şekillerdeki tasvirlerini reddederek hem Yahudi ve Hıristiyanların düştükleri yanlışı göstermiş hem de Allah&#8217;ın yüceliğini vurgulamıştır.</p>
<p>Ne Yahudiler ne de Hıristiyanlar, Allah tarafından Hz. Musa ve Hz. İsa&#8217;ya verilmiş kutsal kitapları orijinal şekilleriyle muhafaza edememişlerdir. Tevrat ve İncil zaman içinde ya kaybolmuş ve yeniden yazılmış, ya da çeşitli ilave ve eksiltmelere maruz kalmıştır. Kur&#8217;an-ı Kerim ise hem vahyedildiğinde yazıya geçirilmiş olması hem de ezberlenmek suretiyle muhafaza edilmesi yönüyle orijinal ve aslına uygun şekliyle günümüze kadar gelmiştir.</p>
<p>Yahudilik ve Hıristiyanlık sonradan tahrif edilmelerinin bir sonucu olarak peygamberlerle ilgili çeşitli iddia ve iftiralarda bulunup kendilerinden sonra gelen peygamberleri kabul etmezken İslam, hem bütün peygamberlere imanı şart koşmuş hem de onları layık oldukları güzel vasıflarla anmıştır.</p>
<p>Yahudilik dünya hayatına, Hıristiyanlık da dünyadan uzaklaşıp manevi hayata daha çok ağırlık verirken İslam her ikisi arasındaki dengeyi korumuştur. Madde-mana, dünya-ahiret dengeleri açısından en ölçülü ve kolayca yaşanabilir; çeşitli emir ve hükümlerde kolaylığı öngörmesi açısından en kolay olan din İslam&#8217;dır.</p>
<p>İslam, diğer dinlerde var olan bazı ağır dini sorumlulukları ortadan kaldırmış, insanın yaratılışına en uygun ve yaşanabilir kuralları sunmuş, böylece dini daha da ağırlaştıran ve yaşanmasını zorlaştıran din yorumcularına da önemli bir uyarıda bulunmuştur.</p>
<p>İslam dininin inanç, ibadet ve ahlakla ilgili temel prensiplerini öz olarak anlatması açısından Cibril hadisi olarak meşhur olan diyalog burada zikredilebilir. Bu diyalogda geçtiğine göre vahiy meleği Cibril, bir gün dini öğretmek üzere Hz. Muhammed (sav)&#8217;e gelmiş, ona iman, İslam ve ihsanın ne demek olduğunu sormuş ve bunları yine kendisi cevaplamıştır. Cibril imanı Allah&#8217;a, ahiret gününe, peygamberlere, meleklere, kitaplara ve kadere inanmak olarak; islam&#8217;ı şirk koşmaksızın sadece Allah&#8217;a ibadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek ve haccetmek olarak; ihsanı da Tanrı&#8217;yı görüyormuşçasına ibadet etmek olarak açıklamıştır (Buhari, &#8220;İman&#8221;. 1)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hzali.net/islam/islam-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cengiz Han bir Aleviydi</title>
		<link>http://www.hzali.net/alevilik/cengiz-han-bir-aleviydi.html</link>
		<comments>http://www.hzali.net/alevilik/cengiz-han-bir-aleviydi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2009 22:13:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[12 imam deyişleri sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[12 imamlar ile ilgili özlü sözler]]></category>
		<category><![CDATA[12 imamlarla ilgili mersiyeler]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet yesevi h.z]]></category>
		<category><![CDATA[alevi]]></category>
		<category><![CDATA[alevi cem evi ışık sönme]]></category>
		<category><![CDATA[alevi deyiş mersiye sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[alevi deyiş sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[alevi deyişler sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[alevi mersiye sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[alevi sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[alevi-mersiye nedir]]></category>
		<category><![CDATA[aleviler neden namaz kılmazlar]]></category>
		<category><![CDATA[aleviler neden namaz kılmıyor]]></category>
		<category><![CDATA[alevilerde mum söndü nedir]]></category>
		<category><![CDATA[alevilik ve bektaşilikte müzikli ayin]]></category>
		<category><![CDATA[ali cengizhan hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[anlam ifade eden alevi müzikleri ve vdeolar]]></category>
		<category><![CDATA[cem ile ilgili mersiyeler]]></category>
		<category><![CDATA[cem mersiye]]></category>
		<category><![CDATA[cengiz han]]></category>
		<category><![CDATA[CENGİZ HAN ALEVİLİK]]></category>
		<category><![CDATA[cengiz han katliam]]></category>
		<category><![CDATA[cengiz han katliamları]]></category>
		<category><![CDATA[cengiz han ve katliamlar]]></category>
		<category><![CDATA[cengiz handan özlü sözler]]></category>
		<category><![CDATA[cengiz hanın lafları]]></category>
		<category><![CDATA[cengizhan dan özlü sözler]]></category>
		<category><![CDATA[cengizhan deyisler]]></category>
		<category><![CDATA[cengizhan hz. muhammet]]></category>
		<category><![CDATA[cengizhan katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[cengizhan özlü sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[chengiz khan dini nedir]]></category>
		<category><![CDATA[deyiş mersiye sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[dimitri kandemir üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[dr cemal özçelik]]></category>
		<category><![CDATA[dr.zerrin özçelik]]></category>
		<category><![CDATA[ehl-i beyt]]></category>
		<category><![CDATA[ehlibeyt]]></category>
		<category><![CDATA[güzel alevi deyiş sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[h z muhammed ve h z ali ile ilgili deyişler nefesler]]></category>
		<category><![CDATA[h.z.hüseyinin oğlu zeynelabidin]]></category>
		<category><![CDATA[haksızlık hz hüseyin in sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[Halep Alevileri]]></category>
		<category><![CDATA[hazreti hüseyin sözleri deyisler]]></category>
		<category><![CDATA[hüseyinle ilgil sözler]]></category>
		<category><![CDATA[HÜSEYİNLE İLGİLİ GÜZEL SÖZLER]]></category>
		<category><![CDATA[hüseyinle ilgili mersiyeler]]></category>
		<category><![CDATA[hüseyinle ilgili sözler]]></category>
		<category><![CDATA[huseyınle ilgili yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali deyiş müzik]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali deyiş sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali siirleri]]></category>
		<category><![CDATA[hz alinin bilinmeyen deyişler nefesler]]></category>
		<category><![CDATA[hz alinin sozleri muzik esliginde]]></category>
		<category><![CDATA[hz huseyine agitlar]]></category>
		<category><![CDATA[hz hüseyinle ilgili sözler]]></category>
		<category><![CDATA[hz hüseyn sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[HZ IMAMLAR mersiyeler]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammet ölmeden kime vasiyet edecekti]]></category>
		<category><![CDATA[hz. ali muhammad deyis sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[hz.Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[HZ.HUSEYİNİN AĞİDI]]></category>
		<category><![CDATA[hz.hüseyinin haksızlık üzerine sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Zeynel Abidin]]></category>
		<category><![CDATA[hzali.net]]></category>
		<category><![CDATA[imam ali ve hz fatıma nın hayatı ve deyişler nefesler]]></category>
		<category><![CDATA[imam hüseyin agit söz]]></category>
		<category><![CDATA[imam huseyin alevi deyiş sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[imam hüseyinle ilgili güzel sözler]]></category>
		<category><![CDATA[kalbin donusleri vardir hz ali]]></category>
		<category><![CDATA[katliam hz.ali]]></category>
		<category><![CDATA[kerbela deyişleri sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[kerbela mersiyeler sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[kul seyit deyişleri nefesleri]]></category>
		<category><![CDATA[mersiye sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[mersiye ssözleri]]></category>
		<category><![CDATA[mersiyelerin sozleri]]></category>
		<category><![CDATA[oniki imamlarla ilgili deyişler]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlica-hz-ali]]></category>
		<category><![CDATA[ricalül gayb]]></category>
		<category><![CDATA[şiilerin hz hüseyne ağıt]]></category>
		<category><![CDATA[site:www.hzali.net]]></category>
		<category><![CDATA[sünni tanrı inancı]]></category>
		<category><![CDATA[www.hzali]]></category>
		<category><![CDATA[www.hzali.com]]></category>
		<category><![CDATA[yazıcıoğlu hazretleri mersiye]]></category>
		<category><![CDATA[yesevi hz sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hzali.net/?p=165</guid>
		<description><![CDATA[Cengiz Han’ın soyunun, Hz. Hüseyin’in oğlu Hz. Zeynel Abidin’e dayandığı ve bu sülaleye (Ehlibeyt Nesli) özel bir ilgi ve saygı gösterilmesi söz konusudur. Cengizliler’in önemli özelliklerinden biri, bütün dinlere ve inançlara eşit ve hoşgörüyle bakmalarıydı. Bugünkü anlamda tam laik bir anlayışa sahiplerdi. Bunun yanında, eski çağlardan beri, Tek Tanrı inancını bütün motifleriyle muhafaza ediyor, bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Cengiz Han’ın soyunun, Hz. Hüseyin’in oğlu Hz. Zeynel Abidin’e dayandığı ve bu sülaleye (Ehlibeyt Nesli) özel bir ilgi ve saygı gösterilmesi söz konusudur.</strong></p>
<p>Cengizliler’in önemli özelliklerinden biri, bütün dinlere ve inançlara eşit ve hoşgörüyle bakmalarıydı. Bugünkü anlamda tam laik bir anlayışa sahiplerdi. Bunun yanında, eski çağlardan beri, Tek Tanrı inancını bütün motifleriyle muhafaza ediyor, bu inançlara bağlılık ve büyük hassasiyet gösteriyorlardı. Cengiz’in oğlu Ögeday (Oktay), savaşlarda insanları kılıçtan geçirdiği iddiasıyla, kendisini katillikle suçlayan Papa’ya, gönderdiği mektupta: “Ben adam öldüremem. Kimim ki? İnsanı ancak ALLAH öldürebilir” diyor, olayları Tanrı’nın takdiri olarak ifade ediyordu.</p>
<p>Timurlular bölümünde geniş şekliyle ele aldığımız bir konuda, konumuz açısından büyük bir önem taşır. Cengizliler hareketinin batıya yöneldiği zamanlarda, aralarında rivayet edilen Moğal ananesinde, Cengiz Han’ın soyunun, Hz. Hüseyin’in oğlu Hz. Zeynel Abidin’e dayandığı ve bu sülaleye (Ehlibeyt Nesli) özel bir ilgi ve saygı gösterilmesi söz konusudur.</p>
<p><strong><span id="more-165"></span><br />
Bu inancın taşındığını ifade eden bilgiler ve menkıbevi anlatımlar kaydedilmiştir.</strong></p>
<p>İslami anlatımlarda, Hz. Ali ve neslinden bazılarına atfedilen bir rivayet Cengiz Han içinde anlatılır; Moğolların en eski kültürel inançlarında da bulunduğu söylenilen rivayet “müstakbel cihan fatihinin avucunda bir kan pıhtısı olduğu halde doğmak motifi, Anadolu’da Hz. Ali menkıbelerinde rastlandığı gibi, bir çok yerde anlatılan halk masallarının kahramanlarına yakıştırılır.</p>
<p>Cengizliler’in , Horasan , İran ve Anadolu’da Ehlibeyt nesline karşı özel bir ilgi ve hürmet gösterdikleri malumdur.</p>
<p>Cengiz Han, Özbekistan&#8217;daki o zaman Alevilerin (Ehlibeyt soyu) yerleştiği, “Seyyidler Şehri” Tirmiz’i aldığnda, şehri kılıçtan geçirmesine rağmen seyyidlere dokunmamıştır. Bütün şehir binalarını yıktığı halde, “Seyyidler’e ait” Ulu Cami’ye saygı göstermiş ve yalnız bu camiyi yıkmamıştır.</p>
<p>Cengiz Han zamanı (1220), Sabutay, Meşhed’e geldiğinde Meşhed etrafında büyük bir katliam ve tahribat olmuş, fakat Ali evladından (8. İmam) İmam Rıza’nın türbesine hiç dokunmamışlardır.</p>
<p>15. asırda Tirmiz’deki bu seyyidlerle, Cengiz soyundan gelen Timur ahfadi arasında da iyi ilişkiler olduğu bilinmektedir.</p>
<p>En önemlisi, bu konunun dünyaca ünlü “Cengiz Yasası”nda yer almış olmasıdır.</p>
<p>Dr. Erenjen Kora-Davan’ın, “Bir komutan olarak Cengiz Han ve Mirası” (12-14. yüzyıllarda Moğol İmparatorluğu’nun durumuna ilişkin tarihi kültürel inceleme) adlı eserinde de, Cengiz Han’ın imparator ilan edilişi ve imparatorluk teşkilatı adlı 6. bölümde ve aynı bölümün büyük yasa adlı ekinde; meşhur Cengiz Han yasasına ait bilgiler yer almış ve kaynaklarda korunmuş olan, Birlik ve Yasa başlıklı iki bölümden oluşan Yasa maddelerinin tümü bu bölümde verilmiştir.</p>
<p>Anılan eserde Cengiz Yasası’nın 10. maddesi aynen şöyledir:</p>
<p>“Madde 10: Ali Bek Talip Oğulları’ndan olan hiç kimse vergi ve haraca tabi tutulmayacaktır; keza dervişlerden, Al Kuran hafızlardan, fakihlerden, tabiplerden, ilim erbabından, münzevi hayat yaşayan ve kendini dualara vermiş ilim erbabından, müezzinlerden ve ölüleri yıkayanlardan vergi ve haraç alınmayacaktır.”</p>
<p>Ali Bek açıkça anlaşıldığı gibi, Hz. Ali’dir. Türkçe ifade edilen, “Ali Bek Talip oğlu” adının Arapça karşılığı “Hz. Ali bin Ebu Talip”dir. 13. yüzyıla ait bu yasanın insan şahsiyeti, inançları ve insan hakları açısından 21. yüzyıla, belki de ötesine hitap edebilecek yüksek bir anlayışı ifade eden, 11. ve 17. maddeleride aynen şöyledir:</p>
<p>Madde 11: Tüm dinlere (herhangi birine üstünlük tanımaksızın) eşit derecede saygı gösterilecektir. Bu Tanrı’nın hoşuna gider.</p>
<p>Madde 17: Herhangi bir mezhebe diğeri karşısında üstünlük tanımak, keza diğer kişilere hitap ederken (yüceltici) fahri ünvanlar kullanmak yasaklanmıştır; sultana ve diğer kişilere hitap edilirken, sadece adı kullanılacaktır.</p>
<p>Cengiz Han’ın Türkistan Türkleri tarafından kutsallaştırılmasına bir örnek de , Devlet Şah’ın naklettiği menkıbevi bir olaydır. Harezmşah Sultan Muhammed’in, Cengiz Han’la yaptığı savaşlarda her mağlup olması yüzünden, büyük oğlu Celaleddin babası Sultan’a şöyle bir soru yöneltir:</p>
<p>-“Sizin kahramanlığınız ve siyasetiniz alemce malumdur. Yirmi sene istediğiniz gibi bağımsız olarak İran’da hüküm sürdünüz. Şimdi de şu bir avuç dinsizden kaçıyorsun Müslümanlar’ı kafirlerin elinde rüsva ve perişan ediyorsun.”</p>
<p>Bu soru üzerine Sultan Muhammed’de şu cevabı verir:</p>
<p>-Ey oğul! Benim duyduğum şeyleri sen duymuyorsun.</p>
<p>Celalüddin bu nasıl söz dedi, Sultan devam etti;</p>
<p>- Muharebe saflarına yaklaştığım her zaman, bütün Ricalül-gayb’ın ban, “ Ey kafirler, fisku ficur çıkaranları öldürünüz.” Dediklerini duyuyorum. Gayri ihtiyari olarak bir korku, bir dehşet beni istila ediyor. Evlad, eğer beni bu konuda mazur görürsen yeridir. Din büyüklerinden ilahi sır keşfedenlerden (Eshab-ı kef) Cengiz Han’ın askerlerinin önünde Resulullah’ın ve Hızır Aleyhisselam’ın bulunduğu ve onlara rehberlik etmiş oldukları nakledilmiştir.</p>
<p>KAYNAKLAR:</p>
<p>Kızılbaş Türkler, Nihat Çetinkaya<br />
982- Kandemir Dimitri, a.g.e c.1, s. 36</p>
<p>783- Bartold, W., Cengiz Han Mad, İslam Ans, c.3, s.91</p>
<p>784- Hoca Ahmet Yesevi, Divan-ı Hikmet, Haz. ,Dr.Hayati Bice, Türkiye Diyanet Vakfı yay. ANKARA 1993, s.212</p>
<p>785- Esin,E, a.g.e, s.124</p>
<p>786- Esin,E, a.g.e, s.124</p>
<p>787- Togan, Ord. Prof. Dr. A. Zeki Velidi, Oğuz Destanı, Enderun Yay, 2. Bas., İstanbul 1982, s. 108-109</p>
<p>788- Günaltay, Yakın Şark 4. Bölüm, 2. Baskı, Türk Tarih Kurumu Yay, Ankara 1987 s.630</p>
<p>789 Günaltay, İran Tarihi, c.1, Türk Tarih Kurum Yay, Ankara 1948 s.119</p>
<p>790- Togan, Ord. Prof. Dr. A. Zeki Velidi, “Oğuz Destanı” s. 78</p>
<p>791- Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, s. 70</p>
<p>792- Togan, “Oğuz Destanı”, s. 84</p>
<p>793- Togan, Ord. Prof. Dr. A. Zeki Velidi, Moğollar, Çingiz ve Türkler, İstanbul 1941 s.27</p>
<p>794- Togan, a.g.e, s.7</p>
<p>795- Barthold, w. Cengiz Han mad. İslam Ans. , c.3, s.91</p>
<p>796- Roemer, R. Hans, Timurlular mad. İslam Ans. C.12/1 s.3</p>
<p>797- Mirorsky, V., Tüs, Mad, İslam Ans, c.12/2, s.127</p>
<p>798- Khora-Dovan, Dr. Erenjen, Çingis Khan kek Polkovodets ve Yega Nasiedie, Kulturno İstoriçeskiy Oçerk Mongolsky İmperii 12-14. vekov Almatı, KRAMDS Ahmet Yesevi Yayınevi, 1992, s.184-185 Birinci baskısı 1929’da Belgrad’ da yapılmıştır. Kitap’ta 13 bölüm ve 4 ek vardır. (Anılan eserden ilgili bölümü, çalışmamız için, Rusça’dan Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Türkolog Arif Dedeoğlu çevirdi.)</p>
<p>Cemal Canpolat</p>
<p><!-- / message --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hzali.net/alevilik/cengiz-han-bir-aleviydi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alevi İnanç Gerçekliği Ve Namaz</title>
		<link>http://www.hzali.net/alevilik/alevi-inanc-gercekligi-ve-namaz.html</link>
		<comments>http://www.hzali.net/alevilik/alevi-inanc-gercekligi-ve-namaz.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2009 10:31:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[alevi ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[alevi inancı]]></category>
		<category><![CDATA[aleviler neden namaz kılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[aleviler neden namaz kılmaz video]]></category>
		<category><![CDATA[aleviler neden namaz kılmazlar]]></category>
		<category><![CDATA[alevıler nıcın namaz kılmazlar]]></category>
		<category><![CDATA[alevilerde ali hz inanci]]></category>
		<category><![CDATA[alevılerın ınanışları neden farklıdır]]></category>
		<category><![CDATA[alevilerin neden inançları yok]]></category>
		<category><![CDATA[alevılıgı kım nedeen cıkardı]]></category>
		<category><![CDATA[ali siz aleviliği kim çıkardı]]></category>
		<category><![CDATA[ALİSİZ ALEVİLİĞİ KİM ÇIKARDI]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Hz ali inancı nerden geliyo]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali namaz kıldığı halde aleviler neden kılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali namaz kılmasına rağmen aleviler neden namaz kılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[hz Ali namaz kılmasına rağmen aleviler neden namaz kılmıyor]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali neden aleviler için önemlidir]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali neden namaz kilmiyordu]]></category>
		<category><![CDATA[hz hasan niçin namaz kılmıyor]]></category>
		<category><![CDATA[hz hüseyin agıtları]]></category>
		<category><![CDATA[hz.Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[hzhasan neden namaz kılmadı]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[namaz]]></category>
		<category><![CDATA[oniki imamin gercekciligi]]></category>
		<category><![CDATA[Salat]]></category>
		<category><![CDATA[sünni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hzali.net/?p=148</guid>
		<description><![CDATA[Aleviler ve namaz konusunu bir kaç boyutuyla ele almak gerekiyor. Çünkü Alevilerin sürekli olarak maruz kaldığı soruların başında “neden namaz kılınmıyor” sorusu geliyor. Hem neden namaz kılınmadığını –basta inançsal boyut olmak üzere- açıklamak gerekiyor hem de böylesi bir soru sorma hakkının nerden doğduğunu irdeleyip netleştirmek durumundayız.Her Alevi mutlaka ömrünün birden fazla döneminde “siz Aleviler neden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aleviler ve namaz konusunu bir kaç boyutuyla ele almak gerekiyor. Çünkü Alevilerin sürekli olarak maruz kaldığı soruların başında “neden namaz kılınmıyor” sorusu geliyor. Hem neden namaz kılınmadığını –basta inançsal boyut olmak üzere- açıklamak gerekiyor hem de böylesi bir soru sorma hakkının nerden doğduğunu irdeleyip netleştirmek durumundayız.Her Alevi mutlaka ömrünün birden fazla döneminde “siz Aleviler neden namaz kılmıyor, camiye gitmiyorsunuz?” sorusuyla karşılaşmıştır. Aslında anında tür kişilere verilmesi gereken cevap tereddütsüz “siz Sünniler neden cem evine gelip cem ibadeti etmiyorsunuz?” karşı sorusu olmalıdır. Ancak ne var ki asırların getirdiği iktidar özgüveni ile Sünni inançlı kişi istifini hiç bozmadan Alevilere yönelik iğrenç iftiraları “soru” biçiminde dile getirerek devam eder. Ne yazık ki asırlardır baskı altında yasayan Alevi sinmiş bir şekilde, soruyu iade etmek ve gereken reaksiyonu göstermek yerine susar veya anlamsız cevaplarla geçiştirmeye çalışır.“Siz Aleviler neden camiye gidip namaz kılmıyorsunuz?” sorusu öyle masum bir soru değildir.</p>
<p>Alevi inançlı kişi çıkıp diyemiyor ki, “size ne bundan. İnancımı sorgulama hakkini nerden aldınız? Siz kim oluyorsunuz ve ne hakla benim inancımı sorguluyorsunuz? Ben sizin inancınızı sorguluyor muyum? Ben sizin inancınız sorgulamıyorum ama siz ısrarla benim inancımı sorguluyor, aşağılıyor, alay ediyor, fırsatını buldu mu da fetva verip katlediyorsunuz. Ne sizin ne de başka kimsenin benim ibadet seklini, tarzını, biçimini, içeriğini sorgulama hakki yoktur”. Ancak bu tür cevaplar verilmiyor.</p>
<p><span id="more-148"></span> Asırlardır baskı altında olan ve günümüzde de baskıyı yasayan bir toplumun fertleri kolay kolay bu tür cevaplar vermiyor. Ama biliniyor ki bu hep böyle gitmez. Biz Aleviler de günün birinde iki kelime Arapça’yla kendisini imanlı geri kalanları kafir sanan yobazlara gereken cevapları vereceğiz. Kimse bu “cevap vereceğiz” söyleminden şiddeti anlamasın. Bizler kimden ve nerden gelirse gelsin her tür şiddetin, baskının karsısındayız. Bütün tahriklere rağmen, baskılara rağmen karşısında olmaya da devam edeceğiz. Ancak bizlere soru sorunlarda cevap vermek bizlerin hakki olsa gerek. Kimseyle kavga edelim gibi bir düşüncemiz yok. Asırlardır kavgalardan, baskılardan çok çektik. Kavgaların, şiddetin olmadığı bir dünya özlemi içerisindeyiz. Artık acısız ve kavgasız yasamak istiyoruz. Aleviliğimizin kabul gördüğü eşit ve özgür bir şekilde, Alevi olmanın aşağılanmak olmadığı, farklılığın zenginlik olarak görüldüğü, Aleviliğimize saygı duyulduğu bir dünyada yasamak istiyoruz. İstediklerimiz çok şeyler değil. İstemlerimiz en insani istemler. Nasıl ki bizler başka inançtan insanlara saygı duyuyorsak başka inançtan insanlarda inancımız olan Aleviliğe saygı duymak zorundalar. Ne yazık ki Aleviliğimize saygı duyulacak yerde küfür ediliyor. En basitinde inancımız Alevi olmayanlar tarafından sorgulanıyor ve onlara göre bir tanımla tanımlanmaya çalışılıyor. Biz diyoruz ki “biz Aleviyiz ve Alevilik böyledir” onlar ısrarla diyor ki; “ hayır siz başkasınız”.</p>
<p>Alevi olmayan birileri diyor ki “Alevilik bir tarikattır ve Aleviler camiye gidip namaz kilsin”. Her halde böylesi bir durum başka bir yerde yok. Biz Aleviler kendimizi nasıl tanımlıyorsak başkaları da bizleri bu tanımla kabul etmek zorundalar . Ne yazık ki Aleviliğimize saygı duyulmuyor, Alevi inanç gerçekliğimiz kabul edilmiyor. Israrla bizler Sünnilik dayatılıyor. Aleviliğimiz aşağılanıyor. Asırlardır birikmiş olan önyargılar “sende mum söndü yaptın mi” gibi ahlak dişi sorular sorularak onurumuz rencide ediliyor. Bu anlamda onuru rencide edilmeyen Alevi yoktur. Lütfen kimse bu belirtilenleri ajitasyon, propaganda olarak algılamasın. Bazı aydın geçinen kişilerin bile beyinlerinin arka planında “mum söndü” olayı vardır. Peki ne yapacağız? Anlaşılıyor ki daha çok bu tür aşağılık iftiralarla karşı karşıya kalacağız, daha çok ibadet anlayışımız sorgulanacak. Her şeyden önce doğrularımızı ısrarla savunacağız. Doğrularımızı birilerinin hoşuna gidecek şekilde yansıtmayacağız. İnancımızın özü neyse onu olduğu gibi yansıtacağız. Ne eksik ne fazla doğrularımızı olduğu gibi savunacağız. İbadet anlayışımızı ve namaza bakışımızı olduğu gibi anlatıp savunacağız, savunmalıyız.Namaz bir ibadet biçimidir. Sünni anlayışın mutlaklaştırdığı bir ibadet biçimi. Biz aleviler namaz kılmayız. Elbette isteyen kılar, isteyen kılmaz. Bu, yalnız o kişinin bileceği bir istir. Başka kimseyi ilgilendirmeyen bir durumdur. Ancak bizlerin bu yaklaşımı karşısında ayni saygıyı görmüyor. Biz aleviler sürekli “neden camiye gidip namaz kılmıyorsunuz?” sorusuyla adeta adeta ***** ediliyoruz. Çünkü bu soruyu soran kişiler Müslümanlığı, İslam dinini namaz ve benzer biçimsel ibadetlere indirgiyorlar. Onlara göre her Müslüman kendileri gibi ibadet etmelidir. Eğer kendileri gibi ibadet etmiyorsa Müslüman değildir. Madem aleviler Müslümanim diyor o halde camiye gidip namaz kılmalıdırlar. Bunu yapmıyorlarsa, yani camiye gidip namaz kılmıyorlarsa Aleviler dinsizdir! Nitekim tarihte verilen fetvalar Alevilerin dinsiz olduğu ve katledilmelerinin vacip olduğu seklindedir. Ayni zihniyet devam ediyor. Zaman değişmiş olsa da, coğrafyalar farklıda olsa, teknolojide gelişmiş olsa bu zihniye için bir şey fark etmiyor. Alevilik kabul edilmiyor. Alevinin farklı olduğu ve bunun bir zenginlik olduğu görmezlikten gelinip, illa Alevilere kendi inanç anlayışı dayatılıyor. Biz aleviler bu dayatmaları tarihte olduğu gibi günümüzde de ne pahasına olursa olsun kabul etmeyeceğiz. Kabul etmeyeceğimizi ısrarla, tekrar tekrar söyleyeceğiz.Yukarıda da belirtmeye çalıştığımız gibi namaz biz Alevilere göre biçimsel bir ibadet seklidir. Biz Alevilerin temel inanışı ibadeti biçimsel olmaktan çok öz´e bağlı kalarak yerine getirmektir.Bilindiği gibi namaz Farsça bir kelimdir.</p>
<p>Namaz kelimesin Kuran´da ki karşılığı salat´tir. Salat ise dua, tanrıyı içten anıp selamlama anlamına geliyor. Allah´i içten anıp selamlamanın, duanın ise biçimi, sekli yoktur. Dua, insanin Yaratıcı ile beraberliğidir. Bunun için belli bir saat, mekan, kural yoktur. İnsan istediği vakit, istediği dilde, istediği şekilde dua edebilir, Yüce Yaratıcısına şükür edebilir. Yüce yaratıcıyı anmak, Yaratıcıyla dolu olmak, bir araya gelmek için belli bir zaman dilimi yoktur. Bu her an olmalıdır ve her anda mümkündür. İbadeti belirli zamanlarla sınırlayan kendisini biçimsel kurallar ve şekillerden arındırmamış demektir. Böylesi şekilsel bir kuşatma ise yaşamın gayesine ters bir durumdur.Bazıları ibadeti biçimsel kurallarla sinirliyor. Çokça tekrarlamak durumunda kaldığımız gibi biz Alevilerde ise ibadeti kalıplaştırmak yoktur. elbette ibadette belirli kurallar olması gerekiyor. Özellikle toplumsal olarak yerine getirilen ibadetin kuralları vardır. Ancak inancın temelidir gibi bazı yanlış uygulamalarla sırf ibadet olsun diye ibadet, ibadetin gayesini yok saymak demektir. Biz Alevilere dayatılanda budur. Deniliyor ki; “aleviler illa camiye gidin, namaz kilin”. Amaç burada ibadet ise aleviler zaten toplumsal olarak cemde ibadetlerini yerine getiriyorlar. Aleviler kimseye, “cemevine gelip cem ederek ibadet edin” gibi bir dayatmanın sahipleri değiller. Aleviler “herkesin inancı kendisine” ilkesi ile hareket ederken başkaları ısrarla Alevilere dayatmalarda bulunuyor. Hem de inançsal anlamda temeli olmayan gerekçelerle.</p>
<p>Amacımız burada Alevilerle Sünniler arasındaki inanç farklılığını bütün boyutlarıyla tartışmak değildir. Amacımız ısrarla Alevilere dayatılan “günde beş (5) kez namaz kilin böylece iyi bir Müslüman olursunuz” gibi inancı biçimsel kurallara indirgeyen, hatta neredeyse bunu inancın özü sayan mantığın yanlış olduğunu belirtmektir. Namaz, neredeyse birileri tarafından inancın asil gayesi haline getirilmiştir. “günde beş vakit namaz kılan kişi iyi bir insandır ve yaşamı anlamına uygun yasayan kişidir, kılmayan ise münafık, kafir kişidir” gibi bir anlayış ortaya çıkmıştır. Aleviler asırlardır bunun inancın özüne ters bir tutum olduğunu belirtmişlerse de, siyasi anlamda iktidarda olmadıklarından dolayı seslerini kimseye duyuramamışlardır. İnancın asil özünü takip edip uygulamak yerine gösteriş için yapılan fiillerle zamanını harcayanlara Maun suresinde söyle ikaz edilmektedir: “Dini yalanlayan gördün mü? İste yetimi itip-kakan, yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur. İste namaz kılanların vay haline, ki onlar namazlarında yanılgıdadırlar, onlar gösteriş yapmaktadırlar, ve ufacık bir yardımı da engellemektedirler”. Biz Alevilerce anlaşılması gereken en önemli nokta burasıdır.Konun daha iyi anlaşılması ve doğrularımızın bilince çıkarılması için bazı tekrarları yapmak durumunda kalıyoruz. Konuya hakim olanların anlayışına sığınıyoruz.</p>
<p>Önceki satırlarda da belirtmeye çalıştığımız gibi namaz Farsça bir kelimedir. Kuran da ki karşılığı Salat´ir. Salat´in anlamı ise Allah´i içten anıp selamlama ve duadır. Bu gün egemen Sünni anlayışın günde beş vakit kıldığı ve Alevilere dayattığı ve neredeyse dinin temeli saydığı namaz ibadetinin Kuran da beş vakit olduğu yönünde acık bir beyan yoktur. Madem namaz inancın özü sayılacak kadar önemli bir ibadet neden Yüce Yaratıcı bu konuda acık ve kesin hükümler ortaya koymasın?Aleviler namazı ret etmiyor. Nitekim cem ibadetinde halka namazı sekilinde ibadetlerini yerine getiriyorlar. Ancak bu namaz hiç bir şekilde egemen Sünni anlayışın namazıyla benzer değildir. Bazıları çıkıp diyebilir ki: “su kadar milyon insan namazı böyle kılıyor da siz aleviler neden farklı anlıyor ve uyguluyorsunuz?” Hemen belirtelim ki çoğunluk her zaman doğru yapıyor anlamına gelmez.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hzali.net/alevilik/alevi-inanc-gercekligi-ve-namaz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Muharrem Matemİ Ve Matem Orucu</title>
		<link>http://www.hzali.net/alevilik/muharrem-matemi-ve-matem-orucu.html</link>
		<comments>http://www.hzali.net/alevilik/muharrem-matemi-ve-matem-orucu.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2009 10:30:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[abdul hakim hüseyn hz ataları soyları kimler]]></category>
		<category><![CDATA[abdülhakim hüseyin hazretleri]]></category>
		<category><![CDATA[AĞIT MERSİYE HZ.HÜSEYİNE]]></category>
		<category><![CDATA[alevi]]></category>
		<category><![CDATA[alevi cem deyiş sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[alevi değişler mersiyeler sözler]]></category>
		<category><![CDATA[alevi deyiş mersiye]]></category>
		<category><![CDATA[alevi deyiş sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[alevi deyişleri sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi Katliamları]]></category>
		<category><![CDATA[alevi mersiye sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[alevi sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[Cem]]></category>
		<category><![CDATA[cem deyiş sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[cem evi hüseyin ağıt]]></category>
		<category><![CDATA[cem evi hüseyin ağıt video]]></category>
		<category><![CDATA[CEM EVİNDEN KERBELE AĞITI VİDEO]]></category>
		<category><![CDATA[deyiş mersiye sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[H.Z ALİ YE YAZILAN ŞİİRLER]]></category>
		<category><![CDATA[hasan hüseyin ağıtı deyiş]]></category>
		<category><![CDATA[hasan hüseyin kerbela kitap]]></category>
		<category><![CDATA[hasan hüseyine agıt]]></category>
		<category><![CDATA[hasan ile hüseyin kelbelada]]></category>
		<category><![CDATA[haz ali anıları]]></category>
		<category><![CDATA[hüseyine ağitlar]]></category>
		<category><![CDATA[hüseyini kelbela mersiyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[hüseyne ağıt]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ali]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali ağıt]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali agıtları]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali ile ilgili deyiş sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali kerbela hakkında herşey tümü]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali kerbela katliam video]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali mersiyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali ölmeden önce ne demiş]]></category>
		<category><![CDATA[hz aliye yazılan şiirler]]></category>
		<category><![CDATA[hz hasan ve hüseyinin hz ali ile olan anıları]]></category>
		<category><![CDATA[hz hasan ve hüseyinin kavgası]]></category>
		<category><![CDATA[hz hasana ağıt]]></category>
		<category><![CDATA[HZ HASANA YAZILAN ŞİR]]></category>
		<category><![CDATA[hz hüseyin agıtları]]></category>
		<category><![CDATA[hz hüseyin için yazılan şiirler]]></category>
		<category><![CDATA[hz hüseyinden deyis]]></category>
		<category><![CDATA[hz hüseyinden deyişler]]></category>
		<category><![CDATA[hz hüseyine agıt]]></category>
		<category><![CDATA[hz hüseyine agıt şiir]]></category>
		<category><![CDATA[hz hüseyine ağıt sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[hz hüseyine agıtlar deyişler]]></category>
		<category><![CDATA[hz hüseyine yazılan ağıtlar]]></category>
		<category><![CDATA[hz hüseyinin ağıtı]]></category>
		<category><![CDATA[hz hüseyinin şehit edilmesi deyiş]]></category>
		<category><![CDATA[hz hüseyne ağıt]]></category>
		<category><![CDATA[hz huseyne agıtlar]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[hz. hasan ile ilgili şiir ve mersiyeler]]></category>
		<category><![CDATA[hz.ali için yazılan şiirler]]></category>
		<category><![CDATA[hz.ali kerbela günü vidiosu]]></category>
		<category><![CDATA[hz.ali sözleri deyiş sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[HZ.ALİYE ŞİRLER]]></category>
		<category><![CDATA[hz.aliye yazılmış sözler]]></category>
		<category><![CDATA[hz.hasan]]></category>
		<category><![CDATA[hz.Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[hz.hüseyin ağıt sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[hz.huseyinden sozler]]></category>
		<category><![CDATA[HZ.HUSEYİNİN AĞİDI]]></category>
		<category><![CDATA[hz.huseyinin kerbelada sehitedildigi video]]></category>
		<category><![CDATA[imam aliye ilgili şiirler]]></category>
		<category><![CDATA[İMAM HÜSEYİN AĞIDI]]></category>
		<category><![CDATA[imam hüseyin agit söz]]></category>
		<category><![CDATA[imam hüseyine Ağıt sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[imam hüseyinin ağıtı sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[imam hüseyinin sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[İMAM HÜSEYNE AĞIT]]></category>
		<category><![CDATA[imam huseyne yazılan sozler]]></category>
		<category><![CDATA[imamı hüseyine agıt sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[kelbela]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[kerbela ağıt sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[kerbela deyiş sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[kerbela deyiş sözü]]></category>
		<category><![CDATA[kerbela mersiyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[kerbela mersiyesi sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[kerbela olayı]]></category>
		<category><![CDATA[kerbela olayı video]]></category>
		<category><![CDATA[kerbela olayı videosu]]></category>
		<category><![CDATA[kerbela şehitlere ağıt mersiye]]></category>
		<category><![CDATA[kerbelada hüseyine agıt]]></category>
		<category><![CDATA[kerbelaya ağıt sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[mersiye sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[MERSİYELER SÖZÜ]]></category>
		<category><![CDATA[mersiyelerin sozleri]]></category>
		<category><![CDATA[muhammet imam hüseyine mersiye]]></category>
		<category><![CDATA[muhsin yazıcıoğlu ağıt sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[namık kemal ve hz. ali ye yazdığı mersiyeler]]></category>
		<category><![CDATA[seccadın emevi tutumu]]></category>
		<category><![CDATA[ŞEHİTLERE YAZILAN ŞİİRLER SÖZLER AĞITLAR]]></category>
		<category><![CDATA[şi agıt hz ali]]></category>
		<category><![CDATA[Şia-i Ali]]></category>
		<category><![CDATA[sivas katliamı ile ilgili ağıtlar]]></category>
		<category><![CDATA[videolu kerbela olayları]]></category>
		<category><![CDATA[YA HZ HÜSEYİNE AGIT SÖZLER]]></category>
		<category><![CDATA[yazıcıoğlu hazretleri mersiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hzali.net/?p=146</guid>
		<description><![CDATA[Kerbela olayı (680) meydana geleli beri, 1327 yıldır tüm Şia-i Ali kolları, özellikle Aleviler, bitmek nedir bilmeyen, acısı dinmeyen bir yası sürdürmektedirler. Bu aynı zamanda inanç ve ibadetin de belirleyici bir öğesi ve ilkesi haline gelmiş. Her yılın Muharrem ayında 12 günden az olmamak üzere, yer yer 15 güne varan bir süre, yas tutulur. Hazret-i [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kerbela olayı (680) meydana geleli beri, 1327 yıldır tüm Şia-i Ali kolları, özellikle Aleviler, bitmek nedir bilmeyen, acısı dinmeyen bir yası sürdürmektedirler. Bu aynı zamanda inanç ve ibadetin de belirleyici bir öğesi ve ilkesi haline gelmiş. Her yılın Muharrem ayında 12 günden az olmamak üzere, yer yer 15 güne varan bir süre, yas tutulur. Hazret-i Hüseyin başta olmak üzere, Kerbelâ şehitlerine, Oniki İmamlar’a olan bağlılık duyguları daha da canlanır, belirtilen sürenin her anı şehitleri anmakla, onlarla ilgili bilgileri yinelemekle, kitap ve mersiyeler okumakla geçer.<br />
Hazret-i Hüseyin, Kerbela şehitleri ve Oniki İmamlar’ı anmayan Alevi ve Şii şair ve düşünür yok gibidir. Doğrudan Kerbela faciasını konu alan mersiyelerin kimileri Muharremiye diye de adlandırılır. Dünyada, hakkında çeşitli dillerde en çok mersiye (ağıt) yazılan kişi, hiç kuşkusuz ki Hz. Hüseyin’dir. Şiir ve deyiş edebiyatımızın köşe taşlarından birini oluşturan “Düvazde İmam”larda O ve bütün İmamlar veciz bir şekilde anıla gelmiş ve Cem Ayını’nın vazgeçilmez kesitlerinden biri durumuna gelmiştir. Cem, Kerbela’da Ehl-i Beyt mazlumlarına yaşatılan susuzluğu, açlık ve eziyetleri, inanç ve doğruluk konusunda gösterilen kararlılığı ifade eden çeşitli motiflerle donatılmış, bu nedenle akıtılacak olan gözyaşları işlenecek sevabın kaynağı olarak kabul edilmiştir.</p>
<p>Hz. Hüseyin, askeri anlamda, Kerbela’da yenilmiş; ancak sergilediği tutum ve kararlılık, Emevi baskı ve hileleri sonucu sönmeye yüz tutan Hak-Muhammed-Ali yolunun şahlanışı bakımından da tarihte eşine az rastlanan bir büyük zaferin öncüsü, önderi ve kahramanı olmuştur. Bu sadece Aleviler için değil, başka mazlumlar için de ciddi bir örnek oluşturmuş, ezilenlerin cesaret ve iman kaynağı olmuştur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hzali.net/alevilik/muharrem-matemi-ve-matem-orucu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz.Hüseyin&#039;in Şehadeti ve Aşura Günü</title>
		<link>http://www.hzali.net/14-masum/hzhuseyinin-sehadeti-ve-asura-gunu.html</link>
		<comments>http://www.hzali.net/14-masum/hzhuseyinin-sehadeti-ve-asura-gunu.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2009 21:35:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[14 masum]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[hicret]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ali]]></category>
		<category><![CDATA[hz hüseyin agıtları]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[hz. ali sehit günü]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Fatıma]]></category>
		<category><![CDATA[hz.Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[kerbela olayı]]></category>
		<category><![CDATA[mümin]]></category>
		<category><![CDATA[namık kemal]]></category>
		<category><![CDATA[Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[şehitler sultanı]]></category>
		<category><![CDATA[veliler şahı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hzali.net/?p=80</guid>
		<description><![CDATA[BUGÜN 10 Muharrem 1426&#8230; Yaratılmışların en yücesi olan Hazreti Muhammed&#8217;in Mekke&#8217;den Medine&#8217;ye göçüşünden beri 1426 yıl geçti&#8230; Bugün 10 Muharrem&#8230; Bugün aşûrâ günü&#8230; Bugün, evrenlerin övüncünün sevgili torunu Hüseyin&#8217;in, Kerbela&#8217;da şehit edildiği gün&#8230; 1365 yıl önce bugün&#8230; Ne demişti Yüce Nebi: Hüseyin doğruluğa ulaştıran bir ışıktır&#8230; Hüseyin kurtuluş gemisidir&#8230; Hüseyin bendendir&#8230; Ben Hüseyin&#8217;denim&#8230; Eti etimdir&#8230; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>BUGÜN 10 Muharrem 1426&#8230; Yaratılmışların en yücesi olan Hazreti Muhammed&#8217;in Mekke&#8217;den Medine&#8217;ye göçüşünden beri 1426 yıl geçti&#8230;</p>
<p>Bugün 10 Muharrem&#8230; Bugün aşûrâ günü&#8230; Bugün, evrenlerin övüncünün sevgili torunu Hüseyin&#8217;in, Kerbela&#8217;da şehit edildiği gün&#8230; 1365 yıl önce bugün&#8230;</p>
<p>Ne demişti Yüce Nebi:</p>
<p>Hüseyin doğruluğa ulaştıran bir ışıktır&#8230;<br />
Hüseyin kurtuluş gemisidir&#8230;<br />
Hüseyin bendendir&#8230;<br />
Ben Hüseyin&#8217;denim&#8230;<br />
Eti etimdir&#8230; Kanı kanım&#8230;<br />
Kim Hüseyin&#8217;i severse&#8230;<br />
Allah onu seveni sever&#8230;</p>
<p><span id="more-80"></span></p>
<p>Yüce Nebi demişti ki: &#8220;Benden sonra size iki emanet bırakıyorum. Onlarla yolunuzu doğrultursunuz. Biri Kur&#8217;an-ı Kerim öteki ehli beyt&#8217;im&#8230;&#8221;</p>
<p>Yine demişti ki: &#8220;Benim ehli beyt&#8217;im, Fatıma, Ali, Hasan ve Hüseyin&#8217;dir&#8230;&#8221; Abasını üstlerine atmış ve kendi de içine girmişti&#8230; Ehl-i âba&#8217;da denilmiştir.<br />
Hazreti Peygamber, önce velayet yollarında ötelerin görüntüsüne ulaştı ve veli oldu&#8230; Maverayı müşahede etti&#8230;</p>
<p>Sonra ötelerden nur geldi ve o nur&#8217;u gördü ve nur ona sözler söyledi&#8230; Nebilik böyle başladı&#8230; Mavera rüyet edildi.</p>
<p>Sonra &#8220;de&#8221; buyruğu geldi ve Tanrı&#8217;nın elçisi oldu&#8230; Resullah denildi&#8230; Kendisine söylenenleri halka iletti&#8230;</p>
<p>Çıkarlarının elden gideceğinden korkanlar direndiler&#8230; Gerçeğin sesini kısmak ve onu susturmak istediler. Her yolu denediler&#8230;</p>
<p>Gerçek susmadı ve direniş buyruğu aldı&#8230; Geçici olarak yurdundan başka bir yurduna göçtü. Sonra geri geldi ve yurdu gerçeğe açıldı. Fetih oldu.<br />
Mekke&#8217;nin fethinden sonra Müslüman olanlardan kimilerinin yüreğinde iman yoktu&#8230; Onlar mümin olmadılar&#8230; Müslüman görünen münafıklardı onlar&#8230;</p>
<p>Hüseyin&#8230; Hüseyin&#8230;</p>
<p>HİÇ mümin olsalar Hüseyin&#8217;e kıyarlar mıydı?</p>
<p>En yüce insanın etini doğrarlar mı, kanını Kerbela çölüne akıtırlar mıydı?</p>
<p>Ne demişti Yüce Nebi:<br />
&#8220;Hüseyin&#8217;in eti etimdir, kanı kanım&#8230;&#8221;<br />
Hüseyin, Peygamberimiz&#8217;in torunuydu&#8230; Anası Fatıma&#8230; Babası Ali&#8230;</p>
<p>Ali Allah&#8217;ın arslanı&#8230;<br />
Ali toprağın babası&#8230;</p>
<p>Yüce Nebinin sözüdür:<br />
&#8220;Ali! Senin bana nisbetin, Harun&#8217;un Musa&#8217;ya nisbeti gibidir. Bir ayrım vardır ki, benden sonra Nebi yok&#8230;&#8221;</p>
<p>Yaratılmışların en yücesi olan Yüce Muhammed nebilerin de sonuncusudur. Ama onun veliliği, Ali ile sürmüştür. Ali, Allah&#8217;ın velisidir. Velilerin de başbuğudur&#8230;.<br />
Şah-ı Velayet Ali&#8217;dir&#8230;</p>
<p>Velayet yolları Ali&#8217;den sonra Hasan ve Hüseyin ile sürüp gelmiştir.</p>
<p>Kerbela sırrı</p>
<p>KERBELA bir sırdır&#8230;</p>
<p>Bildiğimiz, münafıklığın imana karşı savaşı ve bu savaşta yaşayan en yüce müminin ve yakınlarının kanlarının toprağa ulaşmasıdır.</p>
<p>Bu günü unutmalı mıyız?<br />
Hayır, bu günü hatırlamalıyız.<br />
Hüseyin. Bugün şehit oldu ve şehitlerin başbuğu oldu.<br />
Hüseyin, saf Müslümanlıktır&#8230;<br />
Hüseyin saf imandır&#8230;<br />
Ve bugün imanlarımızda saflık çizgisini arama günüdür.<br />
Selam olsun Yüceler Yücesi Nebiye&#8230;<br />
Selam olsun Veliler Şah&#8217;ına&#8230;<br />
Selam olsun Şehitler Sultanına&#8230;<br />
Selam olsun Allah yolunda şehit olanların cümlesine&#8230;</p>
<p> </p>
<pre class="altbaslik" style="text-align: right;">Namık Kemal ZEYBEK
Tercüman Gazetesi
19.02.2005</pre>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hzali.net/14-masum/hzhuseyinin-sehadeti-ve-asura-gunu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İmam Hüseyin ve Kerbela</title>
		<link>http://www.hzali.net/14-masum/imam-huseyin-ve-kerbela.html</link>
		<comments>http://www.hzali.net/14-masum/imam-huseyin-ve-kerbela.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2009 21:12:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[14 masum]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[h'cret\]]></category>
		<category><![CDATA[hz]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ali]]></category>
		<category><![CDATA[hz.hasan]]></category>
		<category><![CDATA[hz.Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[imam ali]]></category>
		<category><![CDATA[imam hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[Kerb ve Belâ]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[kerbela olayı]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni etiket ekle]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynel Abidin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hzali.net/?p=60</guid>
		<description><![CDATA[Hz.İmâm Hüseyin, Hicret’in 4. yılında Şaban ayının 3. gününde Medine-i Münevvere’de dünyaya gelmişlerdir. Hz.İmâm-ı Ali ile Hz.Fâtıma’tüz-Zehrâ’nın ikinci oğullarıdır. Hz.İmâm Hüseyin’in künyeleri; “Ebû Abdullah”, lâkapları; “Sıbt, Şehit, Tâbi’li emr’illah (Allah’ın emrine uyan), Zeki ve Mübârek” tir. Hz.İmâm’ın 5 erkek, 3 kız olmak üzere 8 evlâtları olmuştur. Erkek evlâdının üçünün adı Ali’dir; içlerinden sadece Ali Zeynel [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hz.İmâm Hüseyin, Hicret’in 4. yılında Şaban ayının 3. gününde Medine-i Münevvere’de dünyaya gelmişlerdir. Hz.İmâm-ı Ali ile Hz.Fâtıma’tüz-Zehrâ’nın ikinci oğullarıdır.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin’in künyeleri; “Ebû Abdullah”, lâkapları; “Sıbt, Şehit, Tâbi’li emr’illah (Allah’ın emrine uyan), Zeki ve Mübârek” tir. Hz.İmâm’ın 5 erkek, 3 kız olmak üzere 8 evlâtları olmuştur. Erkek evlâdının üçünün adı Ali’dir; içlerinden sadece Ali Zeynel Âbidin kendilerinden sonra hayatta kalmış ve soyları Hz.İmâm Zeynel Âbidin Âli’den yürümüştür. Ali Ekber ile süt emer bir çağda bulunan Ali Asgar ise Kerbelâ’da şehit olmuşlardır.</p>
<p>Hz.Peygamber bir hadîslerinde; “Hüseyin bendendir, ben Hüseyin’denim; Hüseyin’i seveni Allah sever” buyurmuşlardır. Bu sözü söyleyenin kendi dileğine uyup söz söylemediği, sözünün vahye uygun olduğu Kurân-ı Kerîm’de; “(3) O, arzusuna göre söz söylemez. (4) O’nun sözü kendisine vahiy olunan bir vahiyden başka bir şey değildir” (Necm 3-4. âyetler) âyetleri ile bildirilen ve yine; “Elbette Rabbin sana ihsân edecek, sen de hoşnut olacaksın” (Duhâ 5.âyet) âyeti ile müjdelenen iki cihân serveri, Peygamberlerin sonuncusu ve adı Allah adından sonra anılan, âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz.Muhammed’dir.</p>
<p>Hz.Resûl-ü Ekrem’in, Hz.Fâtıma’nın evlerinin önünden geçerlerken, Hz.İmâm Hüseyin’in ağladıklarını duyup, Hz.Fâtıma’ya; “Bilmez misin ki onun ağlayışı beni incitir” buyurdukları da bildirilmektedir.</p>
<p>Hz.Resûlullah yine bir hadîslerinde;<br />
“Hasan ve Hüseyin, cennet gençlerinin iki ulusudur” demiş; “Babalarının, onlardan da hayırlı” olduğunu buyurmuş ve onların; “Arşın iki küpesi” mesâbesinde olduklarını söylemiştir. Hz.Muhammed’in, bu iki göz nûru hakkındaki hadîslerini yazmaya kalksak ayrı ve büyük bir kitap olur. <span id="more-60"></span></p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin, babası Hz.Ali’nin yanından hiç ayrılmadı. Babası ile birlikte Cemel ve Sıffıyn savaşlarına katıldı. Bu savaşlarda yiğitliğini fazlası ile gösterdi ve kendisine herkesi hayran bıraktı.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin dünyaya geldiğinde, Hz.Resûl-ü Ekrem’in; “Cebrâil’in onun şehâdetini kendilerine haber verdiğini” bildirdikleri rivâyet edilmiştir. Hz.Peygamber, Cebrâil Aleyhisselâm’dan bu haberi aldıklarında, İmâm Hüseyin’i kucaklarına alıp ağlamışlardı. Ümeys kızı Esmâ, ağlayışlarının sebebini sorunca, Hz.Peygamber; “Azgın bir tâife, onu öldürecek; onlar şefâatime nâil olamazlar” buyurmuşlar ve bunu Fâtıma’ya haber vermemesini söylemişlerdi. Hz.İmâm Hüseyin’in doğumlarından bir yıl sonra Hz.Peygamber’e, Hz.İmâm Hüseyin’in şehâdeti yine haber verilmişti. Mü’minler anası Ümmü Seleme’de kendi evinde, Hz.Resûl-ü Ekrem’in; “İmâm Hüseyin’in Kerbelâ’da şehit edileceğini” haber verdiklerini bildirmişlerdir.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin, kardeşleri Hz.İmâm Hasan’ın, Muâviye ile uzlaştıklarını duyunca, huzûrlarına varıp sebebini sormuşlardı; aynı zamanda da ağlamaktaydılar. Hz.İmâm Hasan’ın kardeşine cevapları şu olmuştu; “Bundan önce babam Hz.Ali’nin uzlaşmasına sebep olan şey, bana da sebep oldu.”</p>
<p>Hiç şüphe yok ki bu soru, Hz.İmâm Hasan’a itiraz yollu sorulmamıştı; böyle bir şey olamazdı da. Ancak Hz.İmâm Hüseyin’in, bu sorusu ilerideki kıyâmlarına aykırı gibi görülen bu uzlaşmanın sebebini daha da açıklatmak içindi.</p>
<p>Hz.İmâm Hasan’ın vefâtlarından sonra Iraklılar, Muâviye aleyhine hareket tasarlamışlar, Hz.İmâm Hüseyin’e bey’at etmek istemişlerdi. Hz.İmâm Hüseyin’den; “Muâviye ile aramızda uzlaşma var; onu bozmak olmaz; Muâviye ölünce bu iş için gereken şeyi yapacağım” cevabını almışlardı.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin, kardeşleri Hz.İmâm Hasan’ın vefâtlarından 9 yıl sonra ve Muâviye’nin ölümünden 2 yıl önce Mekke’ye gitmişlerdir. Burada Hâşim oğullarıyla,“Ehl-i Beyt” dostlarını toplayıp onlara bir hutbe îrâd buyurmuşlar; “Ehl-i Beyt’e” ve “Ehl-i Beyt” Şîa’sına yapılan zulümlerden bahsedip demişlerdir ki;</p>
<p>“Bugün ben size bâzı şeyler sormak istiyorum; sözlerim doğruysa gerçekleyin; değilse yalanlayın; sözlerimi duyun, yazın, yayın; sonra şehirlerinize boylarınıza dönünce emin olduğunuz, inandığınız kişilere sözlerimi duyurun, onları çağırın; çünkü ben, bu gerçeğin sörpüp yıpranmasından, yitip gitmesinden korkuyorum; ama; «<span style="text-decoration: underline;">Allah, kâfirler hoşlanmasa da nûrunu parlatır</span>»” (Saf 8. âyet)</p>
<p>Hz.İmâm bu hutbelerinde;<br />
“Zâlimlerin her tarafı tuttuğunu, Müslümanların onlara âdetâ kul-köle kesildiklerini, îmansız kişilerin iş başına geçtiklerini, inananlara acımadıklarını, zayıflara şiddetli davrandıklarını, bütün bunlara karşı da Allah’ın kendilerine ululuk ihsân ettiği kişilerin sustuklarını, bu yüzden gazaba uğramaları ihtimâlinin pek kuvvetli olduğunu anlatmışlar” ve hutbenin sonunda;</p>
<p>“Allahım” buyurmuşlardı; “Sen bilirsin ki bu sözlerim, hükmetmeye rağbetimden, mal-mülk elde etmeyi dilediğimden değil; ancak senin dîninin yollarını göstermek, şehirlerini mâmur bir hâle getirmek istediğimden. Böylece de mazlûm ve çâresiz kullarının esenliğe ulaşmalarını, emirlerini, hükümlerini yerine getirebilmelerini sağlamak istiyorum.” Ve sözlerini şöyle bitirmişlerdi;</p>
<p>“Ey halk, bize yardım etmezseniz, hakkımızda insâfa gelmezseniz, zâlimler size musallat olurlar; Peygamberimizin dîninin nûrunu söndürürler. «<span style="text-decoration: underline;">Allah bize yeter ve ona dayandık, ona yöneldik ve varıp gideceğimiz onun kapısıdır.</span>» (Âli İmran 173. âyet)”<br />
Görülüyor ki Hz.İmâm Hüseyin kıyâma hazırlanmaktadır.</p>
<p>Muâviye, Hicret’in 54. yılının sonlarında oğlu Yezîd’i, halîfe olmak üzere yerine seçmişti. O yıl Şam halkı, Yezîd’e bey’at etmişler; Muâviye, Medine’ye gitmiş orada halka bu bey’at işini açmış, oğlunu övmüş, halkı bey’ate hazırlamaya çalışmıştı.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin ve Hâşim oğulları bey’at etmemişlerdi; esâsen Hz.İmâm Hüseyin, Muâviye’ye de bey’at etmemiş ve Hz.İmâm Hasan bu hususta ısrar etmemesini Muâviye’ye söylemiş, o da kabûl etmişti.</p>
<p>Muâviye, Hicret’in 60. yılında, 83 yaşında iken öldü ve yerine oğlu Yezîd geçti. Yezîd’in o makama geçmesi ile Müslümanlık; Saltanatı sarayıyla-debdebesiyle, vezirleriyle- nedimleriyle, ordusuyla-kumandanlarıyla, zindanıyla-cellâdıyla, ihsânıyla-in’âmıyla, zulmüyle-kahrıyla ve saltanat hânedanıyla-keyfi idâresiyle, hazînesiyle ve yoksul sürünen halkıyla kurulmuştu.</p>
<p>Ahlâk selâmeti, bencillikten, benlikten çekinmek esası, insan birliği ve eşitliği üzerine kurulmuş olan İslâm dîni; Câhiliyye devrindeki soy-boy rekabetinin yeniden canlanması, halka emredip dünyayı sömürme gayreti, zenginliğin gözleri kamaştırması, gönülleri avuç içine alması, meşrû mülkiyetin, gayri meşrû mâlikânecilik şekline girmesi, yüzünden bu hâle gelmişti.</p>
<p>Bu dönemde Hz.Resûlullah’ın bıraktığı iki emânetten biri olan Kur’ân’ı Kerîm’in hükmü isteğe uyduruluyordu; “Ehl-i Beyt’i” ise her yerde kahrediliyordu artık. Bu zulme karşı çıkanlar; İslâm’ın esasını korumak için canlarını fedâ edenler ise İslâm arasına ayrılık sokanlar diye tanıtılıyordu.<br />
Hz.İmâm Hüseyin, Yezîd’in yaptığı bu hareketlerden dolayı, Medine’de kendilerine rastlayan ve Yezîd’e bey’at etmesini öğütleyen Mervan’ın sözlerine karşı;</p>
<p>“<span style="text-decoration: underline;">İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râci’ûn” (Biz, Allah’ın kullarıyız, ancak O’na döneriz, musîbetlerine râzıyız.</span>) (Bakara 156.âyet) âyetini okuduktan sonra; “Esenlik İslâm’a” buyurmuş ve “Başımız sağ olsun; çünkü ümmet, Yezîd gibi birinin hükmü altına girmekle büyük bir belâya uğradı” demiştir.</p>
<p>Yezîd, Medine Vâlisi Utbe oğlu Velîd’e; “Hz.İmâm Hüseyin’den hemen bey’at almasını, bu hususta hiçbir geciktirmeye meydan vermemesini emreden” bir mektup gönderdi. Bunun üzerine Medine Vâlisi Velîd tarafından, Hz.İmâm Hüseyin’e derhal haber gönderildi ve çağrıldı.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin, böyle mühim bir işin, husûsi bir mecliste, âdetâ gizlice olup bitmesinin doğru olmadığını, halk toplanınca o vakit ne yapılması gerekse yapılacağını bildirdiler.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin kendisine yapılan bu resmi bey’ate dâvetten bir gün sonra, Hicri 60.yılı Recep ayının 29. günü; Hz.Resûlullah’ın, Hz.Fâtıma’tüz Zehrâ’nın ve “Ehl-i Beyt’in” kabirlerini ziyaret edip, Medine-i Münevvere’den çıktılar ve Mekke-i Mükerreme’nin yolunu tuttular. Hz.İmâm Hüseyin Mekke’ye hareketlerinden önce, Hâşim oğullarına;</p>
<p>“Kendileriyle gelenlerin şehit olacaklarını, fakat kendilerine uymayıp kalanların da bir fethe, bir huzûra erişemeyeceklerini bildiren muhtasar bir mektup yazdılar. Ayrıca kardeşleri Muhammed Hanefiyye’ye yazılı bir vasiyyetnâme verdiler. Bu vasiyyetnâmede Allah’ın birliğine, Hz.Muhammed’in risâletine, şehâdetle başlıyor; âhiretin, cennetin, cehennemin gerçek olduğunu bildiriyor, sonra kıyâmlarının hedefini anlatıyordu; serkeşlik, fesat koparmak, zulmetmek için kıyâm etmediklerini, cedlerinin ümmetini düzene sokmak, ma’rufu buyurmak, münkeri nehyetmek, cedlerinin ve babalarının yolunda yürümek için bu işe giriştiklerini, amaçlarını kabûl edip dâvetlerine uyanlardan memnun olacaklarını, kabûl etmeyip kendilerine yardımda bulunmayanlara, hatta kendileriyle savaşa kalkışanlara, sabırla karşı duracaklarını, bir tek kişi kalsalar da yine bu yolu bırakmayacaklarını” ifade ediyorlar; “Ancak Allah’a dayandıklarını” bildiriyorlardı.</p>
<p>Mü’minler anası Ümmü Seleme;<br />
“Oğulcağızım, Irak’a gitmekle beni hüzünlere boğma; çünkü ben ceddinden; «Oğlum Hüseyin Irak’ta, Kerbelâ denilen yerde şehit edilecek» sözünü duydum” demişti.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin:<br />
“Ana” buyurmuşlardı; “Vallâhi ben bunu daha iyi biliyorum, çâre yok, öldürüleceğim ben; öldürüleceğim günü, beni kimin şehit edeceğini, nereye defnedileceğimi, «Ehl-i Beyt’im»den kimlerin şehit edileceklerini, hepsini biliyorum; istersen şehit edileceğim ve defnolunacağım yeri sana da göstereyim” buyurmuşlar ve Kerbelâ yönünü işaret eylemişlerdi.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin, Hicret’in 60.yılı Şaban ayının 4.günü Mekke’ye vardı. Bunun üzerine Kûfe’liler, Hz.İmâm Hüseyin’e yardım edeceklerine söz vermişler, kendilerine Irak’a gelmeleri için mektuplar yollamaya başlamışlardı.<br />
Hz.İmâm Hüseyin, kendilerinden önce Kûfe’ye amcaları Akiyl’in oğlu Müslim’i, ahvâli anlamaya, halktan kendilerine bey’at almaya ve sonucu kendilerine bildirmeye memûr ederek göndermişlerdi.</p>
<p>Müslim Akiyl, Medine’de Hz.Peygamber’in kabrini ziyaret ettikten sonra Kûfe’ye yöneldi ve oraya ulaştı. Kûfeliler Muhtar’ın evinde, Hz.İmâm Hüseyin adına Müslim Akiyl’e gelip bey’at etmeye başladılar. Çeşitli rivâyetlere göre; Müslim’e onsekiz veya yirmisekiz bin kişi bey’at etmişti.</p>
<p>Kûfelilerden Ümeyye oğulları tarafını güdenler, Kûfe Vâlisi Numân’ın bu hâle bir çare bulamayacağını, çetin birinin Kûfe’ye Vâli olarak gönderilmesini Yezîd’e bildirdiler. Yezîd bunun üzerine Ubeydullah İbn-i Ziyad’ı Kûfe’ye Vâli tâyin etmişti. Ubeydullah Kûfe’ye vardığının ertesi günü, halkı mescide toplayıp; “Kimin evinde Yezîd’e isyân eden biri bulunursa onu, evinin kapısında astıracağını” söyledi; onları korkuttu. “Kendisine yardım edenlere para-pul vereceğini” söylemeyi de ihmal etmedi.</p>
<p>Kûfe’de bulunan Müslim Akiyl, bunu duyunca Muhtar’ın evinden çıkıp, Urve oğlu Hânî’nin evine gitti. Hânî, Ali dostlarındandı. Ubeydullah’ın adamları ise her yerde Müslim’i arıyorlardı. Sonunda Müslim’i “Ehl-i Beyt” dostlarından bir kadın evine aldı. Kadının oğlu ise gizlice bu haberi Ubeydullah’a ulaştırdı. Ubeydullah, hemen Eş’asoğlu’nu yetmiş kişiyle gönderdi, evi kuşattılar. Müslim Akiyl kaldığı evden çıkıp tek başına onlarla savaşa başladı, karşısına çıkanlardan vurduğunu düşürüyordu. Bu savaşta Müslim Akiyl’in yardımcısı da yoktu. Bu arada Müslim Akiyl yaralar almış, kan içindeydi, yine de savaşıyordu. “Ehl-i Beyt” düşmanları damlara çıkmışlardı; Müslim Akiyl’e taş yağdırıyorlardı. Sonunda Müslim Akiyl’i tuttular ve Ubeydullah’ın yanına götürdüler. Ubeydullah’ın adamları Müslim Akiyl’i Hükümet konağının damına çıkardılar.</p>
<p>Müslim Akiyl; “Allahım” buyurdu; “Bizi aldatan, bize yalan söyleyen bu toplumla aramızda sen hükümcü ol.” Sonra Hicâz’a döndü; “Selâm sana yâ Hüseyin” dedi. Bu sözlerden sonra Müslim Akiyl Hazretlerini orada şehit ettiler. Müslim Akiyl Hicretin 60.yılı Zilhicce ayının 8. günü şehit edildi.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin’de o gün “Ehl-i Beyt’i” ile Irak’a doğru yola çıkmışlardı. Hz.İmâm Mekke’de kan dökülmemesini istiyordu. Biliyordu ki; Yezîd kan dökmekten çekinmeyecekti. Bunu kardeşi Muhammed’e de anlatmıştı.<br />
Kardeşi Muhammed; “Peki” dedi; “Bari bu çoluğu-çocuğu götürme.”</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin, kardeşine:<br />
“Rüyada Hz.Peygamber’i gördüğünü, Irak’a gitmesini emrettiğini, Allah’ın kendisini kana bulanmış, çoluğunun çocuğunun esir edilmiş olarak görmek istediğini” bildirdiğini söyledi. Hz.İmâm bu konuda diğer yakınlarının ricâlarına da aynı cevabı verdi.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin, Yezîd’e bey’at etmemeyi ve bu zâlim iktidara karşı gelmeyi, îmanı ve İslâm’ı korumayı kendisine farz bilmişti.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin; Cuma hutbelerinde, Hz.Ali’ye ve “Ehl-i Beyt’e” hâşâ sövmeyi ve zulmü âdet edinen bu toplumun haksızlığını; kendine, evlâdına ve ayâline yapılan bu zulümleri; Müslümanlara yaymak, gerçeği-hakikatı gözü açık olanlara, gönüllerinde îman bulunanlara bildirmek; izzetle ölmenin, zilletle yaşamaktan çok üstün olduğunu İslâm ve insanlık tarihine kanıyla yazmak istiyordu.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin, Kûfe’ye hareketlerinden önce topluluğa şu kısa hutbeyi beyân buyurmuşlardı:</p>
<p>“Hamd Allah’a, Allah neyi dilerse o olur; güç kuvvet, ancak onunla elde edilir. Salât-ü selâm Resûl’üne.</p>
<p>Ölüm, genç kızın boynuna takılan gerdanlık gibi Âdem oğullarının boyunlarına takılmıştır; onlara ezelden yazılmıştır. Yâkub, nasıl Yûsuf’u özlediyse ben de geçmişlerimi öylesine özlemişimdir ve ulaşacağım şehâdet yerini Allah benim için hazırlamıştır. Allah’ın kudret kalemiyle yazılmış olan ölümden kurtuluş yoktur. Biz «Ehl-i Beyt», Allah’ın rızâsına uymuşuz; ondan râzıyım; belâsına sabrederiz; sabredenlerin ecirlerine ereriz. Hz.Resûlullah’ın bedeninden bir parçanın ondan ayrılmasına imkân yoktur; o kutluluk yerinde cennette onunla beraberdir; onun gözü, bizimle aydınlanacaktır; vaadine, bizimle vefâ edecektir. Bize canını fedâ etmeye, bizimle can vermeye hazır olanlar, Allah’a kavuşacaklarına tam inançla inanmış bulunanlar, bizimle gelirler; ben Allah dilerse sabahleyin hareket ediyorum.”</p>
<p>Bütün bunlardan anlaşılıyor ki; Hz.İmâm Hüseyin bu kıyâmın –karşı duruşun- sonunda, kendilerinin de, kendilerine uyanların da şehit olacaklarını kesin olarak biliyorlardı.</p>
<p>Burada özetle şunu arz edelim ki; Hz.İmâm Hüseyin bu kıyâmıyla –karşı duruşuyla-; dîni ihyâ etmiş –yeniden diriltmiş- ve “Ehl-i Beyt’e” karşı yapılan zulümleri, dîne karşı olanların zâlimliklerini gözler önüne sermiştir.</p>
<p>Hz.İmâm’a, Kûfe’den gelen birisi Müslim Akiyl’in şehâdet haberini verdi. Hz.İmâm Hüseyin bu şehâdet haberini alınca;</p>
<p>“<span style="text-decoration: underline;">İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râci’ûn!” (Biz Allah’ın kullarıyız, ancak O’na döneriz, musîbetlerine râzıyız.</span>) (Bakara 156.âyet) dedi ve pek kederlendi, ağladı.</p>
<p>Bu gelen haber üzerine Hz.İmâm Hüseyin’e, Kûfe’ye gitmeyelim diyenler oldu. Bu arada Müslim Akiyl’in çocukları;</p>
<p>“Yâ İmâm” dediler; “Kûfelilerden Müslim’in kanını almayınca bizim dönmemiz mümkün değildir! Hiç kimse gitmese bile bari biz gidelim, ya intikam alırız, ya şehâdete erişiriz.”</p>
<p>Hz.İmâm:<br />
“Bunlardan sonra, yaşayışta hayır yok” dedi. Sonunda hepsi Kûfe’ye gitmeye azmettiler.</p>
<p>Yine rivâyet ederler ki; Hz.İmâm Hüseyin yolda giderlerken bir yerde konaklamış, Zeyneb’in dizine mübarek başını koyup uykuya dalmıştı. Birdenbire sıkıntı ile uyandı. Nemli gözlerinden yaş dökülüyordu.<br />
Ümmü Gülsüm dedi ki:<br />
“Yâ Hüseyin niçin ağlıyorsun!”<br />
Hz.İmâm cevap verdi:<br />
“Şimdi düşümde dedem Hz.Peygamber’i gördüm. Ağlayarak bana dedi ki; «Ey Hüseyin! Birbirimize kavuşmamız yaklaştı!»”<br />
Ümmü Gülsüm ağladı. Oğlu Ali Ekber babasına sordu:<br />
“Ey İmâm, düşmanlarımızla çarpıştığımızda Hak bizim tarafımızda mıdır, yoksa onların tarafında mı?”<br />
Hz.İmâm:<br />
“Kulların dönüp mânevi huzûruna varacağı Allah’a andolsun” buyurdu; “Hak bizdedir, biz Hak ile beraberiz” dedi.<br />
Ali Ekber:<br />
“Babacığım” dedi; “Hak bizde olduktan sonra ölümden ne pervâmız olabilir. Her ne cefa düşünülmüş olsa da gam değil!”</p>
<p>Hz.İmâm bu sözler üzerine oğluna hayır duâda bulundu. Hz.İmâm buradan da yola devam ederek “Katkatane” denilen bir yere indiler. Hz.İmâm burada bütün askerlerini topladı. Onlara Müslim Akiyl’in şehit olduğunu ve Kûfelilerin ihânet ettiklerini açıkladıktan sonra şöyle buyurdu:</p>
<p>“Ey kavmim! Kûfelilerin ahidlerini bozarak Müslim Akiyl’i şehit ettikleri kesin suretle anlaşıldı. Yezîd’in askeri vuruşmak ve öldürmek için etrafımızı çepeçevre sarmıştır. Biliyorum ki, şehit olmak gerçeği bana zafer ve nusret vermez, şecâat gayreti de geri dönmeyi câiz görmez. Herhâlde bu belâ denizine dalmak lâzım geliyor. Sizin hepinize ruhsat ve izin veriyorum. Kurtuluş kapıları kapanmadan kendinizi selâmete doğru çekip bu tefrikadan emin olunuz.”</p>
<p>Rivâyet olunur ki; Hz.İmâm Hüseyin’in bu sözlerinden sonra o topluluktan o vakte kadar hatırlarında henüz dünyadan faydalanmak şüphesi kalanlar, Hz.İmâm’la alâkayı kestiler. Sevgi davasında sabit kalanlar ise Allah’ın yazdığı kazâ ve kadere râzı olup şöyle figân ettiler:</p>
<p>“Ey doğru yolu gösteren! Ey sırât-ı müstakimin yol göstericisi! Biz senin yanında hidâyet yolunun yolcusu iken, bize imtihanla tasalanma çölünün yolunu gösterme.” Gerçekten de bu zamanda saâdetle şakavet birbirinden ayrıldı. Saîd ile şakî imtihanla belli oldu.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin yola devam ederken sahrada, Riyâhi oğlu Hur’un askerleri ile karşı karşıya geldi. Hz.İmâm bunların hallerini tahkik etmek için o askerlerin başbuğlarının çağrılmasını buyurdu. Riyâhi oğlu Hur, hiç çekinmeden Hz.İmâm’ın karşına geldi.</p>
<p>Hz.İmâm onun ismini, hûviyyetini sordu ve;<br />
“Ey Hur, bizim lehimiz için mi, aleyhimiz için mi geldin? Yâni bana yardıma mı, yoksa benimle cenge mi geldin?”</p>
<p>Hur cevap verdi:<br />
“Yâ İmâm! Ubeydullah İbn-i Ziyad tarafından senin yanında bulunmaya ve senin Kûfe’den başka bir yere gitmene müsâade etmemeğe memurum!”</p>
<p>Hz.İmâm:<br />
“<span style="text-decoration: underline;">Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh (Allah’tan başka kuvvet ve kudret sahibi yoktur</span>)” dedi ve ilâve etti; “Ey Hur. Şimdi namaz kılalım, sonra nereye gideceksek oraya gidelim!”</p>
<p>Hur cevap verdi:<br />
“Ey Resûl’ün oğlu! Sen zamanın imâmısın, imâmlık et sana uyalım.”</p>
<p>Hz.İmâm, Hur’a:<br />
“Allah sana iyilik versin!” dedi.</p>
<p>Hep beraber namaz kılındıktan sonra Hz.İmâm Hüseyin Allah’a hamd-ü senâ, Resûl’üne salât-ü selâmdan sonra beliğ bir hutbe beyân buyurdu ve Kûfe ahalisini kendisine muhatap tutarak vaazını şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Ey Muhammed ümmeti! Benim, Yezîd’in boyunduruğu altına girmem münasip görülmeyip, onun makbûl sayılmayan itâatinin altına geçmediğim apâşikâr anlaşılmıştı. Mekke’de karar kılıp oturuyordum. Siz ey Kûfeliler, bana tevâtürlü mektuplar gönderdiniz. Sevgi ve saygı arzettiniz. «İmâmımız, uyacak kimsemiz yok!» diyerek benim buraya gelmeme lüzûm gösterdiniz. Eğer hâlâ o kararda iseniz ben bana lâzım olanı yaptım. Siz de kendinize düşeni yapınız. Eğer saâdet mülküne gitmekte dünya sevgisi çölünün dikeni eteğinize yapışmış ise ve yaptığınız işe pişman iseniz yolumun dikeni olmayın! Geldiğim gibi dönüp gideyim. Çünkü ben bu diyâra gelmeyi savaşmak ve öldürmek için kendi re’yimle, arzumla istemiş değilim. Kan dökülmesine de râzı değilim.”</p>
<p>Hur:<br />
“Ey Ali oğlu Hüseyin, benim bu mektuplardan haberim yoktur” dedi.</p>
<p>Hz.İmâm:<br />
“Senin haberin yoksa askerinin arasında haberleri olanlar çoktur” dedi. Sonra o mektupları orada hazır bulunanlara gösterdi, onları utandırdı.</p>
<p>Bu sırada Kûfe tarafından altı kişi acele ile gelerek, Ubeydullah İbn-i Ziyad’dan Hur’a bir mektup getirdiler. Gelen mektupta; “Hz.İmâm Hüseyin’in hemen hücum edilip yakalanarak Kûfe’ye getirilmesi” isteniyordu. Hur o mektubu okuduktan sonra mektubu Hz.İmâm Hüseyin’e göstererek dedi ki;</p>
<p>“Ey Haşîmi Peygamberinin kıymetlisi! Ubeydullah İbn-i Ziyad senin hususunda ne kadar ihtimâm ediyor. Ben senin hakkında ne tedbir alayım diye hayretteyim ve eğer seni affedip bıraksam Ubeydullah İbn-i Ziyad’dan korkarım. Eğer sana kıyarsam Allah’ımdan korkarım. Ama Allah korkusu, Ubeydullah İbn-i Ziyad korkusuna galiptir. Fakat vuruşma ve öldürüşmenin anlaşmaya, arkadaşlığa döneceğini ve Hak’kın bana size tâbi olmanın devleti içinde saâdeti müyesser edeceğini umarım. En iyisi şudur ki, gece karanlığı bastığı zaman göçüp ne tarafa murad ederseniz gidersiniz.”</p>
<div class="anatabloYaziGrup">Hz.İmâm Hüseyin, Hur’un teklifini uygun gördü ve o gece yanındaki ordusuyla yola düzüldü. Bütün gece yol aldılar, sonra bir durakta durdular. Daha ileri gidemediler. Hz.İmâm Hüseyin bindiği atı kamçıladı ve atı hareket ettirmek istedi ise de at hareket etmedi.</p>
<p>Hz.İmâm:<br />
“Ey bu menzilleri ve konakları bilenler, bu menzil neresidir, biliyor musunuz?” diye sordu.<br />
Onlar:<br />
“Burası Mariye menzilidir!” dediler.<br />
Hz.İmâm:<br />
“Belki başka bir adı da olacak!” dedi.<br />
Onlar:<br />
“Bir adı da KERBELÂ’dır” dediler.<br />
Hz.İmâm:<br />
“Allahuekber!” dedi. “Burası Kerb ve Belâ (Hüzün ve Belâ) yeridir!” dedi.</p>
<p>Bu adı duyunca Hz.İmâm Hüseyin’in gözleri yaşardı;“Allah’ım” buyurdu;“Kerbden, belâdan sana sığınırım; burası ineceğimiz yer; kanımızın döküleceği yer; kabirlerimizin bulanacağı yer. Bunu bana ceddim Resûlullah haber vermişti” ve “Allah’ın adıyla, Allah’la, budur; Allah yolunda öldürülen, şehit olup can veren” buyurup, Zül-Cenah adlı atından yere indiler. Hz.İmâm ayaklarını yere basınca o mübârek topraktan bir toz kalkıp mübârek yüzlerine kondu.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin, Kerbelâ’ya Hicret’in 61.yılının Muharrem ayının ikinci günü indiler ve çadırlarını kurdular. Sonra yanındakileri topladılar; yaşlı gözlerle onları bir zaman seyrettikten sonra “Allah’ım” dediler; “Biz senin Peygamberinin yakınlarıyız; diyârımızdan sürdüler, çıkardılar bizi. Ceddimizin hareminde kalmamıza müsâade etmediler. Ümeyye oğulları zulmettiler bize; sen onlardan hakkımızı al bizim, sen zâlim kavme karşı yardım et bize.”</p>
<p>Hz.İmâm sonra buyurdular ki:<br />
“İnsanlar dünyaya kul oldular; din, yalnız ağızlarında. Geçimleri düzendeyse söz ediyorlar dinden, ama bir belâya uğradılar mı bundan da vazgeçiyorlar. İçilmiş kabın içinde kalan su, sömürülmüş yayladaki ot kadar değersiz bir hale geldi dünya. Görmez misiniz? Gerçeğe uyan işe koyulan yok; fakat bâtıla koşan çok. İnanan, bunları görünce Allah’a kavuşmak ister; ben, ölümü bir kutluluk görmedeyim; zâlimlerle yaşamayı ise bir zillet saymadayım.”</p>
<p>Söz buraya gelince Züheyr kalkıp:<br />
“Ey Resûlullah’ın oğlu” dedi; “Sözlerini duyduk; dünya ebedî olsa, biz de ölümsüz olsak, yine de seninle geçip gitmeyi orada oturup kalmaktan üstün biliriz.”</p>
<p>Sonra Büreyr söze başlayıp;<br />
“Ey Allah’ın Resûlu’nun oğlu” dedi; “Allah lütfetti de senin gözlerinin önünde savaşmayı, kolumuzun kanadımızın kesilmesini nasîb etti bize; sonra da kıyâmet günü ceddin şefâatçi olacak bize.”</p>
<p>Böylece, Hz.İmâm Hüseyin o kan içici çölde, o elemli sahrada Kerbelâ’da konaklayıp oturdu. Burada, Irak ileri gelenlerine bir mektup yazıp Kays ile gönderdi. Mektupta Hz.İmâm şöyle diyordu:</p>
<p>“Ey uzakta olduğu halde bize sadakat gösteren ve iştiyâklarını bildirenler! Ey candan ve yürekten kulluk mektupları yollayan mücâhidler. Sizin mektuplarınızdaki satırların yazıları irâdemizi çekti, bu yönlere yol aldık. Şimdi Kerbelâ çölündeki belâ yerinde ve Arap Irak’ında çadırlarımızı kurduk. Hicâz’ın ikbâl yıldızı bu kazâya saâdet ışığı saldı. Şimdi içtiğiniz yemine vefâ göstermeniz ve mübarek ayak basışımızın saâdetini gânimet bilerek bize uyup can akçesini saçmağa koşmanız gerektir. İkbâl kıblesi ve ülkü yolu olan dergâhımıza yüz tutunuz. Âhiret saâdetinin dünya devletinden önde olduğunu mutlaka biliniz. Gerçekten bu müjde size hidâyet yolunun hediyesidir. Bunu bir yardım dilemek sanmayın. Çünkü dünya saltanatı gelip geçicidir. Onu minnet ile ele geçirmeğe ve zilletle bırakıp gitmeğe değmez!”</p>
<p>Hz.İmâm’ın mektubunu, Kûfe şehrinde Süleyman Huzaî’ye vermek ve cevabını almak maksadıyla Kays yola çıktı. Fakat Kûfe’ye varmadan Ubeydullah’ın askerleri Kays’ı yakaladılar ve Ubeydullah’ın huzûruna getirdiler. Kays, Ubeydullah ile karşılaşınca ilk işi mektubu çıkarıp, okunmayacak bir şekilde yırtmak oldu.</p>
<p>Ubeydullah, Kays’a sordu;<br />
“Mektubu neden yırttın?” dedi.<br />
Kays:<br />
“Dost sırrını düşmandan gizlemek gerek!” diye cevap verdi.<br />
Ubeydullah:<br />
“Ey Kays” dedi; “Eğer benim seni öldürmemden kurtulmak dilersen iki işten birisini seç; Ya mektuptaki isimleri bana bildir. Ya da minbere çık, Hüseyin’e ve ona uyanlara söv- say, beni ve Yezîd’i öv!” dedi.<br />
Kays:<br />
“Ey Ziyad’ın oğlu! Mektubu açığa vurmak mümkün değildir benim için. Ama minbere çıkmak işi elimden gelir. Emredin halk toplansın!” dedi.</p>
<p>Halk toplanınca Kays minbere çıktı. Allah’a hamd-ü senâ, Resûl’ü ile soyuna salât-ü selâmdan sonra topluluğa hitab ederek; “Ey Kûfe halkı! Ben Hüseyin’in elçisiyim. Onun burasını şereflendirmeğe geldiğini size bildirmeğe geldim!” dedi. Ve mektubun içinde yazılanları başından sonuna kadar bildirdi. Yezîd ile İbn-i Ziyad’a lânetler ve nefretler savurdu. Hz.İmâm Hüseyin ile ona uyanları övdü. Bu sözlerden sonra Ubeydullah kızdı ve henüz minberde iken o mazlûmu şehit ettirdi.</p>
<p>Ubeydullah, Hz.İmâm Hüseyin’in Kerbelâ’ya geldiğini öğrenince ona bir mektup yolladı. Mektup şöyleydi;<br />
“Ey Hüseyin! Bana Yezîd mektuplar yazarak şunları bildirdi: «Ali oğlu Hüseyin o taraflara geldiğinde, bana bey’at edeceğine dair kendisinden söz almadıkça hakkında bir karar verme, eğer teklifini kabul etmezse onu hiç düşünmeden derhal öldür!» Şimdi sana nasîhat ediyorum. Kendine acı! Yezîd’e bey’at etmeyi kabul et. Eğer kabul etmezsen savaş vasıtalarını hazırla!”</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin o mektubun içindekileri öğrenince buyurdular ki;<br />
“Ne talihsiz bedbaht kavim ki; halkın rızâsını kazanmayı, Halik’in -Yaratan Allah’ın- gazâbına üstün tutup, «Ümmetiyiz!» dedikleri Peygamberin evlâdını helâk ederek, Yezîd’in hoşuna gitmek isterler!”</p>
<p>Ubeydullah’ın mektubunu getiren adam sordu;<br />
“Yâ Hüseyin, bu mektuba cevabın nedir?”<br />
Hz.İmâm;<br />
“Benim ona verecek cevabım yoktur. O muhakkak azâbı hak etti” diyerek mektubu yere atmıştı.</p>
<p>Mektubu getiren adam, Ubeydullah’ın yanına dönünce Hz.İmâm Hüseyin’in sözlerini, kendisine aktardı. Bunun üzerine Ubeydullah İbn-i Ziyad orada bulunan meclis ehline döndü ve “Ey Şam ve Kûfe’nin ileri gelenleri; içinizde her kim ki Hüseyin ile harp ederse kendisine koca bir Vilâyeti vereceğim” dedi.</p>
<p>Bu teklife hiç kimse sesini çıkartmadı. Sorusunu birkaç defa tekrarladı, yine kimseden cevap alamayınca, en sonunda; kendisinden çoktandır Rey Vâliliğini isteyen Sa’d İbn-i Vakkas’ın oğlu Ömer’i, Hz.İmâm Hüseyin ile savaşacak orduya kumandan tayin etti ve Ömer’e dedi ki;</p>
<p>“Emrine vereceğim kuvvet ile Kerbelâ’ya gidip Ali’nin oğlu Hüseyin’e, Yezîd’e bey’at etmesini teklif edeceksin. Kabul etmezse onun ve ona tâbi olanların başlarını kesip bana getireceksin. Bu önemli hizmeti yapmakla yükselme yolunu bulacaksın.”</p>
<p>Bu sözler üzerine Ömer ayağa kalktı;<br />
“Ey Ziyad oğlu! Bu çok önemli bir meseledir. Düşünmek için zamana ihtiyaç vardır. İzin verin evime gideyim, düşüneyim; oğullarımla müşâvere edeyim, ondan sonra cevap veririm.”</p>
<p>Ubeydullah İbn-i Ziyad, onun bu isteğini kabul etti. Ömer evine gelince oğullarını çağırttı ve durumu onlara anlattı. Bunun üzerine büyük oğlu şu cevabı verdi:</p>
<p>“Ey baba, bu ne cahilce sözdür? Bu ne gaflettir. Üzerine gideceğin şahsın Peygamber’in göz bebeği, Fâtıma’nın ciğerparesi olduğunu bilmiyor musun? Elbette bilirsin. Bile bile bu büyük vebâli yükleniyorsun. Senin baban Sa’d İbn-i Vakkas, hayatını Resûlullah ve onun yakınları uğrunda harcamadı mı? Sen ise Resûlullah’ın evlâdı üzerine gidiyorsun ve Resûlullah’ın göz bebeği ile harbetmek istiyorsun. Ali’nin oğlu Hüseyin’i buraya davet edenler arasında sen de yok mu idin? Ona üst üste üç tane mektup yazmadın mı? Şimdi ise dünya nimetleri için böyle bir zâtın üzerine gidiyorsun. Ve âdetâ Peygamber’in kanını dökmek istiyorsun. Dünya nimetlerini sevmenin bütün hata ve kötülüklerin başı olduğunu bile bile, bu işi yüklenmek istiyorsun. Ey baba! Böyle bir şey yapacak olursan bunun lâneti kıyamete kadar senin ve soyunun üzerinde kalacaktır.”</p>
<p>Ömer büyük oğlunun sözlerinden hoşlanmadı, kızdı. Harîs bir genç olan küçük oğluna döndü. Küçük oğlu dedi ki;</p>
<p>“Ey baba! Gerçi ağabeyimin sözleri doğrudur. Fakat onlar ilerde, gaibte olacak işlerdir. Hâlbuki Ubeydullah’ın ihsânı hazır ve önündedir. Elde hazır olan nimet elbette meçhul bir nimete tercih edilmelidir. Akıllı olan böyle bir nimeti tepmez.”</p>
<p>Bu sözler üzerine Sa’d oğlu Ömer, kendisi gibi düşünen küçük oğlunun sözlerini kabul etti. Çünkü mal ve hükmediş hırsı, gözünü bürümüştü. Ömer, Ubeydullah’ın yanına giderek teklifi kabul ettiğini bildirdi.</p>
<p>Ömer İbn-i Sa’d’ın, teklifi kabul etmesinden sonra Ubeydullah İbn-i Ziyad, onun emrine beşbin kişilik bir kuvvet verdi ve onu Kerbelâ’ya , Hz.İmâm Hüseyin ile savaşmaya gönderdi.</p>
<p>Ömer İbn-i Sa’d’ın Kerbelâ’ya gelişi, Muharrem ayının 6. günüydü. Hur bin Riyâhi de ordusu ile Ömer İbn-i Sa’d’ın ordusuna katıldı. Ömer İbn-i Sa’d, Kerbelâ’ya gelince ilk iş olarak Hz.İmam Hüseyin’e bir elçi gönderip neden geldiğini sordu.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin Sa’d oğlu Ömer’e şu cevabı verdi;<br />
“Benim buralara gelmemin sebebi; bana arka arkaya göndermiş olduğunuz mektuplar ve davetlerinizdir, tarafınızdan gösterilen istektir. Bana üst üste mektuplar yazarak ve heyetler göndererek beni ısrarla çağırdınız. Ben de bu davetlerinizi kabul ederek; sizi dalâlet yolundan kurtarıp hidâyet yoluna sokmak, size insanlığı öğretmek, sizi ıslâh ederek size dîni öğretmek için geldik. Sizin göndermiş olduğunuz bu mektuplar üzerine, Mekke’den gönderdiğim amcamın oğlu Müslim ile iki yavrusunu zulümle şehit ettiniz. Onların şehit edildikleri haberini buraya gelirken yolda öğrendim. Ve şunu söyleyeyim ki, sizlerde artık hidâyet yoluna girmek cevherini görmüyorum. Bunun için Mekke’ye dönmek istiyorum. Eğer buna engel olursanız «Ehl-i Beyt»im ve bana uyanlarla birlikte buradan geri dönmek ve Hicaz’a gitmek kararındayım.”</p>
<p>Ömer İbn-i Sa’d, Hz.İmâm Hüseyin’den aldığı bu cevabı hemen Ubeydullah’a bildirdi. Ubeydullah, Sa’d oğlu Ömer’e gönderdiği cevapta;<br />
“Hüseyin’den ve yanındakilerden Fırat suyunun kesilmesini ve Yezîd’in bey’atını kabul etmezse savaşmasını” emrediyordu.</p>
<p>Hz.İmam Cafer’üs Sâdık şöyle rivâyet eder:<br />
“İmâm Hüseyin, kardeşi İmâm Hasan’ın zehirlendiği gün ağlıyordu. İmâm Hasan; «Yâ Hüseyin» buyurmuştu; «Ne ağlıyorsun? Beni zehirlediler; fakat Yâ Hüseyin, senin gününe benzer gün yoktur. Ceddimiz Muhammed’in ümmeti olduklarını iddia edenlerden, İslâm olduklarını sananlardan otuz bin kişi, senin kanını dökmek, evlâdını öldürmek, ayâlini esir etmek, malını yağmalamak için toplanırlar; bu yüzden de Ümeyye oğulları lânete lâyık olurlar. Gökten kül ve kan yağar; herşey, hatta çöldeki vahşi hayvanlarla, denizlerdeki balıklar bile sana ağlarlar.»”</p>
<p>Ubeydullah’tan gelen emir üzerine, Ömer İbn-i Sa’d’ın askerleri Fırat suyunu, Hz.İmâm’ın, ehlinden-ayâlinden ve ona uyanlardan kestiler. Bu olay Muharrem ayının 7. gününde oluyordu. Hemen o gün Hz.İmâm’ın askerinde susuzluk başladı. Susuzluktan çocuklar ağlamaya başladılar. Geceleyin Hz.İmâm Hüseyin’in kardeşi Ali oğlu Abbas, yanına yirmi er alarak Fırat nehrine vardı. Muhafızları püskürttü ve yeteri kadar su getirerek ordugâha yetiştirdi.</p>
<p>Bu arada Hz.İmâm Hüseyin, Sa’d oğlu Ömer’e haber göndererek ona son defa nasîhatlar etti, fakat o zâlime bu nasîhatlar bir fayda etmiyordu.</p>
<p>Muharrem ayının 8. günü idi. Hz.İmâm’ın askerlerinde, çocuklarında tekrar susuzluk baş gösterdi. Hz.İmâm’a başvurdular. Hz.İmâm bir yer işaret etti; “Burayı kazın” buyurdular. Orayı kazdılar; bir kaynak fışkırdı; “İçin” buyurdu; “Hayvanlarınıza da içirin; bu dünyadan son içeceğiniz su” dediler. Sonra o kaynak su yok oldu.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin:<br />
“Bu gece son gecemiz ve Cuma gecesidir. Ömrümüzün son günleridir. İbâdetle, tâatle, Kur’ân okumakla, bağışlanma dilemekle geçirelim bu gecemizi. Sabah olunca her ne yapmak lâzım gelirse yaparız” dedi.</p>
<p>Bu sırada düşman askerlerinden Hz.İmâm Hüseyin’e, yakışıksız söz ve hakaretlerde bulunanlar oluyordu.<br />
Hz.İmâm Hüseyin, bu hakaretleri yapanlar için yüzünü gökyüzüne çevirdi;<br />
“Yâ İlâh’i, bu melûnlara hak ettikleri cezaları ver” diye duâda bulundu.<br />
Gerçekten de mazlûmun duâsı kabul edilir hükmü gereğince, Hz.İmâm’a o hareketleri yapanlar, âhiret azâbından evvel bu dünyada hak ettikleri cezalarını hemen buldular ve ebedî cehennemi boyladılar.</p>
<p>Yezîd’in askerleri gözlerinin önünde olan bu kerametleri de görmekteydiler. Ama hiçbir faydası olmuyordu. Gönüllerinin îman aynalarında, bu kerametlerle hiçbir pas silinmiyordu. Öyledir, çünkü zâlimlere hiçbir keramet tesir etmez.</p>
<p>Allah, Kur’ân-ı Kerîm’deki âyetlerde; zâlimler hakkında şöyle buyurmaktadır:<br />
“(<span style="text-decoration: underline;">86) İnandıktan, Peygamberin gerçek olduğuna şehâdet ettikten, kendilerine de açık hüccet geldikten sonra kâfir olanları Allah nasıl hidâyete erdirir? Allah zâlim ve kâfirleri hidâyete erdirmez. (87) İşte onların cezaları, Allah’ın, meleklerin, bütün insanların lânetleri üzerlerine olmaktır</span>.” (Âli İmrân 86-87. âyetler)</p>
<p>“<span style="text-decoration: underline;">Allah’a kendiliğinden yalan uydurandan daha zâlim kim olabilir? Bunlar Rab’lerinin huzûruna getirilirler, şahitler; «Rableri namına yalan söyleyenler işte bunlardır» derler, haberiniz olsun ki; Allah’ın lâneti zâlimlerin üzerindedir.</span>»”(Hud 18. âyet)</p>
<p>“<span style="text-decoration: underline;">Allah’ın rahmetinden kâfir olan topluluktan başka kimsecikler ümit kesmez.</span>” (Yusuf 87. âyet)</p>
<p>“<span style="text-decoration: underline;">Sakın sen Allah’ı zâlim olan müşriklerin yaptıkları şeylerden gafil sanma, Allah onları yalnız seğirderek (seslerini keserek) başlarını yukarı kaldırarak gözleri kırpmayacak bir halde gözlerinin durduğu güne tehir eder. Onların kalpleri boştur.</span>” (İbrahim 42. âyet)</p>
<p>“<span style="text-decoration: underline;">Allah, insanları zulümleri yüzünden helâk etseydi yeryüzünde yürür bir tek mahlûk kalmazdı, fakat onlara azâb etmeyi mukadder bir zamâna tehir etti; vakitleri gelince de ne bir an geri kalırlar, ne bir an önce gelip-çatar o mukadderat vakit.</span>” (Nahl 61. âyet)</p>
<p>“<span style="text-decoration: underline;">(6) Şurası muhakkak ki; kâfir olanları, Tanrı azâbıyla korkutsan da, korkutmasan da onlar için birdir; onlar inanmazlar. (7) Allah onların kalplerini, kulaklarını mühürlemiş, gözlerinin üstüne bir de perde çekmiştir. Onlar için büyük bir azâb vardır</span>.” (Bakara 6-7. âyetler)</p>
<p>Bu olaylardan sonra, Kerbelâ Şahı, Hz.İmâm Hüseyin bütün kardeşlerini, yakınlarını, çoluk çocuğunu bir araya topladı; Allah’a hamd-ü senâ, Resûl’ü ile ve soyuna salat-ü selâmdan sonra onlara buyurdu ki;<br />
“Ben, sizden daha hayırlı dostlar, arkadaşlar, sizden daha iyi yardımcılar olduğunu bilmiyorum; Allah hepinize ecir versin. Ceddim, Kerbelâ’da şehit edileceğimi haber vermişti bana; o zaman da gelip çattı işte. Sizin hepinize izin veriyorum, hakkımı helâl ettim size. Gece gelip çatınca karanlığı fırsat bilin; herkes «Ehl-i Beyt’im» den birinin elinden tutsun, gitsin; dağılın yeryüzüne; çünkü bu topluluk, ancak beni ister; beni ele geçirdiler mi başkasını aramazlar artık.”</p>
<p>Hz.İmâm’ın bu sözleri üzerine, ona tâbi olanlar hep birlikte;<br />
“Senden sonra yaşamayı istemeyiz biz” dediler; “Allah o günü göstermesin bize.”<br />
Hz.İmâm Hüseyin’e uyanlar hep buna benzer sözler söylediler. Hz.İmâm’da onlara hayır duâda bulundu ve o geceyi ibâdetle geçirmelerini buyurdu.</p>
<p>Kerbelâ’da Muharrem ayının 10. gecesiydi. Hz.İmâm Hüseyin’e tâbi olanların çoğu o gece çadırlarında, kimi Kur’ân okuyordu; kimi namaz kılıyordu, duâ ediyordu; kimi kılıcını bilemedeydi, kimi yayını denemedeydi.</p>
<p>Kadınların gözleri yaşlıydı; çocuklar titriyorlardı, susuzluk ciğerlerini yakmaktaydı. Kadınlar feryâd edip ağlamaya başladıklarında Hz.İmâm onları susturduktan sonra kardeşi Zeyneb’e;</p>
<p>“Sen” dedi; “Kadınların ulususun üzerinde olan hakkım için beni kana bulanmış; şehit olmuş görünce başını açma; yüzünü yırtma; elbiseni parçalama; sesini yükseltme; feryâdınla düşmanları sevindirme” buyurmuştur.</p>
<p>Söylenmiştir ki; her iki taraftan da cenk safları sıralanınca, Hak ile bâtıl ve küfür ile îman yerli yerini bulunca Kerbelâ Şahı, Hz.İmâm Hüseyin düşman askerinin karşısına çıkıp onlara dedi ki;</p>
<p>“Ey merhametsiz kavm! Başımdaki sarık ve belimdeki kılıç, arkamdaki zırh, altımdaki at Hz.Resûlullah’ındır. Ben Resûl sancağının vârisiyim. Zehra Betül’ün göz nûruyum. Hiçbir zaman yalan ve boş yere söz söyleyip ayak diremedim. Allah’a ve Resûl’e aykırı yol tutmadım. Bana mektuplar ve elçiler gönderdiniz. Üzerime hüccetler yolladınız. Beni bu diyâra getiren sizlersiniz. Bu fitneyi türlü sebeplerle kışkırtıp bu raddeye siz getirdiniz. Bu ne sahtekârlıktır! Ama hilenin yapısı sağlam değildir. Hilenin eseri yaşamaz.”</p>
<p>En sonunda Ömer İbn-i Sa’d, Hz.İmâm’ın karşısına gelip;<br />
“Ey Hüseyin” dedi; “Yezîd’e bey’at etmedikçe, bu sözlerin bir faydası yok.” Sa’d oğlu bu sözleri söyledikten sonra, yayını gerip bir ok attı ve “Ey Kûfe halkı! Bilin ve şahit olun ki, Hüseyin ile savaşa başlayan ben oldum” dedi.<br />
Daha sonra Hz.İmâm Hüseyin, çadırlara döndü ve “Ey vefâlı dostlar!” dedi; “Ey canlarını fedâ edenler! Kavgaya hazır olun ve savaş araçlarını hazırlayın ki; bu dem kan dökülecek demdir.”</p>
<p>Bu olay Hicret’in 61.yılında, Muharrem ayının 10. Cuma günü sabahında geçiyordu. Düşman askeri, doğru bir rivâyete göre yirmi iki bin kişiydi. Hz.İmâm Hüseyin’in askeri ise yetmiş neferdi. Otuz kişi atlı, kalanı yaya idi.</p>
<p>Savaş başlamıştı artık. Askerlerin safları düzenlenince Riyahi oğlu Hur, Sa’d oğlu Ömer’in huzuruna geldi;<br />
“Ey Sa’d oğlu!” dedi; “Gerçekten Hüseyin ile savaşın mutlaka yapılacağına karar verilmiş midir?”<br />
Sa’d oğlu;<br />
“Elbette karar verilmiştir” dedi.<br />
Hur:<br />
“Sen Resûlullah’a kıyâmet gününde ne cevap vereceksin?”<br />
Bu söz üzerine Sa’d oğlu Ömer cevap vermedi.</p>
<p>Hur, kendi askerinin arasına döndü heyecandan titriyordu. Sonra kendinde olmadan bir nâra savurdu;<br />
“Allah’a minnetler olsun ki, gayb âleminden hidâyet nûrunun ışığını gördüm. O beni eğri yoldan doğru yola çevirdi!” dedi ve atını mahmuzladı, kendi askeri arasından çıktı. Hz.İmâm Hüseyin’in ordugâhına geldi ve Hz.İmâm’ın huzûruna çıktı;<br />
“Acaba mü’minlerîn emiri özrümü kabul ediyor mu?” diye sordu.</p>
<p>Hz.İmâm şu âyeti okudu;<br />
“Allah kullarının tövbelerini kabul eder.” (Tövbe 104. âyet) diye cevap verdi.<br />
Sonra da;<br />
“Ey Hur” dedi; “Lûtuf ve ihsân dergâhının kapıları özür dileyenlere dâimâ açıktır. Günahını itiraf eden kimse her zaman sevâbı kazanır ve dâimâ beğenilir.”</p>
<p>Hur, Hz.İmâm Hüseyin’den bu sözleri duyduktan sonra izin isteyip savaşa başladı. Yanında kardeşi, oğlu ve kölesi de vardı. Hur, savaşa başladıktan sonra Yezîd ordusundan birçok nâmerdi öldürdü ve sonunda kendisi de yaralandı, yere düştü; “Yetiş yâ İmâm” diye bağırdı.<br />
Hz.İmâm, hemen yetişip Hur’u o zâlimlerin elinden aldı, çadırların yanına getirdi. Hur o anda gözlerini açtı;<br />
“Ey zamanın imâmı! Benden râzı oldun mu?” dedi.<br />
Hz.İmâm:<br />
“Evet senden râzı oldum, sen annenin sana Hur adını verdiği gibi hürsün” dedi.<br />
Vefâlı Hur bu müjde ile, Hz.İmâm’ın yüzüne baktı ve gülerek Hak’ka canını teslim etti.</p>
<p>Hur’dan sonra kardeşi, oğlu ve kölesi de savaşmak için atılıp Yezîd’in askerleriyle savaştılar ve sonunda üçü de şehit oldular.</p>
<p>Savaş olanca şiddetiyle başlamıştı artık. Hz.İmâm Hüseyin’e tâbi olan Hüseyniler; şehâdet aşkıyla; îman aşkıyla, İslâmiyet ve din için savaşıyorlardı.</p>
<p>Karşılarındaki Yezîd ordusu ise; Hz.İmâm Hüseyin’i şehit etmek, İslâmiyet’i ve dîni ortadan kaldırmak için savaşıyordu. Bu ordu tam bir zâlimler topluluğu idi.</p>
<p>Hüseyniler’den her biri Yezîdîler’den bir kaçını öldürmeden şehit olmuyordu. Biri şehit olurken, diğerine; “Hüseyin’i bırakmamasını” vasiyyet ediyordu.<br />
Savaş bütün hızıyla sürüyordu. Sıra Hz.İmâm Hasan’ın evlâtlarına gelmişti. Hz.Hasan Mücteba oğlu Abdullah, Hz.İmâm’dan izin alıp meydana atıldı, savaştı; bir çok Yezîd askerini öldürdü ve sonunda o da şehit olup Rab’bine kavuştu.</p>
<p>Abdullah’ın şehâdetinden sonra Hz.Hasan Mücteba oğlu Kasım amcasından izin alıp meydana çıktı. Şehzade Kasım savaşta bir çok Yezîd askerini öldürdü, sonunda yaralandı, yere düştü; “Ey amca, beni bul!” diye haykırdı. Hz.İmâm Hüseyin hemen yetişti, Kasım’ı o zâlimlerin arasından aldı, çadıra getirdi. “Ehl-i Beyt” hatunları başına toplaşıp ağlaştılar. Bu anda Kasım da şehit olup Rab’bine kavuştu.</p>
<p>Ondan sonra savaş meydanına Hz.Ali Murtazâ evlâtları girdiler. Onlar da birer birer savaşıp birçok Yezîd askerini öldürdükten sonra hepsi şehit oldular.</p>
<p>Hz.Ali Murtazâ evlâtlarından sonra şehit olmak sırası Hz.Ali oğlu Abbas’a gelmişti. O, askerin sancaktarı, muzaffer askerin başbuğu idi. Hz.Abbas, ordusunun sancağını toprağa sapladı. Hz.İmâm’dan şu niyâzda bulundu:<br />
“Ey sabır ve tahammül gemisinin demiri! Benim de yüce âlemin bayrak yükselteni olmamım vakti yaklaştı. Âhiret âlemine gitmem gerek.”</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin ağlayarak;<br />
“Ey Abbas!” dedi; “Sen İslâm ordusunun sancaktarı idin. Bu anda asker, fânîlik çölünden beka ülkesine göç etti. Sana da o diyâra bayrak çekmek münasip düştü. Ama sana nasîhatım şudur;«Meydana girince bu zâlimlere hücceti yenileme yolunda nasîhat ver»”</p>
<p>Hz.Abbas bu sözleri kabul etti, savaş meydanına yürüdü. Hz.Abbas’ın şehâdetinden sonra, şehitlik sırası Hz.İmâm Hüseyin’e ve evlâtlarına gelmişti. Hz.İmâm’ın oğlu Şehzade Ali Ekber, o zamanlar on sekiz yaşındaydı. Ali Ekber, Resûlullah’a çok benzerdi. “Ehl-i Beyt” Resûlullah’ı görmek istediler mi ona bakarlardı. Hz.İmâm Hüseyin evlâdının şehâdetini görmemek için silahlandı, meydana doğru yürüdü. Oğlu Ali Ekber, o anda Hz.İmâm’a yalvardı, izin istedi. Hz.İmâm, onun ısrarından üzüntü duydu. Kendi mübarek eliyle savaş aletleri hazırladı ve oğlunu meydana saldı.</p>
<p>Şehzade Ali Ekber, bir nâra savurarak;<br />
“Allah’a ibâdet fidanının çiçeği benim, Ali Murtazâ oğlu Hüseyin’in ciğer köşesi benim işte” dedi ve kendisini düşman askerinin ortasına atıp, savaşa başladı. Yezîd ordusundan birçok zâlimi öldürdü. Sonunda; “Ey baba, susadım, susadım” dedi.</p>
<p>Hz.İmâm nemli gözlerinden kanlı yaşlar akıtarak; “Ey ciğer köşem!” dedi; “Sabret! Senin için Kevser şarabı hazırlanmaktadır.”<br />
Şehzade Ali Ekber bu müjde ile yine meydana döndü. Düşman askeri ona hücum ettiler ve vücudunda çok yaralar açtılar. Şehzade en sonunda atından düştü; “Babacığım, beni bul” diye bir nâra savurdu. Hz.İmâm, o nârayı işitince, meydana atılıp, şehzade Ali Ekber’i çadıra getirdiler. Şehzade bu anda ruhunu Hak’ka teslim etti.</p>
<p>Şehzade Ali Ekber’in şehit olmasından sonra “Ehl-i Beyt” hatunları ağlaştılar, matemlerini yenilediler. Hz.İmâm Hüseyin onlara teselli verdi, dedi ki;<br />
“Ey Peygamber’in «Ehl-i Beyt’i»! Ey İmâmet güllüğünün rüzgarları! Gökyüzünün belâsı inince, eseri bütün kâinata yayılır. Kâfir ve Müslümanların hepsi bu mihnetin içine girerler. Ama mü’minin kâfirden üstün olduğunu gösteren ölçü şudur ki; mü’min belâya sabreder, kâfirse ondan feryâd ve şikâyet eder. Nitekim; nimette de kâfir günah işler, mü’minse verâ sahibi olur. Şüphe yok ki; mü’min belâya sabır ve şükür gösterir. Bu suretle de mertebesi yücelir. Kâfir ise sızlanıp şikâyet etmekle kahra uğrar ve kınanmış olur. Bu mânaya en gerçek delil ise; «Ancak Allah yolunda sabır gösterenlere hesapsız mükâfatlar vardır» (Zümer 10.âyet) âyet-i kerîmesidir.</p></div>
<div class="anatabloYaziGrup">
<p>Ey iffet perdesi ile örtülü kadınlar! Sabredin, tahammül gösterin. Sabır ve tahammülün sonu âhirette cennet bahçeleri, dünyada kıyâmete kadar izzet ve tâzimdir. Sakın benden sonra yakalarınızı yırtıp saçlarınızı yolmayınız. Bu, düşmanların sevincini artırır. Fakat gözyaşı dökmekten sizi alıkoyamam. Çünkü mazlûmun gözünden akan su, rahmet bahçesini sular. Dertli garibin gözyaşı, amel tozlarını giderir.”</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin bunları söyledikten sonra, evlâtlarını büyüklere emanet yolu ile teslim etti. Hepsini de ulu Allah’a ısmarladı. Sonra onlara vedâ edip, gazâ meydanına yürüdü. Hz.İmâm gazâ meydanına yürüdüğü anda, süt emer bir yaşta olan çocuğu Ali Asgar’ın, susuzluk acısı ile neredeyse ölüm derecesine geldiğini kendisine bildirdiler.</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin’e bu hali bildirdikleri zaman, Hz. İmâm o masum 1,5 yaşındaki çocuğu eline almış, düşman askerine karşı tutmuş; Yezîd ordusuna karşı;</p>
<p>“Ey zâlimler!” dedi; “Diyelim ki, ben günahkârım. Fakat şu günahsız çocuğa niçin bir damla su vermezsiniz?”<br />
Bu sözlere rağmen o taş yüreklilerden bir akar suyun çıkmasının yolu yoktu. Hz.İmâm’a şu cevabı verdiler;<br />
“Ey Hüseyin! Ubeydullah İbn-i Ziyad’ın kesin buyruğu bir yudum su verilmemesi hakkındadır. Bu değişmez. Ve bey’at etmeyince, ne sana, ne evlâdına su içmek nasîb olmayacaktır.”</p>
<p>Hz.İmâm Hüseyin ümitsizlendi, geri dönmek üzere iken Yezîd ordusundan bir zâlim yayını kurup bir ok attı. Atılan ok Hz.İmâm’ın kucağındaki Ali Asgar’a rastladı. Ok masum çocuğun o mübarek boğazından geçti, Hz.İmâm’ın mübarek koluna saplandı. Hz.İmâm o masumun boğazından oku çekip çıkardı ve sonra o yavruyu annesine götürüp; “Ey biçâre!” dedi; “Oğlun şehâdet şerbetini içti.”</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hzali.net/14-masum/imam-huseyin-ve-kerbela.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
