<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hz Ali &#187; hzali.net</title>
	<atom:link href="http://www.hzali.net/tag/hzali-net/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hzali.net</link>
	<description>HzAli Hz Ali Hazreti Ali Hz. Ali</description>
	<lastBuildDate>Sun, 14 Feb 2010 10:34:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Hz Ali Halifemizin Nasil Şehit Düştüğü</title>
		<link>http://www.hzali.net/hz-ali/hz-ali-halifemizin-nasil-sehit-dustugu-2.html</link>
		<comments>http://www.hzali.net/hz-ali/hz-ali-halifemizin-nasil-sehit-dustugu-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Feb 2010 10:33:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hz Ali]]></category>
		<category><![CDATA[]]></category>
		<category><![CDATA[ac adamin dini olmaz hz.Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilikte vaftiz]]></category>
		<category><![CDATA[ali]]></category>
		<category><![CDATA[ali net bu]]></category>
		<category><![CDATA[ali.net]]></category>
		<category><![CDATA[alinin museviler]]></category>
		<category><![CDATA[andolsun ki hz ali]]></category>
		<category><![CDATA[Cafer-i Sadik Necef Hz. Ali]]></category>
		<category><![CDATA[de hz ali]]></category>
		<category><![CDATA[Dualar - Hz Ali (r a)]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek zülfikar kılıcı]]></category>
		<category><![CDATA[h]]></category>
		<category><![CDATA[H Z ALİ YAZILI KILIÇ RESMİ]]></category>
		<category><![CDATA[h.z ali]]></category>
		<category><![CDATA[h.z alinin sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[h.zali]]></category>
		<category><![CDATA[h.zali sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[haz ali]]></category>
		<category><![CDATA[hazireti ali]]></category>
		<category><![CDATA[haziretiali]]></category>
		<category><![CDATA[hazret ali]]></category>
		<category><![CDATA[hazreti ali]]></category>
		<category><![CDATA[hazreti ali isa]]></category>
		<category><![CDATA[HAZRETİ ALİYİ KİM ÖLDÜRDÜ ADI NEDİR]]></category>
		<category><![CDATA[hazreti huseyin nasil sehit edildi]]></category>
		<category><![CDATA[hazreti net]]></category>
		<category><![CDATA[hazretin anlam]]></category>
		<category><![CDATA[hazrti alı]]></category>
		<category><![CDATA[hz]]></category>
		<category><![CDATA[hz aıi]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali anlami]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali as]]></category>
		<category><![CDATA[Hz ali as sozler]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali diyorki]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali emir]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali forum]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali gibi]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali isa]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali iyilik etmedim ki]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali melekler]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali muaviye]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali muhsin]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali nehcul belaga kendini anlatması]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali nin ogullari]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali nin ülkesi]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali nin zülfikar kılıcına sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali ra nedir]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali soyu]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali.net]]></category>
		<category><![CDATA[HZ ALIIIII]]></category>
		<category><![CDATA[hz alinin diğer adı]]></category>
		<category><![CDATA[hz alının katlıamı]]></category>
		<category><![CDATA[hz isa hz ali mi]]></category>
		<category><![CDATA[hz isa nın kılıcı]]></category>
		<category><![CDATA[hz omer kader]]></category>
		<category><![CDATA[hz ömer-yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ali]]></category>
		<category><![CDATA[hz. Ali hicret]]></category>
		<category><![CDATA[hz. ali için]]></category>
		<category><![CDATA[hz. ali incil]]></category>
		<category><![CDATA[hz. ali zulfikar]]></category>
		<category><![CDATA[hz. davutu kılıç üzerindeki yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[hz. ömer yahudi musa]]></category>
		<category><![CDATA[hz.ali gayb]]></category>
		<category><![CDATA[hz.ali kilic]]></category>
		<category><![CDATA[hz.ali soyundan gelen isimler]]></category>
		<category><![CDATA[hz.ali ve allah]]></category>
		<category><![CDATA[hz.ali ve melekler]]></category>
		<category><![CDATA[hz.ali yi kim oldurdu]]></category>
		<category><![CDATA[hz.ali.com]]></category>
		<category><![CDATA[hz.aliı]]></category>
		<category><![CDATA[hz.alinin sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[hz.alinin zülfikar kılıcı orjınal]]></category>
		<category><![CDATA[hz.isa ali]]></category>
		<category><![CDATA[hz.isa-hz.ali]]></category>
		<category><![CDATA[hzali ve melekler]]></category>
		<category><![CDATA[hzali.net]]></category>
		<category><![CDATA[HZalinin tanrı olması]]></category>
		<category><![CDATA[i hz ali]]></category>
		<category><![CDATA[imam ali orjinal indir]]></category>
		<category><![CDATA[incil]]></category>
		<category><![CDATA[incil de hz. alinin adı]]></category>
		<category><![CDATA[incil hz.ali]]></category>
		<category><![CDATA[incilde hz ali]]></category>
		<category><![CDATA[incilde hz alinin ismi]]></category>
		<category><![CDATA[info:hzali.info]]></category>
		<category><![CDATA[inilde hz ali]]></category>
		<category><![CDATA[Ishak isimli kisiler]]></category>
		<category><![CDATA[kader haz ali]]></category>
		<category><![CDATA[kilic hazret ali anlami]]></category>
		<category><![CDATA[levi soyu mesih]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed bakır tevrat]]></category>
		<category><![CDATA[Mülcemoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[mülcemoğlu kim]]></category>
		<category><![CDATA[Mülcemoğlu kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[musevilere göre vaftiz]]></category>
		<category><![CDATA[necef hz ali]]></category>
		<category><![CDATA[orjinal zülfikar]]></category>
		<category><![CDATA[ricalul gayb duasi]]></category>
		<category><![CDATA[sehadet kelimesi]]></category>
		<category><![CDATA[ttp://www.hz-ali.tk]]></category>
		<category><![CDATA[vaftizin anlamı]]></category>
		<category><![CDATA[verdan hz ali]]></category>
		<category><![CDATA[www hazireti ali]]></category>
		<category><![CDATA[www.com muhammed as orjınal mezarı]]></category>
		<category><![CDATA[WWW.H.Z.ALİ.COM]]></category>
		<category><![CDATA[www.hz]]></category>
		<category><![CDATA[www.hz aıi]]></category>
		<category><![CDATA[www.hz ali.com]]></category>
		<category><![CDATA[www.hz davut]]></category>
		<category><![CDATA[www.hz.ali]]></category>
		<category><![CDATA[www.hz.bu/]]></category>
		<category><![CDATA[www.hzali]]></category>
		<category><![CDATA[www.hzali.com]]></category>
		<category><![CDATA[www.hzali.net:]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiliğe neden ahit dini denilir]]></category>
		<category><![CDATA[z]]></category>
		<category><![CDATA[zülfikar kılıç orjinal h.z ali]]></category>
		<category><![CDATA[zülfikar kılıç satan yer]]></category>
		<category><![CDATA[zülfikar kılıcı sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[zülfikarın orjinal resmi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hzali.net/?p=202</guid>
		<description><![CDATA[HZ. ALİ’NİN ŞEHADETİ VE GERCEK ÖLÜMÜ… Hicret’in 40. yılı Ramazan ayı gelmişti. Hz.Ali, Muâviye’nin üzerine yürümek için hazırlık yapmakla meşguldü. Taberi ve İbn’ül-Esir, Hz.Ali’nin şehâdet sebebini şöyle anlatır: Mülcemoğlu, Haccâc ve Temim boyundan Amr; “Halkın kurtulması için, Hz.Ali’nin, Muâviye’nin ve Ã‚soğlu Amr’ın ortadan kaldırılması” gerekli olduğu kanâatine vardılar. Bu işi yapacak kişilerin üçüde Hâricîlerdendi. Mülcemoğlu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>HZ. ALİ’NİN ŞEHADETİ VE GERCEK ÖLÜMÜ…</p>
<p>Hicret’in 40. yılı Ramazan ayı gelmişti. Hz.Ali, Muâviye’nin üzerine yürümek için hazırlık yapmakla meşguldü. Taberi ve İbn’ül-Esir, Hz.Ali’nin şehâdet sebebini şöyle anlatır: Mülcemoğlu, Haccâc ve Temim boyundan Amr; “Halkın kurtulması için, Hz.Ali’nin, Muâviye’nin ve Ã‚soğlu Amr’ın ortadan kaldırılması” gerekli olduğu kanâatine vardılar. Bu işi yapacak kişilerin üçüde Hâricîlerdendi. Mülcemoğlu Hz.Ali’yi, Haccâc Muâviye’yi, Amr da Ã‚soğlu Amr’ı, öldürmeye karar verdiler. Ramazan ayının 18. günü sabah ibadetinde işlerini başaracaklardı. İbn-i Mülcem KÃ»fe’ye geldi, mezhepdaşlarıyla buluştu; fakat yapacağı işi kimseye açmadı. Mülcemoğlu bir gün, mezhepdaşlarından birinin evinde pek güzel bir kadın gördü, vuruldu adeta. Kadına evlenme teklifinde bulundu. Kuttame adındaki kadın: “Benim mehrim pek ağır” dedi. “Üçbin dirhem vermedikçe bir köle ve halayık satın alıp bağışlamadıkça ve Ali’yi öldürmedikçe sana varmam ben” demişti. Mülcemoğlu: “İlk iki şartı kabul ederim” dedi; “Fakat Ali’yi öldürmek elimden gelmez benim.” Kadının; babası ve kardeşi, Nehrevan da öldürülen Hâricîlerdendi. “İmkânı yok” dedi. “Ali öldürülmedikçe yüreğim soğumaz benim. Ben sana yardımcı bulurum.” dedi. Mülcemoğluna, Şebib ve Verdan’ı tanıştırdı; bunlar da Mülcemoğluna yardım edeceklerdi. Mülcemoğlu, daha önce Hz.Ali’ye bey’at edilirken, bey’at etmek istemiş, Hz.Ali onu iki kere reddetmişti. Hz.Ali, üçüncüsünde mübarek elleriyle başlarına ve sakallarına işaret buyurarak; “Buradan akacak kanla şunu boyayacak kişiyle ne işim var benim” demiş ve şu iki beyiti okumuşlardı: “Ölüm gelip çatınca kuşan kemerini sen; seninle buluşunca telâşa düşme, dayan. Ölüm, mahallene kondu mu, acıklanma, sızlanma dayan.” Hz.Ali, zaten yaşamaktan bıkmıştı. “Allah’ım, sen beni bunlardan hayırlısıyla buluştur, bunlara da kötü birini musallat et” diye duâ etmişti. Hz.Ali, bir gece Hz.İmâm Hüseyin’in, bir gece Cafer-i Tayyâr oğlunun evinde kalıyor, üç lokmadan fazla bir şey yemiyor; “Allah’ıma boş karınla temiz olarak kavuşmam daha sevimlidir bence” diyordu. Ramazan ayının 18. günü, Hz.Ali evden çıkarken Hz.İmâm Hasan ve Hz.İmâm Hüseyin’e hediye olarak getirilmiş olan ördekler gagalarıyla eteğini tutmuşlardı. Hz.Ali, onları kovalayanlara; “Bırakın” buyurmuştu; “Onlar ağlayanlardır; seher çağında da kader, yerini bulur.” Hz.Ali; “O gece Hz.ResÃ»lullah’ı rÃ»yada gördüğünü” de bildirmiş, şehâdete tam hazırlanmıştı. Mescide giren Hz.Ali: “Salat salat” diye uyuyanları uyandırmağa başlamıştı ki; Şebib bir kılıç salladı; fakat kılıç mescidin kapısına geldi. Bunun üzerine önceden gelip mescide gizlenen Mülcemoğlu: “Yâ Ali! Hüküm ancak Allah’ındır” diye bağırarak Hz.Ali’nin mübarek başlarına bir kılıç vurdu. Kılıç, Hendek savaşında Amr’ın yaraladığı yere geldi; imâme yarılmış, kılıç mübarek başlarına gömülmüştü. Yere düşmüştü Hz.Ali; “Andolsun Kâ’be’nin Rabbine” buyurmuştu. “Kurtuldum” dedi. Suikastçılar kaçıyorlardı; kaçarken de bağırıyorlardı: “Emîr’ül-mü’minin şehit edildi!…” Şebib’i birisi yakaladı, kılıcını elinden aldı; fakat o, atik davrandı, kurtulup evine sığındı. Sesi duyan halk birbirine karışmıştı. Şebib’in amcasının oğlu, o gece Şebib’de konuktu. “Hâricî” değildi bu zât. Şebib’in telaşını görünce; “Yoksa” dedi, “Mü’minler emîrini sen mi öldürdün?” Şebib: “Hayır” diyecekken “Evet” dedi; o da kılıcını çekip Şebib’i öldürdü. Mülcemoğlu’nu da birisi yakaladı, sürüyerek mescide götürdü. Hz.İmâm Hasan ve Hz.İmâm Hüseyin ile yakınları mescide girdikleri zaman, Hz.Ali’yi mihrabın önünde yerden toprak alıp; “Ondan yarattık sizi, yine oraya iâde edeceğiz; ordan çıkaracağız bir kere daha sizi” meâlindeki âyeti okuyup, yarasına basıyor buldular. (Tâhâ 55. âyet) Hz.Ali’yi yaralı halde eve götürdüler. Yaranın şiddetinden, evdekilerin kimi kendinden geçiyor, kimi kendine geliyordu. Hz.Ali bir aralık mübarek gözlerini açıp başucundakilere bakarak şöyle buyurdu: “En güzel, en yüce arkadaşa, en hayırlı konağa, en güzel huzÃ»r ve istirahat yerine gidiyorum.” Sonra Mülcemoğlu’nu, elleri bağlı olarak Hz.Ali’nin yanına getirdiler. Hz.Ali: “Ey Allah’ın düşmanı” dedi, “Ben sana iyilik etmedim mi?” Mülcemoğlu: “Evet” dedi, “İyilik ettin.” Hz.Ali: “Peki” dedi, “Bu yaptığın ne?” Mülcemoğlu: “Kılıcımı kırk sabah biledim, Allah’tan, onunla halkın en kötüsünü öldürmesini diledim.” dedi. Hz.Ali: “Sende onunla öldürüleceksin; halkın en kötüsü, görüyorsun ki sensin” buyurdu ve yanındakilere dedi ki: “Bunu götürün, hapsedin, eziyet etmeyin, aç bırakmayın; siz ne yiyor, içiyorsanız buna da onu verin. Ben sağ kalırsam ne yapacağımı bilirim; ölürsem, o bana bir kılıç vurdu; siz de onu bir vuruşta öldürün; ama Allah’ın sizi bağışlamasını da istemez misiniz?” Hak’ka kavuştuğu gece Hz.Ali’ye bir bardak süt sunmuşlardı. Yarısını içtikten sonra bardağı verdi; “Bunu” dedi; “O esirinize götürün, onu sakın aç bırakmayın.” Sütü Mülcemoğlu’na götürdüler; “Zehirlidir” diye içmedi. Bu olayda, adâletle-zulüm, îmanla-îmansızlık, yücelikle-alçaklık, fazîletle-hıyânet; bir bardak sütle tarihe, insanlık tarihine geçti. Hz.Ali Emîr’ül-mü’minîn, Ramazan ayının 21. gecesine kadar yaşadılar. Hz.Ali bu fânî dünyadan göçmeden önce, oğlu Hz.İmâm Hasan ve Hz.İmâm Hüseyin’i yanına çağırdı; onlara vasiyyetini yazdırdı ve imâmlık emanetlerini Hz.Hasan’a teslim etti. Hz.İmâm Ali, Hicret’in 40. yılı (Milâdi 661) Ramazan ayının 21. gecesi, Hak’ka vuslat etmiştir. Hz.Ali Hak’ka kavuştuğunda 63 yaşında idi. Türbesi Necef şehri-IRAK’tadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hzali.net/hz-ali/hz-ali-halifemizin-nasil-sehit-dustugu-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cengiz Han bir Aleviydi</title>
		<link>http://www.hzali.net/alevilik/cengiz-han-bir-aleviydi.html</link>
		<comments>http://www.hzali.net/alevilik/cengiz-han-bir-aleviydi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2009 22:13:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[12 imam deyişleri sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[12 imamlar ile ilgili özlü sözler]]></category>
		<category><![CDATA[12 imamlarla ilgili mersiyeler]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet yesevi h.z]]></category>
		<category><![CDATA[alevi]]></category>
		<category><![CDATA[alevi cem evi ışık sönme]]></category>
		<category><![CDATA[alevi deyiş mersiye sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[alevi deyiş sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[alevi deyişler sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[alevi mersiye sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[alevi sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[alevi-mersiye nedir]]></category>
		<category><![CDATA[aleviler neden namaz kılmazlar]]></category>
		<category><![CDATA[aleviler neden namaz kılmıyor]]></category>
		<category><![CDATA[alevilerde mum söndü nedir]]></category>
		<category><![CDATA[alevilik ve bektaşilikte müzikli ayin]]></category>
		<category><![CDATA[ali cengizhan hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[anlam ifade eden alevi müzikleri ve vdeolar]]></category>
		<category><![CDATA[cem ile ilgili mersiyeler]]></category>
		<category><![CDATA[cem mersiye]]></category>
		<category><![CDATA[cengiz han]]></category>
		<category><![CDATA[CENGİZ HAN ALEVİLİK]]></category>
		<category><![CDATA[cengiz han katliam]]></category>
		<category><![CDATA[cengiz han katliamları]]></category>
		<category><![CDATA[cengiz han ve katliamlar]]></category>
		<category><![CDATA[cengiz handan özlü sözler]]></category>
		<category><![CDATA[cengiz hanın lafları]]></category>
		<category><![CDATA[cengizhan dan özlü sözler]]></category>
		<category><![CDATA[cengizhan deyisler]]></category>
		<category><![CDATA[cengizhan hz. muhammet]]></category>
		<category><![CDATA[cengizhan katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[cengizhan özlü sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[chengiz khan dini nedir]]></category>
		<category><![CDATA[deyiş mersiye sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[dimitri kandemir üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[dr cemal özçelik]]></category>
		<category><![CDATA[dr.zerrin özçelik]]></category>
		<category><![CDATA[ehl-i beyt]]></category>
		<category><![CDATA[ehlibeyt]]></category>
		<category><![CDATA[güzel alevi deyiş sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[h z muhammed ve h z ali ile ilgili deyişler nefesler]]></category>
		<category><![CDATA[h.z.hüseyinin oğlu zeynelabidin]]></category>
		<category><![CDATA[haksızlık hz hüseyin in sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[Halep Alevileri]]></category>
		<category><![CDATA[hazreti hüseyin sözleri deyisler]]></category>
		<category><![CDATA[hüseyinle ilgil sözler]]></category>
		<category><![CDATA[HÜSEYİNLE İLGİLİ GÜZEL SÖZLER]]></category>
		<category><![CDATA[hüseyinle ilgili mersiyeler]]></category>
		<category><![CDATA[hüseyinle ilgili sözler]]></category>
		<category><![CDATA[huseyınle ilgili yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali deyiş müzik]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali deyiş sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali siirleri]]></category>
		<category><![CDATA[hz alinin bilinmeyen deyişler nefesler]]></category>
		<category><![CDATA[hz alinin sozleri muzik esliginde]]></category>
		<category><![CDATA[hz huseyine agitlar]]></category>
		<category><![CDATA[hz hüseyinle ilgili sözler]]></category>
		<category><![CDATA[hz hüseyn sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[HZ IMAMLAR mersiyeler]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammet ölmeden kime vasiyet edecekti]]></category>
		<category><![CDATA[hz. ali muhammad deyis sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[hz.Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[HZ.HUSEYİNİN AĞİDI]]></category>
		<category><![CDATA[hz.hüseyinin haksızlık üzerine sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Zeynel Abidin]]></category>
		<category><![CDATA[hzali.net]]></category>
		<category><![CDATA[imam ali ve hz fatıma nın hayatı ve deyişler nefesler]]></category>
		<category><![CDATA[imam hüseyin agit söz]]></category>
		<category><![CDATA[imam huseyin alevi deyiş sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[imam hüseyinle ilgili güzel sözler]]></category>
		<category><![CDATA[kalbin donusleri vardir hz ali]]></category>
		<category><![CDATA[katliam hz.ali]]></category>
		<category><![CDATA[kerbela deyişleri sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[kerbela mersiyeler sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[kul seyit deyişleri nefesleri]]></category>
		<category><![CDATA[mersiye sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[mersiye ssözleri]]></category>
		<category><![CDATA[mersiyelerin sozleri]]></category>
		<category><![CDATA[oniki imamlarla ilgili deyişler]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlica-hz-ali]]></category>
		<category><![CDATA[ricalül gayb]]></category>
		<category><![CDATA[şiilerin hz hüseyne ağıt]]></category>
		<category><![CDATA[site:www.hzali.net]]></category>
		<category><![CDATA[sünni tanrı inancı]]></category>
		<category><![CDATA[www.hzali]]></category>
		<category><![CDATA[www.hzali.com]]></category>
		<category><![CDATA[yazıcıoğlu hazretleri mersiye]]></category>
		<category><![CDATA[yesevi hz sözleri]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hzali.net/?p=165</guid>
		<description><![CDATA[Cengiz Han’ın soyunun, Hz. Hüseyin’in oğlu Hz. Zeynel Abidin’e dayandığı ve bu sülaleye (Ehlibeyt Nesli) özel bir ilgi ve saygı gösterilmesi söz konusudur. Cengizliler’in önemli özelliklerinden biri, bütün dinlere ve inançlara eşit ve hoşgörüyle bakmalarıydı. Bugünkü anlamda tam laik bir anlayışa sahiplerdi. Bunun yanında, eski çağlardan beri, Tek Tanrı inancını bütün motifleriyle muhafaza ediyor, bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Cengiz Han’ın soyunun, Hz. Hüseyin’in oğlu Hz. Zeynel Abidin’e dayandığı ve bu sülaleye (Ehlibeyt Nesli) özel bir ilgi ve saygı gösterilmesi söz konusudur.</strong></p>
<p>Cengizliler’in önemli özelliklerinden biri, bütün dinlere ve inançlara eşit ve hoşgörüyle bakmalarıydı. Bugünkü anlamda tam laik bir anlayışa sahiplerdi. Bunun yanında, eski çağlardan beri, Tek Tanrı inancını bütün motifleriyle muhafaza ediyor, bu inançlara bağlılık ve büyük hassasiyet gösteriyorlardı. Cengiz’in oğlu Ögeday (Oktay), savaşlarda insanları kılıçtan geçirdiği iddiasıyla, kendisini katillikle suçlayan Papa’ya, gönderdiği mektupta: “Ben adam öldüremem. Kimim ki? İnsanı ancak ALLAH öldürebilir” diyor, olayları Tanrı’nın takdiri olarak ifade ediyordu.</p>
<p>Timurlular bölümünde geniş şekliyle ele aldığımız bir konuda, konumuz açısından büyük bir önem taşır. Cengizliler hareketinin batıya yöneldiği zamanlarda, aralarında rivayet edilen Moğal ananesinde, Cengiz Han’ın soyunun, Hz. Hüseyin’in oğlu Hz. Zeynel Abidin’e dayandığı ve bu sülaleye (Ehlibeyt Nesli) özel bir ilgi ve saygı gösterilmesi söz konusudur.</p>
<p><strong><span id="more-165"></span><br />
Bu inancın taşındığını ifade eden bilgiler ve menkıbevi anlatımlar kaydedilmiştir.</strong></p>
<p>İslami anlatımlarda, Hz. Ali ve neslinden bazılarına atfedilen bir rivayet Cengiz Han içinde anlatılır; Moğolların en eski kültürel inançlarında da bulunduğu söylenilen rivayet “müstakbel cihan fatihinin avucunda bir kan pıhtısı olduğu halde doğmak motifi, Anadolu’da Hz. Ali menkıbelerinde rastlandığı gibi, bir çok yerde anlatılan halk masallarının kahramanlarına yakıştırılır.</p>
<p>Cengizliler’in , Horasan , İran ve Anadolu’da Ehlibeyt nesline karşı özel bir ilgi ve hürmet gösterdikleri malumdur.</p>
<p>Cengiz Han, Özbekistan&#8217;daki o zaman Alevilerin (Ehlibeyt soyu) yerleştiği, “Seyyidler Şehri” Tirmiz’i aldığnda, şehri kılıçtan geçirmesine rağmen seyyidlere dokunmamıştır. Bütün şehir binalarını yıktığı halde, “Seyyidler’e ait” Ulu Cami’ye saygı göstermiş ve yalnız bu camiyi yıkmamıştır.</p>
<p>Cengiz Han zamanı (1220), Sabutay, Meşhed’e geldiğinde Meşhed etrafında büyük bir katliam ve tahribat olmuş, fakat Ali evladından (8. İmam) İmam Rıza’nın türbesine hiç dokunmamışlardır.</p>
<p>15. asırda Tirmiz’deki bu seyyidlerle, Cengiz soyundan gelen Timur ahfadi arasında da iyi ilişkiler olduğu bilinmektedir.</p>
<p>En önemlisi, bu konunun dünyaca ünlü “Cengiz Yasası”nda yer almış olmasıdır.</p>
<p>Dr. Erenjen Kora-Davan’ın, “Bir komutan olarak Cengiz Han ve Mirası” (12-14. yüzyıllarda Moğol İmparatorluğu’nun durumuna ilişkin tarihi kültürel inceleme) adlı eserinde de, Cengiz Han’ın imparator ilan edilişi ve imparatorluk teşkilatı adlı 6. bölümde ve aynı bölümün büyük yasa adlı ekinde; meşhur Cengiz Han yasasına ait bilgiler yer almış ve kaynaklarda korunmuş olan, Birlik ve Yasa başlıklı iki bölümden oluşan Yasa maddelerinin tümü bu bölümde verilmiştir.</p>
<p>Anılan eserde Cengiz Yasası’nın 10. maddesi aynen şöyledir:</p>
<p>“Madde 10: Ali Bek Talip Oğulları’ndan olan hiç kimse vergi ve haraca tabi tutulmayacaktır; keza dervişlerden, Al Kuran hafızlardan, fakihlerden, tabiplerden, ilim erbabından, münzevi hayat yaşayan ve kendini dualara vermiş ilim erbabından, müezzinlerden ve ölüleri yıkayanlardan vergi ve haraç alınmayacaktır.”</p>
<p>Ali Bek açıkça anlaşıldığı gibi, Hz. Ali’dir. Türkçe ifade edilen, “Ali Bek Talip oğlu” adının Arapça karşılığı “Hz. Ali bin Ebu Talip”dir. 13. yüzyıla ait bu yasanın insan şahsiyeti, inançları ve insan hakları açısından 21. yüzyıla, belki de ötesine hitap edebilecek yüksek bir anlayışı ifade eden, 11. ve 17. maddeleride aynen şöyledir:</p>
<p>Madde 11: Tüm dinlere (herhangi birine üstünlük tanımaksızın) eşit derecede saygı gösterilecektir. Bu Tanrı’nın hoşuna gider.</p>
<p>Madde 17: Herhangi bir mezhebe diğeri karşısında üstünlük tanımak, keza diğer kişilere hitap ederken (yüceltici) fahri ünvanlar kullanmak yasaklanmıştır; sultana ve diğer kişilere hitap edilirken, sadece adı kullanılacaktır.</p>
<p>Cengiz Han’ın Türkistan Türkleri tarafından kutsallaştırılmasına bir örnek de , Devlet Şah’ın naklettiği menkıbevi bir olaydır. Harezmşah Sultan Muhammed’in, Cengiz Han’la yaptığı savaşlarda her mağlup olması yüzünden, büyük oğlu Celaleddin babası Sultan’a şöyle bir soru yöneltir:</p>
<p>-“Sizin kahramanlığınız ve siyasetiniz alemce malumdur. Yirmi sene istediğiniz gibi bağımsız olarak İran’da hüküm sürdünüz. Şimdi de şu bir avuç dinsizden kaçıyorsun Müslümanlar’ı kafirlerin elinde rüsva ve perişan ediyorsun.”</p>
<p>Bu soru üzerine Sultan Muhammed’de şu cevabı verir:</p>
<p>-Ey oğul! Benim duyduğum şeyleri sen duymuyorsun.</p>
<p>Celalüddin bu nasıl söz dedi, Sultan devam etti;</p>
<p>- Muharebe saflarına yaklaştığım her zaman, bütün Ricalül-gayb’ın ban, “ Ey kafirler, fisku ficur çıkaranları öldürünüz.” Dediklerini duyuyorum. Gayri ihtiyari olarak bir korku, bir dehşet beni istila ediyor. Evlad, eğer beni bu konuda mazur görürsen yeridir. Din büyüklerinden ilahi sır keşfedenlerden (Eshab-ı kef) Cengiz Han’ın askerlerinin önünde Resulullah’ın ve Hızır Aleyhisselam’ın bulunduğu ve onlara rehberlik etmiş oldukları nakledilmiştir.</p>
<p>KAYNAKLAR:</p>
<p>Kızılbaş Türkler, Nihat Çetinkaya<br />
982- Kandemir Dimitri, a.g.e c.1, s. 36</p>
<p>783- Bartold, W., Cengiz Han Mad, İslam Ans, c.3, s.91</p>
<p>784- Hoca Ahmet Yesevi, Divan-ı Hikmet, Haz. ,Dr.Hayati Bice, Türkiye Diyanet Vakfı yay. ANKARA 1993, s.212</p>
<p>785- Esin,E, a.g.e, s.124</p>
<p>786- Esin,E, a.g.e, s.124</p>
<p>787- Togan, Ord. Prof. Dr. A. Zeki Velidi, Oğuz Destanı, Enderun Yay, 2. Bas., İstanbul 1982, s. 108-109</p>
<p>788- Günaltay, Yakın Şark 4. Bölüm, 2. Baskı, Türk Tarih Kurumu Yay, Ankara 1987 s.630</p>
<p>789 Günaltay, İran Tarihi, c.1, Türk Tarih Kurum Yay, Ankara 1948 s.119</p>
<p>790- Togan, Ord. Prof. Dr. A. Zeki Velidi, “Oğuz Destanı” s. 78</p>
<p>791- Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, s. 70</p>
<p>792- Togan, “Oğuz Destanı”, s. 84</p>
<p>793- Togan, Ord. Prof. Dr. A. Zeki Velidi, Moğollar, Çingiz ve Türkler, İstanbul 1941 s.27</p>
<p>794- Togan, a.g.e, s.7</p>
<p>795- Barthold, w. Cengiz Han mad. İslam Ans. , c.3, s.91</p>
<p>796- Roemer, R. Hans, Timurlular mad. İslam Ans. C.12/1 s.3</p>
<p>797- Mirorsky, V., Tüs, Mad, İslam Ans, c.12/2, s.127</p>
<p>798- Khora-Dovan, Dr. Erenjen, Çingis Khan kek Polkovodets ve Yega Nasiedie, Kulturno İstoriçeskiy Oçerk Mongolsky İmperii 12-14. vekov Almatı, KRAMDS Ahmet Yesevi Yayınevi, 1992, s.184-185 Birinci baskısı 1929’da Belgrad’ da yapılmıştır. Kitap’ta 13 bölüm ve 4 ek vardır. (Anılan eserden ilgili bölümü, çalışmamız için, Rusça’dan Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Türkolog Arif Dedeoğlu çevirdi.)</p>
<p>Cemal Canpolat</p>
<p><!-- / message --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hzali.net/alevilik/cengiz-han-bir-aleviydi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İmam Aliyy&#039;ün Naki</title>
		<link>http://www.hzali.net/14-masum/imam-aliyyun-naki.html</link>
		<comments>http://www.hzali.net/14-masum/imam-aliyyun-naki.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Jun 2009 21:16:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[14 masum]]></category>
		<category><![CDATA[12 imamlar]]></category>
		<category><![CDATA[ehl-i beyt]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ali]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[hzali.net]]></category>
		<category><![CDATA[İMAM ALİYY'ÜN NAKİ]]></category>
		<category><![CDATA[imam hasan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hzali.net/?p=39</guid>
		<description><![CDATA[Hz.İmâm Aliyy’ün Nakî, Hicret’in 214. yılında Recep ayının 2. gününde, Medine’ye üç mil mesafede bulunan ve Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım tarafından kurulmuş olan Suryâ köyünde dünyaya gelmişlerdir. Hz.İmâm Aliyy’ün Nakî’nin babaları, Hz.İmâm Muhammed’ül Takiyy’ül Cevâd, anneleri Seyyide Ümm’ül-Fazl diye anılan Semânet’ül-Magrıbiyye’dir. Babaları Hz.İmâm Muhammed’ül Cevâd’ın, Hak’ka vuslat ettiklerinde 7 yaşlarında idi. Hz.İmâm’ın künyeleri “Ebül-Hasan”dır; “Ebül-Hasan-ı Sâlis” [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="anatabloYaziGrup">Hz.İmâm Aliyy’ün Nakî, Hicret’in 214. yılında Recep ayının 2. gününde, Medine’ye üç mil mesafede bulunan ve Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım tarafından kurulmuş olan Suryâ köyünde dünyaya gelmişlerdir.</p>
<p>Hz.İmâm Aliyy’ün Nakî’nin babaları, Hz.İmâm Muhammed’ül Takiyy’ül Cevâd, anneleri Seyyide Ümm’ül-Fazl diye anılan Semânet’ül-Magrıbiyye’dir. Babaları Hz.İmâm Muhammed’ül Cevâd’ın, Hak’ka vuslat ettiklerinde 7 yaşlarında idi.</p>
<p>Hz.İmâm’ın künyeleri “Ebül-Hasan”dır; “Ebül-Hasan-ı Sâlis” diye anılırlardı. Lâkapları “Nâsıh, Fettâh, Tayyib, Murtaza, Âlim, Fakıyh, Emin, Mü’temen, Necip, Mütevekkil, Askeri, Hâdi” ve “Nakî”dir. Hz.İmâm Aliyy’ün Nakî’nin, soyları, Hz.İmâm Hasan’ül Askerî’den yürümüştür.</p>
<p class="anatabloYaziGrup"><span id="more-39"></span></p>
<p>Hz.İmâm Muhammed’ül Takiyy’il Cevâd’ın şehâdetlerinden sonra “Ehl-i Beyt” Şîası ittifakla, oğulları Aliyy’ün Nakî’il Hâdi’nin, imâmetini kabul etmişlerdir. Hz.İmâm Aliyy’ün Nakî’nin imâmetini kabul edenler, ona uyanlar, onu Resûlullah’ın oğlu ve vârisi tanıyıp hakkında saygı gösterenler, Medine Vâlisi Abdullah bin Muhammed-i Hâşimi’nin, dikkatini çekmişti. Medine Vâlisi, hilâfet merkezince hatırının biraz daha sayılması, nüfûzunun biraz daha artması, dileklerinin öncelikle kabul edilmesi düşünceleriyle, durumu Halîfe Mütevekkil’e bildirmiş ve yazdığı yazıda; “Mekke’yle Medine sana gerekse, Ali’yi burdan aldır” demişti.</p>
<p>Medine Vâlisinin yazısı üzerine Halîfe Mütevekkil; Yahyâ bin Herseme’yi, Hz.İmâm Aliyy’ün Nakî’den habersiz evini basmak, evinde neler olduğunu anlamak üzere, kimseye duyurmadan Medine’ye gönderdi. Yahyâ bin Herseme, Medine’ye varır varmaz geceleyin adamlarıyla Hz.İmâm Aliyy’ün Nakî’nin evini bastı. Çoluk-çocuk korkup feryâda başlayınca Yahyâ bin Herseme; “Korkulacak birşey olmadığını, yalnız aldığı emre göre bir arama yapacağını” söyleyip ev halkını yatıştırdı. Hz.İmâm Aliyy’ün Nakî’nin de yardımıyla evi aradı ve evde Kur’ân nüshalarından, duâ kitaplarından başka bir şey bulamadı. Yahyâ bin Herseme, işi bir mektupla halîfe’ye bildirdi.</p>
<p>Mütevekkil, Hz.İmâm Aliyy’ün Nakî’yi devamlı göz altında bulundurmak için, Irak’a çağırdı. Halîfe Mütevekkil Hz.İmâm Aliyy’ün Nakî’ye gönderdiği mektupta;<br />
“Ali oğullarının, Abbas oğullarıyla yakınlıklarından söz ediyor, kendilerine karşı dâima saygı duyduğunu bildiriyor, gelirse pek memnun olacağını, Medine Vâlisini kötü ve yalan haber vermesi yüzünden azlettiğini, yerine Muhammed bin Fazl’ı tâyin ettiğini haber veriyor, gelmeleri için istihârede bulunmalarını, karar verirlerse Yahyâ bin Herseme ile yola çıkmalarını ricâ ediyordu.”</p>
<p>Hz.İmâm Aliyy’ün Nakî, görünüşte pek saygılı olan bu mektuptaki isteğe uymazlarsa, zorla götürüleceklerini anlamışlardı. Yol hazırlıklarını tamamlayıp, aynı yılda çoluk-çocuklarıyla Irak’a hareket ettiler.</p>
<p>Yahyâ bin Herseme diyor ki:<br />
“Bağdat’a vardığımız zaman, önce Vâli İshak bin İbrahim’in yanına gittim. Bana; «Yahyâ» dedi. «Sen Mütevekkil’i tanırsın. Bu getirdiğin kişi Peygamber’in oğludur. Mütevekkil’i, onu öldürtmeye kışkırtırsan bil ki düşmanın, Resûlullah olacaktır.» Ben; «Vallâhi» dedim; «Ondan iyilikten başka bir şey görmedim; böyle bir şeyi yapmama imkân yok.» Derken Sâmırâ’ya gittim, mahiyetinde bulunduğum Türk kumandanı Vasif’in yanına vardım. O da bana hemen hemen aynı sözleri söyledi, onu da yatıştırdım; fakat ikisininde aynı fikirde oluşları beni şaşırttı.</p>
<p>Hz.İmâm Aliyy’ün Nakî’yi Bağdat’ta büyük bir törenle karşıladılar; fakat kendilerini konaklamak için bir yer hazırlanmamıştı. Hz.İmâm’ı Sâmırâ’da «Yoksullar hanı» denen bir hana indirdiler. Bu Hz.İmâm’a gösterilen ilk saygısızlıktı ve âdeta da ilk ihtardı. Sonradan kendilerine hazırlanan yere yerleştirildiler. Bir zaman sonra Mütevekkil’in, Hz.İmâm’ı ziyarete gitmesi gerekirken, bir adam gönderip görüşmek istediğini bildirdi. Hz.İmâm, Mütevekkil’in sarayına gittiler. Namaz vaktiydi, Hz.İmâm namaz vaktini geçirmemek için hemen namaza durdular. Halîfenin yanında bulunanlardan biri, halîfenin gözüne girmek için, Hz.İmâm’a; «Ne vakte dek bu mürâiliğe devam edeceksiniz?» demek cüretinde bulundu. Hz.İmâm Aliyy’ün Nakî namazlarını bitirir bitirmez o adama dönüp; «Bu söylediğin söz yalansa Allah seni kökünden kessin» buyurdular. Hz.İmâm’ın sözü tamamlanır tamamlanmaz o adam, olduğu yere yıkıldı; ölüp gitti. Bu da «Ehl-i Beyt» düşmanlarına Hz.İmâm’ın ilk ihtârıydı; dilden dile de günlerce söylenip durdu.”</p>
<p>Hz.İmâm Aliyy’ün Nakî, Sâmırâ’da kendilerine ayrılan evde ibâdetle meşgul oluyorlar, ziyaretlerine gelenlerin, sorularını cevaplandırıyorlar, Mütevekkil’le pek görüşmüyorlardı. Halîfe Mütevekkil, şaraba, zevke pek düşkündü. Mütevekkil, Hz.İmâm Aliyy’ün Nakî’yi meclisinde kendisine nedîm etmeyi, bunu halka duyurup kadrini, hâşâ küçültmeyi kurmuştu.</p>
<p>Bir gece yarısı, sarhoşken Hz.İmâm’ı sarayına çağırttı. Hz.İmâm gelince, kendisini ağırladı, yanına oturttu; kadehi doldurup Hz.İmâm’a sundu. Hz.İmâm sunulan kadehi almadı ve içmedi. Bu hareket karşısında, meclistekiler, donup kaldılar. Mütevekkil şarap kadehini dikip küstahça; “Öyleyse” dedi; “Bir şiir oku.” Hz.İmâm; “Şiir de rivâyetim az” buyurdular. Mütevekkil aşırı ısrarda bulununca şu beyitleri inşâd buyurdular:</p>
<p class="beyitYazi">“İnsanlar, korunmak için dağ tepelerine tırmandılar;<br />
Yiğit kişilerdi ama o tepeler fayda etmedi onlara, yenildiler.</p>
<p>Yüceldiler, sonra düşürüldüler; çukurlara yerleştiler;<br />
Ne de kötü yerlerdi onlara, yerleştikleri yerler.</p>
<p>Gömülüp gittiler; sonra da bir feryâd eden ardlarından bağırdı;<br />
Nerde bilezikler, nerde taht-taç, nerde süsler-püsler?</p>
<p>Ne oldu o nâz-ü naîmle beslenen, bezenen yüzler;<br />
Hani vaktiyle nâzlarla, nîmetlerle perdelenirdi o yüzler?</p>
<p>Kabir, bu soruya açık-seçik cevap veriyor da diyor ki;<br />
Şimdi o yüzlerde kurtlar oynaşmada, kurtlara yem olmuş o yüzler.</p>
<p>Nice zamandır, yediler-içtiler, geçindiler;<br />
Şimdi ise dünyâ onları yer-içer.</p>
<p>Nice zaman evlerde barındılar; oturup esenleştiler;<br />
Şimdi ise evlerinden de ayrıldılar; ehilden-ayâlden de; geçip gittiler.</p>
<p>Bunca zaman hazineler yığdılar, mallar biriktirdiler;<br />
Derken mallarını-mülklerini düşmanlarına dağıttılar, bittiler.</p>
<p>Evleri bomboş, içindekiler ise;<br />
Mezarlarında yatıyorlar; göçtüler, göçtüler.”</p>
<p class="anatabloYaziGrup">
Mütevekkil bu şiiri dinleyince, sarhoşlukla şarap kadehini yere fırlatıp şiddetle ağlamaya koyuldu; meclistekiler de ağlıyorlardı. Zevk meclisi, yas toplantısına dönmüştü. Mütevvekil, Hz.İmâm Aliyy’ün Nakî’den özürler diledi; Hz.İmâm’da kalkıp meclisi terkettiler.</p>
<p>Halîfe Mütevekkil bir gün maiyetiyle bir yere gidiyordu; Hz.İmâm Aliyy’ün Nakî’de bu alaya katılmıştı. Halîfenin aklına esti; “Ordu kumandaları da dahil olmak üzere, herkesin yaya gitmesini” emretti. Bu emir, Hz.İmâm’ı da yaya yürütmek, herkese onun da emrine uyduğunu göstermek içindi. Herkes bineğinden indi, Hz.İmâm da indiler. Hava pek sıcaktı; Hz.İmâm yürürlerken terliyorlar, zahmet çekiyorlardı.</p>
<p>Halîfe Mütevekkil’in hâciblerinden Zerâfe’nin, Hz.İmâm Aliyy’ün Nakî’ye inancı vardı, fakat bunu gizliyordu. Zerâfe diyor ki; “Koşup yanlarına gittim; «Seyyidim, bu azgınların yaptıklarına çok üzülüyorum»” dedim ve ellerini tuttum.</p>
<p>Hz.İmâm Aliyy’ün Nakî bana dayandılar da; “Yâ Zerâfe” dediler; “Allah katında, Sâlih’in devesi benden üstün değil.”<br />
Alay dağıldıktan sonra Hz.İmâm’ı bir bineğe bindirip evlerine götürdüm, ben de evime gittim. Yemek zamanıydı yemeğimizi yerken Hz.İmâm Aliyy’ün Nakî’nin sözlerini oğluma naklettim.<br />
Oğlum Müeddeb, bu sözü duyunca, elini yemekten çekti ve Allah için şöyle dedi:<br />
“Bu sözü duydun mu?”<br />
Ben; “Vallâhi duydum” dedim; “Böyle söylediler.”<br />
Oğlum Müeddeb:<br />
“Öyleyse” dedi; “Mütevekkil’in üç günlük ömrü kaldı, üç gün sonra helâk olacak; bir olay çıkmadan malını-mülkünü korumaya bak.”<br />
Ben;“Nerden bildin bunu” dedim.<br />
Oğlum Müeddeb:<br />
“Kur’ân okumadın mı?” dedi; “Kur’ân-ı Kerîm’de devenin öldürülmesi, anlatıldıktan sonra; «Yurtlarınızda üç gün oturun; bu bir vaaddir ki yalanlanamaz» (Hûd 65. Âyet) buyuruluyor. Hz.İmâm Aliyy’ün Nakî’nin sözleri mutlaka yerine gelecektir.”</p>
<p>Zerâfe diyor ki:<br />
“Gerçekten de bu sözü söylediklerinden üçgün sonra Muntasar ayaklandı. Türk kumandanı Boğa ve kumandan Vasif Türk askerleriyle, Halîfe Mütevekkil’in sarayına hücum ettiler; kendisini paramparça edip yere serdiler. Hz.İmâm Aliyy’ün Nakî’ye; «Oğlumun sözünü» söyledim; Hz.İmâm; «Doğru demiş» ve «Daralınca, atalarımızdan bize miras kalan kalelerin, silahların, kalkanların en sağlamı bulunan; zulme uğrayanın, zulmedene okuyacağı duâyı okudum» buyurmuşlardır.”</p>
<p>Hz.İmâm Muhammed Taki, Abbas oğullarından El-Mu’tasım zamanında şehâdete ermişlerdi. Hz.İmâm Aliyy’ün Nakî, Mu’tasım, Vâsık, Mütevekkil, Muntasar, Mustaîn ve Mu’tezz’in halîfelikleri devrinde yaşamışlardır. Bu bakımdan bu devirlere ve devirlerini temsil eden bu halîfelere dâir kısa, fakat özlü bir bakış gerekiyor.</p>
<p>Önce şunu söyleyelim ki; Emevi halîfeleri açıktan açığa dînin aleyhinde bulunmaktan çekinmiyorlardı. Onlar da yalan hadîs uyduranları koruyorlar, onlar da icâb edince dînî bir kisveye bürünüyorlardı; fakat zamanlarında; Felsefe, Kelâm, Ricâl bilgileri tam anlamıyla tekemmül etmemişti; çeşitli fırkalar, henüz ilmi tartışmalara girişmemişlerdi.</p>
<p>Ümeyye oğulları iktidarı; Hâşimi-Emevi rekabetini, Arap milliyetçiliği siyâsetine çevirmişlerdi. İnsanları yaratılış bakımından eşit sayan, inananları kardeş kabul eden; ırk, milliyet, renk, dil, soy-boy ayırımını kaldıran, yaşayışta, mal ve ganîmet bölümünde, hukukta, tam bir eşitlik esasına dayanan İslâm iktidarı; onların zamanında bir Arap saltanatı, bir soylular iktidarı haline gelmiş, halk; şerefliler, horlananlar, yaşayanlar ve sürünenler sınıflarına ayrılmıştı.</p>
<p>Siyâset hayatına “Ehl-i Beyt’in” intikamını almak üzere atılan Abbas oğullarına; Hor görülen toplum, Arap olmayanlar yardımcı olmuştu. Bu yüzden Abbas oğulları ilk zamanlarında, Arap milliyetçiliğinin tam aleyhinde hareket etmişlerdi.</p>
<p>Abbas oğulları, Hâşimilerdendi; fakat en büyük rakipleri, Hâşimilerden Ali evlâdıydı. Ümeyye oğullarının yıkımıyla, Ali evlâdının kıyâmı bitmemişti . Şiâ’nın ezici çoğunluğu, onlara bağlıydı; Abbas oğulları taraftarları, usülü tedvin ve tesbit edilmiş bir mezhebe sahip değillerdi. Bu yüzden Abbas oğulları, bazı kere Ali evlâdına taraftar görünmek, bazı kere çeşitli düzenlerle onların en üstün mümessillerini yok etmek, bazı kere Şîa’nın aleyhindeki mezheplere sarılmak yolunu tutmuşlardı. Hz.İmâm Cafer’üs Sâdık’a karşı Halîfe Mansûr’un, Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım’a karşı Halîfe Hârun’ür-Reşîd’in hareketleri bu yoldaydı.</p>
<p>Kendilerini Resûlullah’ın halîfeleri sayan, Mü’minler emiri tanıyan, zavallı halkı da buna inandırmaya zorlayan, inanmayanların seslerini, nefeslerini yok eden, Ul’ül-emr (Emre uymak) kisvesine bürünüp, kendilerine baş kaldıranların başlarını ezen, bunu ilâhi bir emir tanıtan Abbas oğulları; Zulümde, israfta, sefâhatta Ümeyye oğullarını kat kat geçmişlerdi. Halbuki emre uymak konusunda Allah Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurmaktadır:</p>
<p>“<span style="text-decoration: underline;">Ey inananlar, Allah’a, Peygamber’e ve içinizden emredecek kudret ve liyâkata sahîb olanlara itâat edin. Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız birşey de ihtilâfa düştünüz mü o hususta Allah’a ve Peygamber’e mürâcaat edin; bu hareket, hem hayırlıdır hem de sonu pek güzeldir</span>.” (Nisâ 59.âyet)</p>
<p>Ümeyye oğulları, bir tek yolun yolcusuydular; o da “Ehl-i Beyt” düşmanlığı. Abbas oğulları ise zamana göre yol değiştiriyorlardı. Bu devirlerde halk sürünüyordu; yiyecek bulamayan insanlar ölü eti yemekten çekinmeyecek bir haldeydiler; fakat sarayda sefâhat sürüyordu. Bu sefâhatı, halktan gelen zekâtlarla, ganimetlerle sürdürüyorlardı.</p>
<p>Bu ortamda bir tarafta; Basra’da ve diğer bazı yerlerde ayaklanmalar, isyânlar, boğuşma, zulüm, ölüm, zindanlarda açlıkla-susuzlukla öldürülenler ve sürünen, aç kalan, midesini kemiren insanlar bulunmaktaydı. Diğer tarafta; Mü’minler emiri adına hutbeler Ul’ül-emre itâat fetvâları ve halîfe. Bunların hepsi vardı; fakat asıl İslâm; İslâm’ın sâf, temiz, tarafsız, eşit adâleti bu yok olup gitmişti; hatta tarih sayfalarından bile yok edilmek isteniyordu bu.</p>
<p>Abbas oğullarının sekizinci halîfesi olan ve 8 yıl hilâfet süren Hârun oğlu Mu’tasım İbrahim Muhammed, Hicri 227. yılında ölmüş, yerine oğlu El-Vâsık Hârun geçmişti. Ölümünde sekizbin altını, oniki milyon dirhemi, sekiz oğlu ve sekiz kızı kalan Mu’tasım’ın zamanında bazı isyânlar olmuş, aleyhine kıyâm eden kardeşinin oğlu Abbas, onun hapsinde can vermişti. Mu’tasım korkunç, kan dökücü bir adamdı.</p>
<p>Mu’tasım’ın yerine geçen oğlu Vâsık da 5 yıl hilâfet tahtında oturduktan sonra Hicri 232. yılında öldü ve yerine kardeşi Mu’tasım’ın oğlu El-Mütevekkil Ca’fer geçti. Bu kişi, tam bir zevke düşkün, şehvete tutsak, müsrif ve sadist bir çılgındı. Yaptırmış olduğu saraylarına milyonlarca dirhem harcanmıştı.</p>
<p>Kardeşi Vâsık’ın ölümünden sonra onun yerine geçen ve o anda zindanda olan Mütevekkil, hilâfet makamına oturur oturmaz ilk işi; kendisini bu makama getiren Vezir Abdülmelik’i öldürtmek olmuştu. Mütevekkil’in hareketleri, içki meclislerinde yanında sakladığı akrepleri koyuvermek, husûsi bir yerde beslettiği Arslanları, Kaplanları, meclise saldırtmak, meclistekilerin korkup kaçışmalarından zevk alıp kahkahalarla gülmek de âdetlerinden biriydi.</p>
<p>Halîfe Mütevekkil, hattâ bir kere Hz.İmâm Aliyy’ün Naki’yi de, bu hayvanların bulunduğu yere göndermiş; fakat hayvanlar, Hz.İmâm’ın çevresinde diz çöküp hayran hayran mübârek yüzlerine bakmaya başlayınca hemen Hz.İmâm’ı oradan çıkartmış ve bunu görenlere; “Kimseye söylemeyeceklerini” şiddetle tenbih etmişti.</p>
<p>Halîfe Mütevekkil Hicri 247. yılında, kendilerine kötü muâmelede bulunduğu Türk kumandanı Küçük Boğa ve Vasîf tarafından gece yarısında paramparça edilerek öldürüldü.</p>
<p>Mütevekkil’in yerine geçen oğlu El-Muntasar, bir yıl sonra Türkler tarafından hilâfetten düşürüldü ve zehirletilerek öldürüldü. Hicri 248. yılında onun yerine geçen Mustaîn bin Mu’tasım, Hicri 252.yılında Sâmırâ’da hapsedildi ve 31 yaşında Mütevekkil’in oğlu Mu’tezz tarafından öldürüldü;fakat hilâfet makamı Mu’tezz’e de vefâ etmedi; o da hâcibi Vasîf oğlu Sâlih tarafından hamamda hapsedildi ve ağzına tuz doldurulup susuzlukla öldürüldü. Öldürüldüğünde 23 yaşındaydı.</p>
<p>Bütün bu olaylar yaşanırken Hz.İmâm Aliyy’ün Nakî, son zamanlarına kadar kendilerine başvuran îman ve irfân susuzlarını aydınlatmışlar, hiç birisinin sorusunu cevapsız bırakmamışlardır.</p>
<p>Son hastalıklarında, vefâtlarından biraz önce, Hz.İmâm Aliyy’ün Nakî’nin yakınlarından biri olan Ebû Duâme kendilerine ziyarete gelmiş, gideceği sırada Hz.İmâm ona; “Sizin, bizim boynumuzda hakkınız var; bir hadîs rivâyet edip o hakkı ödememi, seni sevindirmemi ister misin?” buyurmuşlardı.</p>
<p>Karşısındaki kişiden bu soruya; “Böyle bir hadîs duymayı ne kadar da isterim” cevâbını alınca, Hz.İmâm Aliyy’ün Nakî buyurdular:<br />
“Babam Muhammed bin Ali, babası Aliyy’ür Rızâ’dan, O babası Mûsâ bin Cafer’den, O babası Cafer’üs Sâdık’tan, O babası Muhammed’ül Bâkır’dan, O babası Ali bin Hüseyin’den, O babası Ali bin Ebû Tâlib’den, rivâyet etmiştir; Resûlullah bana; «Yaz» buyurdular diyor. Hz.Ali; «Ne yazayım yâ Resûlullah» dedim. Hz.Resûlullah;«Yaz» buyurdular ve dediler ki;«Rahmân ve Rahîm olan Allah adıyla. Îman kalbleri pekiştiren, yapılan işleri, ibâdetleri, gerçekleştiren şeydir; İslâmsa, dille söylenen ve nikâhı, evlenmeyi helâl eden şey.»”</p>
<p>Hz.İmâm Aliyy’ün Nakî:<br />
“Bu hadîs Resûlullah’tan Atam Ali’ye yazdırdıkları hadîstir ve biz o yazılı hadîsi birbirimize armağan olarak bıraka gelmişizdir” buyurmuşlardır.</p>
<p>Hz.İmâm Aliyy’ün Nakî’il Hâdi, Hicret’in 254. yılı (Milâdi 868) Recep ayının 3. gününde zehirlettirilerek şehit edilmiştir. İktidardaki Halîfe Mu’temid tarafından zehirlettirildiği meşhur rivâyettir. Diğer bir rivâyette; Hz.İmâm’ı, Mu’tezz’in zehirlettirdiği, yahut onun emriyle halîfe Mu’temid tarafından, zehirlettirildiği söylenmektedir.</p>
<p>Hz.İmâm Aliyy’ün Nakî, yıkanıp tekfîn ve techîzlerinden sonra, evde cenaze namazlarını oğulları Hz.İmâm Hasan’ül Askerî kılmışlar, sonra cenaze kalabalık bir cemâatla şehirde gezdirilmiş ve daha sonra defnedilmiştir.</p>
<p>Hz.İmâm Aliyy’ün Nakî, Hak’ka kavuştuklarında 40 yaşlarında idi. Türbesi, Samarra-Bağdat’tadır.</p>
<p>Kendilerinden sonra imâmet, oğlu Hz.İmâm Hasan’ül Askerî’ye intikal etmiştir.<br />
En doğrusunu Allah bilir.</p>
<p> 
</p>
<p class="anatabloYaziGrup"><span class="altbaslik">Vecîzelerinin Bir Kısmı</span><span class="BaslikCizgi"> </span>
</p>
<p class="anatabloYaziGrup">Hz.İmâm Ali Nakî birçok eser bırakmıştır. Bunlar üç kitap halinde toplanmıştır.<br />
1. Cebir ve tevfiz ehline yazdığı risâle,<br />
2. Kadılar kadısı Yahyâ’nın sorularına vermiş olduğu cevaplar,<br />
3. Dînî ve şer’î hükümlere dâir sözleri.<br />
Bu kitaplar bugün de rahatça istifade edilebilen büyük eserlerdir.</p>
<p>Her biri çok kıymetli nasîhatlar ihtivâ eden ve insanlığa ışık tutan bu sözlerden bazıları:</p>
<h5 class="anatabloYaziGrup">
<li>Asıl yoksulluk, nefs kötülüğüdür; şiddetli bir ümitsizliktir.</li>
</h5>
<li>Bir insanın biri hakkında kötü zanda bulunması; onda bir kötülük olduğunu gerçek olarak bilmedikçe, haramdır. Aynı şekilde bir kimsenin hayırlı olduğunu gerçek olarak bilmedikçe; onun hakkında hayırlı olduğu kanâatine varmak da, aynı şekilde doğru değildir.</li>
<li>Dünya bir pazar yeri gibidir. Bir kısım insanlar o pazarda kâr ederlerken, bir kısım insanlar da ziyana uğrarlar.</li>
<li>İlim ve hikmet; tabîatı bozuk kişilerin gönüllerinde durmaz. Hayır yapan bir kişi, hayırdan daha hayırlıdır. Güzel sözü söyleyen, güzelden daha güzeldir. Âlim olan ilimden daha üstündür. Şer işleyen ise şerden de daha kötüdür.</li>
<li>Nefsi kendisine ihânet eden kişinin şerrinden emin ol.</li>
<div class="anatabloYaziGrup">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="500">
<tbody>
<tr>
<td background="../noktayatay2.gif"> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hzali.net/14-masum/imam-aliyyun-naki.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alevilik Nasıl Doğdu ?</title>
		<link>http://www.hzali.net/alevilik/alevilik-nasil-dogdu.html</link>
		<comments>http://www.hzali.net/alevilik/alevilik-nasil-dogdu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2009 15:27:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[alevi]]></category>
		<category><![CDATA[AMASYA]]></category>
		<category><![CDATA[emeviler]]></category>
		<category><![CDATA[firqeler]]></category>
		<category><![CDATA[halifelikte hzaliye yapılan haksızlık]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ali]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed ali ayşe hüseyin zeynel abidin]]></category>
		<category><![CDATA[hz.ali ye yapılan haksızlık]]></category>
		<category><![CDATA[hz.Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[hz.osman]]></category>
		<category><![CDATA[hzali.net]]></category>
		<category><![CDATA[Kerbela]]></category>
		<category><![CDATA[MERZİFON]]></category>
		<category><![CDATA[Muaviye]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Yezid]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hzali.net/?p=18</guid>
		<description><![CDATA[Aleviliğin kökeni genel olarak Hz. Muhammed’in vefatı sonrasında yaşanan gelişmelere dayanmaktadır. Ancak Anadolu Aleviliği ele alınırken islamöncesi ve sonrası birçok farklı dinsel ve kültürel unsuru da gözden kaçırmamak gerekmektedir.Önce Aleviliğin doğuşuna yolaçan gelişmeleri görelim: Hz. Muhammed’in vefatı sonrasında ortaya çıkan kimin halife olacağı sorunu, Alevi-sünni meselesinin ilk tohumlarını atmıştır. Hz. Muhammed daha sağlığında birçok kez [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aleviliğin kökeni genel olarak Hz. Muhammed’in vefatı sonrasında yaşanan gelişmelere dayanmaktadır. Ancak Anadolu Aleviliği ele alınırken islamöncesi ve sonrası birçok farklı dinsel ve kültürel unsuru da gözden kaçırmamak gerekmektedir.Önce Aleviliğin doğuşuna yolaçan gelişmeleri görelim:</p>
<p>Hz. Muhammed’in vefatı sonrasında ortaya çıkan kimin halife olacağı sorunu, Alevi-sünni meselesinin ilk tohumlarını atmıştır. Hz. Muhammed daha sağlığında birçok kez Hz. Ali’nin halefi olacağını vurgulamıştı. Hz. Muhammed’in soyu, kızı Hz. Fatıma’yı eş olarak verdiği Hz. Ali’den devam etmişti.Hz. Muhammed Mekke’ye Hicret ettiği zaman da ailesine ve işlerine bakmak üzere Hz. Ali’yi yerine bırakmıştı. Üstelik Peygamber Hz. Ali’nin katıldığı hemen hemen bütün savaşlarda onu komutan olarak atamıştır.</p>
<p>Bilindiği üzere Hz. Muhammed Veda Haccı dönüşünde (632) Gadîru Hum adlı yerde beraberindeki müslümanlarla konaklayarak bir konuşma yapmış ve bu konuşmasında kendisinden sonra amcasıoğlu ve damadı Hz. Ali’nin müslümanlara önder yani halife tayin olduğunu ifade etmişti. Orada aralarında İkinci Halife Ömer’in de bulunduğu müslümanlar bundan dolayı Hz. Ali’yi kutlamışlardı.</p>
<p>Ölmeden önce Hz. Muhammed “Bana bir kalem ve kağıt getirin size bir vasiyet yazdırayım ki, benden sonra ihtilafa düşmeyesiniz.” demiş ancak bu isteği yerine getirilmemiş ve Peygamber vasiyetini yazamadan vefat etmişti. Daha sonra Hz. Ali ve diğer aile üyeleri Peygamberin defin işleriyle uğraşırken, Ebu Bekir ve Ömer’in de aralarında bulunduğu ensar ve muhacirin ileri gelenleri iktidar kavgasına başlamışlardı bile. Bu iktidar mücadelesi Ebu Bekir’in halife olması ile sonuçlanmış, daha sonra sırasıyle Ömer ve Osman halife olmuşlardır. Sonuç olarak bu üç kişinin halifelikleri, deyim yerindeyse Peygamberin Ehli Beytine rağmen gerçekleşmiş, bu nedenle yüzyıllardır tartışılagelmiştir. Hz. Ali ve Hz. Fatıma bu halifelikleri onaylamamakla birlikte, iktidar uğruna gerginlik yaratmaktan da kaçınmışlar, bu haksızlığı sineye çekmeyi uygun görmüşlerdir.</p>
<p align="justify"> </p>
<p align="justify"><span id="more-18"></span></p>
<p align="justify">Alevi-Sünni meselesinin ilk çıkışı özetlemeğe çalıştığımız bu halifelik meselesine dayanır. Ehli Beytin başına gelenler ve bunlardan en önemlisi Kerbela Olayı ise Aleviliğin siyasal ve düşünsel bakımlardan daha da olgunlaşmasına ve Araplar dışındaki diğer uluslar arasında da yayılmasına neden olmuştur.Şimdi bu gelişmeleri görelim:</p>
<p align="justify">Osman’ın halifelik dönemi (644-656), daha önce tohumları ekilmiş bulunan bölünmelerin, problemlerin su yüzüne çıktığı bir dönem olmuştur. Halife Osman’ın yönetiminde akrabalarına, yani Emevi ailesine gösterdiği aşırı yakınlık ve valiliklere onları tayin etmesi ve diğer suistimaller ona karşı Irak, Mısır, Hicaz ve Surite’de yoğun bir hoşnutsuzluk duyulmasına yolaçmıştır. Valileri halka kötü davranıyor olmalarına rağmen onları koruyucu bir tutum takınmış, sonuçta Mısır, Basra ve Kûfe’den yola çıkan gruplar Halife Osman’ın evini kuşatarak onu öldürmüşlerdir.(656)</p>
<p align="justify">Üçüncü Halife Osman’ın öldürülmesi sonrası Hz. Ali halifeliği sahabenin ısrarları üzerine kabul etmiştir. Hz. Ali iç karışıklıkların çok yoğun olduğu bir dönemde ve bu karışıklıkları sonlandırmak amacıyla halifelik görevini kabul etmiştir. Daha önce Osman’ın aleyhinde bulunmuş olan Hz. Muhammed’in eşlerinden Ayşe, Talha ve Zübeyr, Hz. Ali’nin halife olması sonrasında onu Osman’ın ölümünden sorumlu tutarak Cemel savaşına yolaçmışlardır. Cemel Savaşı Hz. Ali’nin galibiyetiyle sonuçlanmıştır. Hz. Ali bu olaydan sonra Şam’da hüküm sürmekte olan ve kendisine biat etmeyi reddeden Şam Valisi Muaviye sorununun çözümüne girişti. Muaviye, Hz. Ali’yi Osman’ın ölümünden sorumlu tutuyor ve Şam’da bunun propagandasını yapıyordu. Hz. Ali’nin uyarıları sonuçsuz kalınca Hz. Ali ve Muaviye Orduları arasında Sıffin Savaşı (657) başlamış oldu. Hz. Ali’nin ordusu savaşı kazanmak üzereyken, Muaviye’nin yakın adamı Amr İbn-ül As’ın, askerlerin mızraklarının ucuna Kuran sayfalarını bağlatarak “Allahın kitabı sizinle bizim aramızda hakem olsun.” diye bağırtması sonucu Hz. Ali’nin ordusu saldırıyı durdurdu. Bu şekilde Amr’ın hilesi işe yaramış ve iki taraftan hakemler seçilmiş, bir sonuca ulaşılamamıştır. Burada Hz. Ali’nin ordusundan ayrılan bir grup da Hariciler adını almışlardır. Böylece müslümanlar Hz. Ali yandaşları, Muaviye yandaşları ve Hariciler olmak üzere üçe bölünmüş oluyorlardı. Hz. Ali vefatından önce Haricilere yönelik askeri bir harekat düzenlemiş, önemli bir bölümünü yok etmişti. 24 Ocak 661’de ise Hz. Ali, İbn Mülcem adlı bir harici tarafından uğradığı saldırı sonucunda şehid olmuştur.</p>
<p align="justify">Bu şekilde Emevi hükümdarı Muaviye iktidara yönelik siyasal amaçlarını ne pahasına olursa olsun elde etmeye uğraşmış, Sıffin’de Hz. Ali’ye yenileceğini anlayınca hileye başvurmuş ve Hz. Ali’nin vefatı ile Emevi saltanatını kurma amacına ulaşmıştır. Hz. Ali’nin vefatı sonrası Şam ve Mısır dışında bütün eyaletler Hz. Hasan’a biat etmişlerdi. Muaviye kendi iktidarı için tehlikeli saydığı Hz. Hasan’ı zehirletmekten de çekinmedi. Muaviye, Ehli Beyte ve Hz. Ali yandaşlarına her türlü eziyeti yaptırmış, camilerde Hz. Ali’ye lanet okutmuş ve kendisinden sonra oğlu Yezid’in halife olmasını sağlamak yoluna gitmişti. Hz. Hasan’ın zehirletilmesiyle Yezid’in önünde en büyük engel olarak Hz. Hüseyin bulunmaktaydı.</p>
<p align="justify">Yezid ilk iş olarak Medine Valisi ve akrabası Velid’e bir mektup yazarak, özellikle Hz. Hüseyin’in muhakkak kendisine uymasının sağlanmasını, bunu reddederse öldürülmesini emrediyordu. Doğal olarak Hz. Hüseyin’in Yezid gibi bir zalime itaat etmesi mümkün değildi. Hz. Hüseyin, Muhammed Hanefi’nin de tavsiyesiyle 4 Mayıs 680 gecesi, bütün aile fertlerini yanına alarak Mekke’ye gitti. Ayrıca, Hz. Hüseyin’in Yezid’e biat etmediğini ve Mekke’ye gittiğini öğrenen Kûfeliler de Hz. Hüseyin’e elçiler göndererek Kûfe’ye davet ile kendisini halife olarak tanıyacaklarını bildirdiler. Bunun üzerine Hz. Hüseyin amcaoğlu Müslim’i uygun bir ortam sağlamak için Kûfe’ye gönderdiyse de Müslim Yezid’in adamlarınca yakalanarak idam edildi. Hz. Hüseyin Mekke’den Kûfe’ye doğru yola çıktığı sırada Müslim öldürülmüştü.</p>
<p align="justify">Hz. Hüseyin ve beraberindekiler Kerbela’ya geldiklerinde hem susuz bırakılmış, hem de binlerce kişilik ordu tarafından sarılmış durumdaydılar. Yezid’in Kûfe valisi Ubeydullah, Hz. Hüseyin’in geri dönmek, Yezid’le görüşmek veya islam sınırlarından birine gitmek isteklerinden hiçbirini kabul etmedi. Esasen onun görevi Yezid’in emrini yerine getirmek, yani Hz. Hüseyin’i öldürmekti. Çünkü biliyordu ki Hz. Hüseyin yaşadığı sürece efendisi Yezid’e rahat yoktu. Sözde müslümanlardan oluşan koskoca bir ordu iktidar uğruna kendi dinlerini kuran Peygamberin torununu ve ailesini katletmeye kararlıydı.</p>
<p align="justify">Nihayet 10 Ekim 680 (Hicri 10 Muharrem 61) günü Hz. Hüseyin son hazırlıklarını yaptı ve Yezid’in ordusuna yaklaşarak hitab etmek istediyse de, bu anlamlı konuşma Yezid’in ordusunu pek etkilemedi. Çok dengesiz bir şekilde başlayan savaşta Hz. Hüseyin’in 23 süvari ve 40 piyadeden oluşan savaşçıları öğleden sonraya gelindiğinde gittikçe azalmış bulunuyordu. Hz. Hüseyin de bu az sayıda insanla yaya olarak savaşıyordu. Sonunda Şimr’in emriyle her yandan hücum edilerek Hz. Hüseyin şehid edildi.Sonra çadırlar yağma edildi, hasta olan İmam Zeynel Abidin de öldürülmek istendiyse de engellendi. Bu çirkin savaşın en küçük kurbanı ise daha altı aylık bir bebek olan Hz. Hüseyin’in oğlu Ali Asgar’dı. Hz. Hüseyin tarafında şehid olanlar yetmiş iki kişi idi.</p>
<p>Kerbela olayı yüzyıllara damgasını vurmuş bir tarihsel olaydır. Bu olay o zamanki müslüman memleketleri halklarını o kadar etkiledi ki Emevi saltanatı kökünden sarsıldı. Kerbela Olayı İran ve Hicaz’da duyulunca halkta Emevilere karşı büyük bir kin oluştu ve isyan hareketleri başgösterdi. Yezid’in Mekke ve Medine’ye saldırması ise bardağı taşıran son damla oldu. Özet olarak , camilerde Hz. Ali’ye küfür ettirilmesi, önce Hz Hasan’ın daha sonra da Hz. Hüseyin ve ailesinin ki Peygamberin soyu onlardan devam ediyordu, acımasızca öldürülmeleri, Emevi Hanedanına karşı muhalif bir düşünsel ve siyasal temeli olan bir harekete yolaçtı. Bu harekete Hz.Ali yandaşlığı veya Alevilik demek mümkündür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hzali.net/alevilik/alevilik-nasil-dogdu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
