<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hz Ali &#187; Kur&#8217;an</title>
	<atom:link href="http://www.hzali.net/tag/kuran/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hzali.net</link>
	<description>HzAli Hz Ali Hazreti Ali Hz. Ali</description>
	<lastBuildDate>Sun, 14 Feb 2010 10:34:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>ŞEHÂDET</title>
		<link>http://www.hzali.net/islam/sehadet.html</link>
		<comments>http://www.hzali.net/islam/sehadet.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2009 22:59:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[ayetler]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[islamın şartları]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[şehadet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hzali.net/?p=171</guid>
		<description><![CDATA[Hazır olma; kesin haber; insanın kat&#8217;i olarak bildiği bir şeyi, Yüce Allah&#8217;ın huzurunda olduğu kanaatiyle dosdoğru haber vermesi, şahitlik etme, tanıklık; açık belirti; şehîd olma, şehîdlik; yemin, bildiği şeyleri itiraf etme. Şehâdet, arapça bir kelime olup &#8220;Şe-hi-de&#8221; fiilinden türeyen bir mastardır. Aynı zamanda, müstakil bir isim olarak da kullanılır. &#8220;Şühûd&#8221; ile eş anlamlıdır. Zıddı, &#8220;gayb&#8221;dır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="font-family: arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: x-small;">Hazır olma; kesin haber; insanın kat&#8217;i olarak bildiği bir şeyi, Yüce Allah&#8217;ın huzurunda olduğu kanaatiyle dosdoğru haber vermesi, şahitlik etme, tanıklık; açık belirti; şehîd olma, şehîdlik; yemin, bildiği şeyleri itiraf etme.</span></p>
<p style="font-family: arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: x-small;">Şehâdet, arapça bir kelime olup &#8220;Şe-hi-de&#8221; fiilinden türeyen bir mastardır. Aynı zamanda, müstakil bir isim olarak da kullanılır. &#8220;Şühûd&#8221; ile eş anlamlıdır. Zıddı, &#8220;gayb&#8221;dır. Bilinen, görünen âleme şehâdet alemi dendiği gibi, görünmeyen âleme de gayb âlemi denir.</span></p>
<p style="font-family: arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: x-small;">Şehâdet&#8217;in ismi faili, &#8220;şâhid&#8221; dir. O da, bir yerde bulunan, bir şeyi gören ve gördükleri ile bildikleri konusunda bilgi veren kimse, tanık, bir akdin yapılması sırasında taraflardan birinin yanında hazır bulunan, doğrulayan, ispat eden, Allah&#8217;ın birliğine şehâdet eden demektir. Şehâdet&#8217;in çoğulu, şehâdât&#8217;dır (Rağıb el-İsfâhânî, el-Müferedât, Mısır 1961, 267 vd. &#8220;şehide&#8221; mad.).</span></p>
<p style="font-family: arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: x-small;">Şehâdet kelimesi,<strong> &#8220;Eşhedu en la ilâhe illâllah ve eşhedu enne Muhammeden abduhu ve resuluhu&#8221;</strong> olarak bilinen Tevhid cümlesidir. &#8220;Allah&#8217;tan başka ilâh olmadığına ve Hz. Muhammed (s.a.s)&#8217;in onun kulu ve resulü olduğunu şehâdet ederim&#8221; demektir.</span></p>
<p style="font-family: arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: x-small;">Bu cümle, bir nevi İslâm dinine giriş sayılır. Bu cümleyi inanarak söyleyen kişi, imân sahibi olarak kabul edilir. Şehâdet kelimesi, imân esaslarının özeti durumundadır.</span></p>
<p style="font-family: arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: x-small;">Şehâdet kelimesinde, Allah ve Rasûlü hakkındaki imân ve inanç duyguları itiraf edildiği, dile getirildiği için, ona şehâdet kelimesi denmiştir.</span></p>
<p style="font-family: arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: x-small;">Şehâdet parmağı ise, şehâdet getirilirken, kaldırılan baş parmaktan sonraki işâret parmağıdır.</span></p>
<p style="font-family: arial,helvetica,sans-serif;"><span id="more-171"></span></p>
<p style="font-family: arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: x-small;">Şehâdet kelimesi, Kur&#8217;an&#8217;da 20 küsûr yerde geçmektedir. Aynı kökten gelen kelimelerle birlikte, 150 civarında yerde bulunmaktadır.</span></p>
<p style="font-family: arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: x-small;">Yüce Allah, Kur&#8217;an&#8217;da: &#8220;(O gün) şahidlik edene, şahidlik edilene (görenlere ve görülenlere) andolsun ki&#8221; (el-Bürûc, 85/3) diye buyurarak şehâdet konusu ile yemin etmiştir. Bu vesileyle, şahâdetin önemine işâret buyurmuştur.</span></p>
<p style="font-family: arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: x-small;">Kur&#8217;an&#8217;da, İsâ (a.s)&#8217;a tam inanan, onunla berâber Allah&#8217;ın yoluna baş koyan, bu uğurda her şeylerini fedâ eden havarilerden bahsedilirken, şöyle dua ettikleri haber verilmiştir:</span></p>
<p style="font-family: arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: x-small;">&#8220;Rabb&#8217;imiz, senin indirdiğine inandık; peygambere uyduk. Bizi şahitlerle beraber yaz&#8221; (Alî İmran, 3/53).</span></p>
<p style="font-family: arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: x-small;">Hz. Muhammed (s.a.s)&#8217;e de tam manasıyle inanan kamil imân ehli de, aynı şekilde dua etmişlerdir ve onların da duaları Kur&#8217;an&#8217;da haber verilmiştir: Resûle indirilen Kur&#8217;an&#8217;ı dinledikleri zaman, tanıdıkları gerçekten dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Derler ki: Rabb&#8217;imiz, inandık; bizi şâhidlerle yaz!&#8221; (el-Mâide, 5/83).</span></p>
<p style="font-family: arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: x-small;">Şehâdet&#8217;i çeşitli yönlerden ele alıp incelemek, üzerinde durup açıklamak mümkündür. Her şeyden önce Kur&#8217;an, şehâdeti dünya hayatından önceki, dünya hayatındaki ve âhiret hayatındaki şehâdet diye üç kısma ayırmıştır.</span></p>
<p style="font-family: arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: x-small;">Birincisi, Allah ile insan arasında ki ezelî mukavele sırasında, insan yaptığı şehâdettir:</span></p>
<p style="font-family: arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: x-small;">&#8220;Rabb&#8217;im, Ademoğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini almış ve onları kendilerine şâhid tutarak: Ben sizin Rabb&#8217;iniz değil miyim? (demişti). &#8220;Evet, buna şâhidiz!&#8221; dediler. Kıyâmet günü, Biz bundan habersizdik!&#8221; demeyesiniz&#8221; (el-A&#8217;raf, 7/172). Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de Yüce Allah, âhirette peygamberler ve insanların kendi vücut organlarının şehâdette bulunacaklarını haber vermiştir. Allah&#8217;ın her şeyi gördüğü, insanların yaptıkları her şeyin şahidi olduğu, çeşitli âyetlerde dile getirilmiştir. Bu âyetlerden bazılarının meâli şöyledir:</span></p>
<p style="font-family: arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: x-small;">&#8220;De ki: &#8220;Ey kitâb ehli, Allah yaptıklarınızı görüp dururken neden Allah&#8217;ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz?&#8221; (Alî İmran, 3/98).</span></p>
<p style="font-family: arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: x-small;">Biz onlara, ufuklarda ve kendi canlarında ayetlerimizi göstereceğiz ki o (Kur&#8217;an)&#8217;ın gerçek olduğu, onlara iyice belli olsun. Rabb&#8217;inin her şeye şâhid olması, (her şeyi görmesi sana) yetmez mi?&#8221; (Fussilet, 41/53)</span></p>
<p style="font-family: arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: x-small;">&#8220;O (Allah) ki, göklerin ve yerin mülkü kendisine aittir. Allah, her şeye şâhiddir.&#8221; (el-Bürûc, 85/9)</span></p>
<p style="font-family: arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: x-small;">Kur&#8217;an, Allah&#8217;ı insana şah damarından daha yakın olarak tanıtmaktadır:</span></p>
<p style="font-family: arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: x-small;">&#8220;Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz. (Çünkü) biz ona şah damarından daha yakınız&#8221; (Kaf, 50/16).</span></p>
<p style="font-family: arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: x-small;">İnsanlar daima Yüce Allah&#8217;ın kontrolü altında bulunduklarına, âhirette her yapılanın ortaya çıkarılacağına inanarak hareket ettikleri zaman, daima kötülüklerden uzak olurlar. Bu inançtan uzak olan bir insan, her fırsatta dilediği kötülüğü yapar. Yeryüzündeki hiç bir hükümdar, insanları her zaman ve her yerde kontrol altında tutamaz. İnsanlar tenha yerlerde, onların kontrollerinin dışında kalınca, kuralların dışına çıkar ve diledikleri gibi hareket ederler. Ama her zaman ve her yerde Allah&#8217;ın kontrolünün altında olduğuna inanan insanlar, hiç bir zaman ve hiç bir yerde, Allah&#8217;ın emir ve yasaklarına aykırı hareket edemezler. Çünkü onların, Allah&#8217;ın murakabesinin dışında hiç bir yerleri ve zamanları yoktur. Âhirette Yüce Allah&#8217;ın iyi ve kötü, her türlü hareketleri için şehâdette bulunacağına inanır ve ona göre iyi hareketlerde bulunurlar. Bu inanç, insan hayatında bu derece olumlu yönden etkili olmaktadır (Seyyid Kutub, Fi Zilâli&#8217;l-Kur&#8217;an, Beyrut 1971, VII, 555 vd).</span></p>
<p style="font-family: arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: x-small;">Yukarıda arzedilen âyette ifâde edildiği gibi, Yüce Allah&#8217;ın insanlara şah damarından daha yakın olduğunu düşünmek ve ona göre hareket etmek, insanı ihsan (iyilik) denilen yüce bir mertebeye de ulaştırır. İhsan, insanın Allah ile beraber olma şuuruna ulaşması demektir. Nitekim Hz. Muhammed (s.a.s)&#8217;e: &#8220;İhsan nedir?&#8221; diye sorulunca, şu cevabı vermiştir: &#8220;Allah&#8217;ı görüyormuşsun gibi O&#8217;na ibâdet etmektir. Her ne kadar sen O&#8217;nu görmüyorsan da, O seni görüyor&#8221; (Buhârî, İmân, 37; Müslim, İmân, 57; Ebû Davûd, Sünne, 16; Tirmizî, İmân, 4; İbn Mâce, Mukaddime, 9; Ahmed b. Hanbel, 1, 27, 51,53, 219, II, 107, 426, IV, 129, 264).</span></p>
<p style="font-family: arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: x-small;">Yüce Allah&#8217;ın başka bir âyette: &#8220;Muhakkak ki Rabb&#8217;in, her an gözetlemededir&#8221; (el-Fecr, 89/14) demesi, bu konuyu ne kadar da te&#8217;kid etmektedir!&#8230; Bu konu Kur&#8217;an&#8217;ın daha bir çok yerinde anlatılmakta ve insanlara bu inanç aşılanmaktadır (Bk. Kaf, 50/17; es-Secde, 32/6; ez-Zümer, 39/46; el-Haşr, 59/22; el-Cum&#8217;a, 62/8; el-En&#8217;am, 6/19).</span></p>
<p style="font-family: arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: x-small;">Bilindiği gibi, Allah&#8217;ın isimlerinden biri de &#8220;Şehîd&#8217; dir.</span></p>
<p style="font-family: arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: x-small;">Yüce Allah her ümmete peygamber göndermiştir. Bu peygamberler de âhirette ümmetleri hakkında şahâdette bulunacaklardır. Bu hususu açıklayan bir âyetin meâli şöyledir:</span></p>
<p style="font-family: arial,helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: x-small;">&#8220;Her ümmetten (inançlarının bozukluğuna, işlerinin kötülüğüne tanıklık edecek) bir şahit getirdiğimiz zaman%2</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hzali.net/islam/sehadet.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alevi İnanç Gerçekliği Ve Namaz</title>
		<link>http://www.hzali.net/alevilik/alevi-inanc-gercekligi-ve-namaz.html</link>
		<comments>http://www.hzali.net/alevilik/alevi-inanc-gercekligi-ve-namaz.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2009 10:31:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[alevi ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[alevi inancı]]></category>
		<category><![CDATA[aleviler neden namaz kılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[aleviler neden namaz kılmaz video]]></category>
		<category><![CDATA[aleviler neden namaz kılmazlar]]></category>
		<category><![CDATA[alevıler nıcın namaz kılmazlar]]></category>
		<category><![CDATA[alevilerde ali hz inanci]]></category>
		<category><![CDATA[alevılerın ınanışları neden farklıdır]]></category>
		<category><![CDATA[alevilerin neden inançları yok]]></category>
		<category><![CDATA[alevılıgı kım nedeen cıkardı]]></category>
		<category><![CDATA[ali siz aleviliği kim çıkardı]]></category>
		<category><![CDATA[ALİSİZ ALEVİLİĞİ KİM ÇIKARDI]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Hz ali inancı nerden geliyo]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali namaz kıldığı halde aleviler neden kılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali namaz kılmasına rağmen aleviler neden namaz kılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[hz Ali namaz kılmasına rağmen aleviler neden namaz kılmıyor]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali neden aleviler için önemlidir]]></category>
		<category><![CDATA[hz ali neden namaz kilmiyordu]]></category>
		<category><![CDATA[hz hasan niçin namaz kılmıyor]]></category>
		<category><![CDATA[hz hüseyin agıtları]]></category>
		<category><![CDATA[hz.Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[hzhasan neden namaz kılmadı]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[namaz]]></category>
		<category><![CDATA[oniki imamin gercekciligi]]></category>
		<category><![CDATA[Salat]]></category>
		<category><![CDATA[sünni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hzali.net/?p=148</guid>
		<description><![CDATA[Aleviler ve namaz konusunu bir kaç boyutuyla ele almak gerekiyor. Çünkü Alevilerin sürekli olarak maruz kaldığı soruların başında “neden namaz kılınmıyor” sorusu geliyor. Hem neden namaz kılınmadığını –basta inançsal boyut olmak üzere- açıklamak gerekiyor hem de böylesi bir soru sorma hakkının nerden doğduğunu irdeleyip netleştirmek durumundayız.Her Alevi mutlaka ömrünün birden fazla döneminde “siz Aleviler neden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aleviler ve namaz konusunu bir kaç boyutuyla ele almak gerekiyor. Çünkü Alevilerin sürekli olarak maruz kaldığı soruların başında “neden namaz kılınmıyor” sorusu geliyor. Hem neden namaz kılınmadığını –basta inançsal boyut olmak üzere- açıklamak gerekiyor hem de böylesi bir soru sorma hakkının nerden doğduğunu irdeleyip netleştirmek durumundayız.Her Alevi mutlaka ömrünün birden fazla döneminde “siz Aleviler neden namaz kılmıyor, camiye gitmiyorsunuz?” sorusuyla karşılaşmıştır. Aslında anında tür kişilere verilmesi gereken cevap tereddütsüz “siz Sünniler neden cem evine gelip cem ibadeti etmiyorsunuz?” karşı sorusu olmalıdır. Ancak ne var ki asırların getirdiği iktidar özgüveni ile Sünni inançlı kişi istifini hiç bozmadan Alevilere yönelik iğrenç iftiraları “soru” biçiminde dile getirerek devam eder. Ne yazık ki asırlardır baskı altında yasayan Alevi sinmiş bir şekilde, soruyu iade etmek ve gereken reaksiyonu göstermek yerine susar veya anlamsız cevaplarla geçiştirmeye çalışır.“Siz Aleviler neden camiye gidip namaz kılmıyorsunuz?” sorusu öyle masum bir soru değildir.</p>
<p>Alevi inançlı kişi çıkıp diyemiyor ki, “size ne bundan. İnancımı sorgulama hakkini nerden aldınız? Siz kim oluyorsunuz ve ne hakla benim inancımı sorguluyorsunuz? Ben sizin inancınızı sorguluyor muyum? Ben sizin inancınız sorgulamıyorum ama siz ısrarla benim inancımı sorguluyor, aşağılıyor, alay ediyor, fırsatını buldu mu da fetva verip katlediyorsunuz. Ne sizin ne de başka kimsenin benim ibadet seklini, tarzını, biçimini, içeriğini sorgulama hakki yoktur”. Ancak bu tür cevaplar verilmiyor.</p>
<p><span id="more-148"></span> Asırlardır baskı altında olan ve günümüzde de baskıyı yasayan bir toplumun fertleri kolay kolay bu tür cevaplar vermiyor. Ama biliniyor ki bu hep böyle gitmez. Biz Aleviler de günün birinde iki kelime Arapça’yla kendisini imanlı geri kalanları kafir sanan yobazlara gereken cevapları vereceğiz. Kimse bu “cevap vereceğiz” söyleminden şiddeti anlamasın. Bizler kimden ve nerden gelirse gelsin her tür şiddetin, baskının karsısındayız. Bütün tahriklere rağmen, baskılara rağmen karşısında olmaya da devam edeceğiz. Ancak bizlere soru sorunlarda cevap vermek bizlerin hakki olsa gerek. Kimseyle kavga edelim gibi bir düşüncemiz yok. Asırlardır kavgalardan, baskılardan çok çektik. Kavgaların, şiddetin olmadığı bir dünya özlemi içerisindeyiz. Artık acısız ve kavgasız yasamak istiyoruz. Aleviliğimizin kabul gördüğü eşit ve özgür bir şekilde, Alevi olmanın aşağılanmak olmadığı, farklılığın zenginlik olarak görüldüğü, Aleviliğimize saygı duyulduğu bir dünyada yasamak istiyoruz. İstediklerimiz çok şeyler değil. İstemlerimiz en insani istemler. Nasıl ki bizler başka inançtan insanlara saygı duyuyorsak başka inançtan insanlarda inancımız olan Aleviliğe saygı duymak zorundalar. Ne yazık ki Aleviliğimize saygı duyulacak yerde küfür ediliyor. En basitinde inancımız Alevi olmayanlar tarafından sorgulanıyor ve onlara göre bir tanımla tanımlanmaya çalışılıyor. Biz diyoruz ki “biz Aleviyiz ve Alevilik böyledir” onlar ısrarla diyor ki; “ hayır siz başkasınız”.</p>
<p>Alevi olmayan birileri diyor ki “Alevilik bir tarikattır ve Aleviler camiye gidip namaz kilsin”. Her halde böylesi bir durum başka bir yerde yok. Biz Aleviler kendimizi nasıl tanımlıyorsak başkaları da bizleri bu tanımla kabul etmek zorundalar . Ne yazık ki Aleviliğimize saygı duyulmuyor, Alevi inanç gerçekliğimiz kabul edilmiyor. Israrla bizler Sünnilik dayatılıyor. Aleviliğimiz aşağılanıyor. Asırlardır birikmiş olan önyargılar “sende mum söndü yaptın mi” gibi ahlak dişi sorular sorularak onurumuz rencide ediliyor. Bu anlamda onuru rencide edilmeyen Alevi yoktur. Lütfen kimse bu belirtilenleri ajitasyon, propaganda olarak algılamasın. Bazı aydın geçinen kişilerin bile beyinlerinin arka planında “mum söndü” olayı vardır. Peki ne yapacağız? Anlaşılıyor ki daha çok bu tür aşağılık iftiralarla karşı karşıya kalacağız, daha çok ibadet anlayışımız sorgulanacak. Her şeyden önce doğrularımızı ısrarla savunacağız. Doğrularımızı birilerinin hoşuna gidecek şekilde yansıtmayacağız. İnancımızın özü neyse onu olduğu gibi yansıtacağız. Ne eksik ne fazla doğrularımızı olduğu gibi savunacağız. İbadet anlayışımızı ve namaza bakışımızı olduğu gibi anlatıp savunacağız, savunmalıyız.Namaz bir ibadet biçimidir. Sünni anlayışın mutlaklaştırdığı bir ibadet biçimi. Biz aleviler namaz kılmayız. Elbette isteyen kılar, isteyen kılmaz. Bu, yalnız o kişinin bileceği bir istir. Başka kimseyi ilgilendirmeyen bir durumdur. Ancak bizlerin bu yaklaşımı karşısında ayni saygıyı görmüyor. Biz aleviler sürekli “neden camiye gidip namaz kılmıyorsunuz?” sorusuyla adeta adeta ***** ediliyoruz. Çünkü bu soruyu soran kişiler Müslümanlığı, İslam dinini namaz ve benzer biçimsel ibadetlere indirgiyorlar. Onlara göre her Müslüman kendileri gibi ibadet etmelidir. Eğer kendileri gibi ibadet etmiyorsa Müslüman değildir. Madem aleviler Müslümanim diyor o halde camiye gidip namaz kılmalıdırlar. Bunu yapmıyorlarsa, yani camiye gidip namaz kılmıyorlarsa Aleviler dinsizdir! Nitekim tarihte verilen fetvalar Alevilerin dinsiz olduğu ve katledilmelerinin vacip olduğu seklindedir. Ayni zihniyet devam ediyor. Zaman değişmiş olsa da, coğrafyalar farklıda olsa, teknolojide gelişmiş olsa bu zihniye için bir şey fark etmiyor. Alevilik kabul edilmiyor. Alevinin farklı olduğu ve bunun bir zenginlik olduğu görmezlikten gelinip, illa Alevilere kendi inanç anlayışı dayatılıyor. Biz aleviler bu dayatmaları tarihte olduğu gibi günümüzde de ne pahasına olursa olsun kabul etmeyeceğiz. Kabul etmeyeceğimizi ısrarla, tekrar tekrar söyleyeceğiz.Yukarıda da belirtmeye çalıştığımız gibi namaz biz Alevilere göre biçimsel bir ibadet seklidir. Biz Alevilerin temel inanışı ibadeti biçimsel olmaktan çok öz´e bağlı kalarak yerine getirmektir.Bilindiği gibi namaz Farsça bir kelimdir.</p>
<p>Namaz kelimesin Kuran´da ki karşılığı salat´tir. Salat ise dua, tanrıyı içten anıp selamlama anlamına geliyor. Allah´i içten anıp selamlamanın, duanın ise biçimi, sekli yoktur. Dua, insanin Yaratıcı ile beraberliğidir. Bunun için belli bir saat, mekan, kural yoktur. İnsan istediği vakit, istediği dilde, istediği şekilde dua edebilir, Yüce Yaratıcısına şükür edebilir. Yüce yaratıcıyı anmak, Yaratıcıyla dolu olmak, bir araya gelmek için belli bir zaman dilimi yoktur. Bu her an olmalıdır ve her anda mümkündür. İbadeti belirli zamanlarla sınırlayan kendisini biçimsel kurallar ve şekillerden arındırmamış demektir. Böylesi şekilsel bir kuşatma ise yaşamın gayesine ters bir durumdur.Bazıları ibadeti biçimsel kurallarla sinirliyor. Çokça tekrarlamak durumunda kaldığımız gibi biz Alevilerde ise ibadeti kalıplaştırmak yoktur. elbette ibadette belirli kurallar olması gerekiyor. Özellikle toplumsal olarak yerine getirilen ibadetin kuralları vardır. Ancak inancın temelidir gibi bazı yanlış uygulamalarla sırf ibadet olsun diye ibadet, ibadetin gayesini yok saymak demektir. Biz Alevilere dayatılanda budur. Deniliyor ki; “aleviler illa camiye gidin, namaz kilin”. Amaç burada ibadet ise aleviler zaten toplumsal olarak cemde ibadetlerini yerine getiriyorlar. Aleviler kimseye, “cemevine gelip cem ederek ibadet edin” gibi bir dayatmanın sahipleri değiller. Aleviler “herkesin inancı kendisine” ilkesi ile hareket ederken başkaları ısrarla Alevilere dayatmalarda bulunuyor. Hem de inançsal anlamda temeli olmayan gerekçelerle.</p>
<p>Amacımız burada Alevilerle Sünniler arasındaki inanç farklılığını bütün boyutlarıyla tartışmak değildir. Amacımız ısrarla Alevilere dayatılan “günde beş (5) kez namaz kilin böylece iyi bir Müslüman olursunuz” gibi inancı biçimsel kurallara indirgeyen, hatta neredeyse bunu inancın özü sayan mantığın yanlış olduğunu belirtmektir. Namaz, neredeyse birileri tarafından inancın asil gayesi haline getirilmiştir. “günde beş vakit namaz kılan kişi iyi bir insandır ve yaşamı anlamına uygun yasayan kişidir, kılmayan ise münafık, kafir kişidir” gibi bir anlayış ortaya çıkmıştır. Aleviler asırlardır bunun inancın özüne ters bir tutum olduğunu belirtmişlerse de, siyasi anlamda iktidarda olmadıklarından dolayı seslerini kimseye duyuramamışlardır. İnancın asil özünü takip edip uygulamak yerine gösteriş için yapılan fiillerle zamanını harcayanlara Maun suresinde söyle ikaz edilmektedir: “Dini yalanlayan gördün mü? İste yetimi itip-kakan, yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur. İste namaz kılanların vay haline, ki onlar namazlarında yanılgıdadırlar, onlar gösteriş yapmaktadırlar, ve ufacık bir yardımı da engellemektedirler”. Biz Alevilerce anlaşılması gereken en önemli nokta burasıdır.Konun daha iyi anlaşılması ve doğrularımızın bilince çıkarılması için bazı tekrarları yapmak durumunda kalıyoruz. Konuya hakim olanların anlayışına sığınıyoruz.</p>
<p>Önceki satırlarda da belirtmeye çalıştığımız gibi namaz Farsça bir kelimedir. Kuran da ki karşılığı Salat´ir. Salat´in anlamı ise Allah´i içten anıp selamlama ve duadır. Bu gün egemen Sünni anlayışın günde beş vakit kıldığı ve Alevilere dayattığı ve neredeyse dinin temeli saydığı namaz ibadetinin Kuran da beş vakit olduğu yönünde acık bir beyan yoktur. Madem namaz inancın özü sayılacak kadar önemli bir ibadet neden Yüce Yaratıcı bu konuda acık ve kesin hükümler ortaya koymasın?Aleviler namazı ret etmiyor. Nitekim cem ibadetinde halka namazı sekilinde ibadetlerini yerine getiriyorlar. Ancak bu namaz hiç bir şekilde egemen Sünni anlayışın namazıyla benzer değildir. Bazıları çıkıp diyebilir ki: “su kadar milyon insan namazı böyle kılıyor da siz aleviler neden farklı anlıyor ve uyguluyorsunuz?” Hemen belirtelim ki çoğunluk her zaman doğru yapıyor anlamına gelmez.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hzali.net/alevilik/alevi-inanc-gercekligi-ve-namaz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alevilikte Kıble</title>
		<link>http://www.hzali.net/alevilik/alevilikte-kible.html</link>
		<comments>http://www.hzali.net/alevilik/alevilikte-kible.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Jul 2009 22:17:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[alevilikte kıble]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[suretil bakara]]></category>
		<category><![CDATA[uluozanlar.com.tr]]></category>
		<category><![CDATA[www.uluozanlar.com]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hzali.net/?p=121</guid>
		<description><![CDATA[Değerli Dostlar, Anadolu Aleviliği şeklini alırken, Pirlerimiz, Dedelerimiz o zamanki önderlerimiz bu inancın gereklerini en doğru şekilde Kuranı kerimi’de dikkate alarak gerçekleştirmişlerdir. Dolayısı ile bugünlerde inancımızın içine sokulmak istenen suni şekillerinden kornmak ve inancımızın içine sokmamak gerekmektedir. Aksi takdirde birkaç seneye kadar Alevilik diye bir inanç şekli kalmayacak yerini Alevi İslam Türk Sentezi alacaktır. Anadolu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Değerli Dostlar,<br />
Anadolu Aleviliği şeklini alırken, Pirlerimiz, Dedelerimiz o zamanki önderlerimiz bu inancın gereklerini en doğru şekilde Kuranı kerimi’de dikkate alarak gerçekleştirmişlerdir. Dolayısı ile bugünlerde inancımızın içine sokulmak istenen suni şekillerinden kornmak ve inancımızın içine sokmamak gerekmektedir.</p>
<p>Aksi takdirde birkaç seneye kadar Alevilik diye bir inanç şekli kalmayacak yerini Alevi İslam Türk Sentezi alacaktır. Anadolu Aleviliği diye bir kavramımız varken Alevi-islam kavramının bile üzerimizde kullanılması hem düşündürücü hem de asimile boyutunun diğer bir yanıdır.</p>
<p>Alevi inancında kıbleye dönerek ibadet etmek yoktur, cemlerimizde cemal cemale ibadet ettiğimizi söyleriz. Bunu söylediğimiz zamanda garip bir tavırla karşılaşırız.</p>
<p>Olur mu? Öyle şey diye,</p>
<p>Suni inancında kıble vazgeçilmez bir ibadet unsurudur. Bu nedenle ibadetlerde kıble meselesi önemli bir yer tutar ve kendilerini sorgulamak yerine hep Alevileri sorgulamışlardır.</p>
<p><span id="more-121"></span></p>
<p>Suni inancı n da ibadet esnasında Hacerülesvet&#8217;e yani Kıbleye dönmeyi Müslümanlığın esas şartlarından biri sayarlar. Müslümanlığın Hacerülesvet&#8217;e yönelik ibadet etmeleri bir eski adettir. ibadet esnasında en Önemli nokta, bir insanın kendi kalbi veya iç varlığıdır. İbadet esnansın da kıbleye dönerek ibadet etmek Allah’ı Bir yerde aramak doğru değildir. Anadolu Aleviliği Kıbleye bu açıdan bakar.</p>
<p><strong>Kıble hakkında Kur&#8217;anın emri şöyledir:</strong></p>
<p><strong>Suretil Bakara 115. ayet:</strong><br />
<strong><br />
</strong><span style="color: #ff0000;">&#8220;Ve lillahil meşriku velmağribu fe eynema tüvellü fesemme veçhullahi innallahe vasi’un’aliymün &#8220;</span></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #000000;">Türkçesi:</span> Güneşin doğup battığı yerlerin cümlesi Tanrı-teala mülküdür. Hangi tarafa yüz döndürürseniz AllahüÂ¬teaIa ibadet tarafı orasıdır.</span></strong></p>
<p><strong>Zümer Suresı&#8217;nın 17. 18. ayetinde buyurur:</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;">&#8220;Velleziynectenebü tagute en ya’büdüha ve enabü ilellahi lehümülbüsra febeşşir ibadi. Elleziyne yestemi ünelkavle feyettebiune ahsenehu ülaikelleziyne heda hümmüllahü ve ulaikehüm ülülelbaba”i.</span></p>
<p><strong><span style="color: #000000;">Tür</span><span style="color: #000000;">kçesi:</span><span style="color: #ff0000;"> Ya Muhammed onlar ki, her putÂ¬lardan sakınıp kaçtılar. Şunlar Allah-u teala&#8217;nın ibadet ve niyazına döndüler. Onlar için ölüm vakitlerinde ve geri dirildiklerinde melekler diliyle onlara cennet müjdesi vardır. Ya Muhammed, sözü işitilip onun güzelliğine uyan kullarına müjde eyle. Menzili maksuda erdiler onlar. Aklı kamil sahipleridir.</span></strong></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Allah&#8217;a yalvarmak için her taraf kıbledir. ibadet esnasında Hacaerülesvet gibi belli bir noktayı ve bir şehir daimi olarak Kıble kabul etmek o nokta veya şehri putlaştırmak gibi bir şey olur. Allahı bir yerde aramak olurki “o bize şah damarımızdan yakındır”</span></p>
<p><strong>Maide Suresi&#8217;nin 57. ayetinde buyurur:</strong></p>
<p><span style="color: #ff0000;">&#8220;Vemenyetevellellahe ve resulehu vellezine amenü feinne hizbelleahi hümülgalibüne.&#8221;</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong><span style="color: #000000;">Türkçesi:</span> Kim ki Allahü-teala&#8217;yi ve Resülü&#8217;nü ve müminleri evliya kabul eyler, yani cümlesinin yüzünü evliya bilir, onlar Allahü-tealanı’nin gerçek İslam askeridir.</strong></span></p>
<p>İşte onlar, Allah&#8217;in yüzünü ve Resul&#8217;ünün yüzünü ve evliyaların yüzünü, yani müminin ve müminatın yüzünü Hakk&#8217;ın gözü ile görmüş olan ehli tevelladır.</p>
<p>Onlar &#8220;<strong>Nürihak vechi adem est</strong>” söylemiş başka bir guruhtur &#8220;<strong>Innellahe cemilu yuhibbil cemal</strong>&#8216; hadisi kutsisinden ders almışlardır. Dost yüzünde yüz çeşit mana okumuşlardır.</p>
<p>Alevi inancı her gün içine yeni bir olgu katılarak şekilciliğini tamamlayacak bir inanç biçimi değildir. Tamamiyle oluşumunu bitirmiş ve yüzyıllardır inancını asimile etmemiş değiştirmeden bugünlere gelmiş inanç biçimidir. Bu günlerde cemlerde postu olduğu yerden kıbleye çevirmek isteyen dedelere ve sürekli bizi sorgulayan suni dostlarımıza bir açıklamadır.</p>
<p>Saygılarıma</p>
<p>Serkan DOĞAN</p>
<p>Kaynak: Kuran’da Hikmet Tarihte hakikat ve Kuran’da Hikmet İncil’de Hakikat – Halil Öztoprak il baskı tarihi 1951-1952</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hzali.net/alevilik/alevilikte-kible.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
