<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hz Ali &#187; mekke</title>
	<atom:link href="http://www.hzali.net/tag/mekke/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.hzali.net</link>
	<description>HzAli Hz Ali Hazreti Ali Hz. Ali</description>
	<lastBuildDate>Sun, 14 Feb 2010 10:34:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>HZ. FATIMA</title>
		<link>http://www.hzali.net/14-masum/hz-fatima.html</link>
		<comments>http://www.hzali.net/14-masum/hz-fatima.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2009 21:19:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[14 masum]]></category>
		<category><![CDATA[4 masum]]></category>
		<category><![CDATA[AMASYA]]></category>
		<category><![CDATA[hicret]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ali]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Hz.Fatıma]]></category>
		<category><![CDATA[hz.hatice]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[medine]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hzali.net/?p=65</guid>
		<description><![CDATA[Hz. Fâtıma, Hicret’ten 11 yıl önce, Cemaziyelahir’in 20. gününde, Mekke’de dünyaya gelmişlerdir. Hz. Fâtıma; Hz.Peygamber’in, Hz.Hatice’tül Kübra’dan doğan ikisi erkek, dördü kız olan çocuklarından, hayatta kalan tek kızlarıdır. Diğer evlâtları, kendi zamanlarında genç yaşlarda âhiret âlemine göç etmişlerdir. Bu nedenle Hz.Peygamber’in nesli, Hz.Fâtıma’tüz Zehrâ’dan yürümüştür. Hz.Peygamber’de bu konu da şöyle buyurmuşlardır: “Gerçekten de Allah her [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="anatabloYaziGrup">Hz. Fâtıma, Hicret’ten 11 yıl önce, Cemaziyelahir’in 20. gününde, Mekke’de dünyaya gelmişlerdir.</p>
<p>Hz. Fâtıma; Hz.Peygamber’in, Hz.Hatice’tül Kübra’dan doğan ikisi erkek, dördü kız olan çocuklarından, hayatta kalan tek kızlarıdır. Diğer evlâtları, kendi zamanlarında genç yaşlarda âhiret âlemine göç etmişlerdir. Bu nedenle Hz.Peygamber’in nesli, Hz.Fâtıma’tüz Zehrâ’dan yürümüştür. Hz.Peygamber’de bu konu da şöyle buyurmuşlardır:</p>
<p>“Gerçekten de Allah her Peygamber’in soyunu o Peygamber’den yürüttü; benim soyumu ise Ebû Tâlib oğlu Ali’den izhâr etti”</p>
<p>Hz.Fâtıma’nın künyeleri; Ümm’ül Hasan, Ümm’ül Hüseyin ve Ümm’ül Muhsin’dir.</p>
<p>Mübarek lâkabları ise; Sıddıyka (Gerçekleyen, özü-sözü tam gerçek olan), Mübâreke (Kutlanmış, kutlu olmuş), Tâhire (Tertemiz), Zekiyye (Arınmış), Râdıyye (Allah’tan râzı olmuş), Mardıyye (Allah râzılığını kazanmış), Muhaddise (Allah ilhâmiyle söz söyleyen), Betül (Arınmış), Zehrâ (Parıl parıl parlayan), Seyyide (Kadri yüce ve ulu) ve Meryem’ül Kübra’dır (Ulu Meryem).</p>
<p><span id="more-65"></span></p>
<p>Hz.Fâtıma söz ve söyleyiş bakımından, Hz.Resûl-ü Ekrem’e pek benzerlerdi.<br />
Hadîs kitapları, Hz.Peygamber’in; “Fâtıma bendendir, onu kızdıran, beni kızdırmıştır.”, “O, benim kızımdır; vücudumdan bir parçadır; onu inciten beni incitmiştir.” buyurduklarını yazarlar.</p>
<p>Hz.Resûlullah’a, en çok kimi severlerdi diye sorduklarında; ”Fâtıma’yı” derdi. Erkeklerden kimi severlerdi sorusuna da; “Ali’yi” diye cevap verirdi.</p>
<p>Hz.Hatice’tül Kübra, Hz.Muhammed’in Peygamberliğinin 10. yılında, Hicretten 2 yıl önce (Milâdi 620) Mekke-i Mükerreme’de Hak’ka kavuşmuştur. Esasen büyük ruhlu yaratılmış olan Hz.Fâtıma’tüz Zehrâ, Hz.Peygamber’e, âdeta koruyucu bir melek kesilmişti. Bu yüzden de Hz.Muhammed, Hz.Fâtıma’ya; “Ümmi Ebîhâ”(Babasının anası) lâkabını vermişlerdi.</p>
<p>Hz.Peygamber’in sevgili kızları Hz.Fâtıma’yı almak, bu şerefe ulaşmak isteyenler çoktu; fakat Hz.Resûl-ü Ekrem, her isteyene, Allah’ın emrini beklediklerini söylüyorlardı. Hz.Ali’de Hz.Fâtıma’yı istemeyi kurmakta; fakat bunu, bir türlü açamamaktaydı. Nihayet sahâbenin teşvikiyle durumu Hz.Resûlullah’a arzetti. Hz.Resûl, bu isteği ilâhi emre uygun bulup Hz.Fâtıma’ya konuyu açtılar. Hz.Fâtıma, utançlarından hiçbir söz söylemediler. Hz.Fâtıma’nın sükûtunu ikrâr sayan Hz.Resûl-ü Ekrem, bu durum üzerine nikâh hutbesini ve akid sigasını, ashâbın topluluğunda okudular, evlilik hazırlıklarına başladılar. Hz.Muhammed daha sonra sevgili kızı Hz.Fâtıma’tüz Zehrâ’yı, Hz.Ali’nin evlerine, gösterişsiz bir düğün alayıyla, fakat ilâhi bir sevinçle gönderdiler. Kendileri de gidip her ikisine hayır duâ da bulundular; böylece nûr nûra kavuştu.<br />
Hz.Fâtıma’nın, Hz.Ali ile Hicret’in 2. yılının son ayı olan Zilhicce ayında olan bu evliliklerinden; Hz.İmâm Hasan, Hz.İmâm Hüseyin ile doğmadan düşen ve adı Hz.Peygamber tarafından konulan Muhsin ile Zeyneb ve Ümmü Gülsüm dünyaya gelmişlerdir.</p>
<p>Bu evlilik için Hz.Peygamber şöyle demiştir:</p>
<p>“Ey Fâtıma, seni ilim bakımından en yüksek, ahlâk bakımından en ileri, Müslümanlığı kabul bakımından en önde gelen biriyle evlendirdim.”</p>
<p>Hz.Fâtıma’nın tüm yaşamı zorluklarla, güçlüklerle doludur. Çocukluğu İslâmiyetin ilk yıllarına rastlar.</p>
<p>Hz.Fâtımâ’nın İslâm Peygamberi’nin kızı oluşu ve Hz.Ali gibi yüksek erdemlerle dolu bir insanın eşi oluşu, gerekse İslâmiyetin doğuşu ve gelişmesine en yakından şahit oluşu, kendisine derin bir kavrama ve sezme yeteneği ile anlayış kazandırmıştır. Hz.Fâtıma da, güçlüklerle dolu zor bir yaşam sürdüren insanlara özge, bir zeka ve kavrayış vardı.</p>
<p>Hz.Muhammed; “Ali olmasaydı” buyurmuşlardı; “Fatıma’ya lâyık bir eş bulunamazdı.”</p>
<p>Hz.Peygamber, Hz.Fâtıma hakkında:</p>
<p>“Hz.Fâtıma’nın cennet kadınlarının, inanan kadınların, Muhammed ümmetinden olan kadınların, yani bütün kadınların en üstünü ve ulusu olduğunu“ bildirmişlerdir ki; bu husustaki hadîsleri, bütün hadîs, ricâl sahipleri tarafından tefsir edilmiş ve tarih kitaplarında yazılmıştır.</p>
<p>Hz.Fâtıma’tüz Zehrâ, anneleri Hz.Hatice’tül Kübra’dan kalan mirası, tamamıyla İslâm uğruna Hz.Peygamber’e vermişler ve bu uğurda harcamışlardır. Kendileri de bütün hayatı boyunca geçim sıkıntılarına tahammül etmişlerdir.</p>
<p>Hz.Muhammed’in Hak’ka kavuşmasından sonra, Hz.Fâtıma’nın hiçbir zaman gülmediği ve gönlünden hiçbir sûretle üzüntüsünün gitmediği bir gerçektir. O kadar ki, bir gün Medine halkı ağlayıp inlemelerinden teessür duyarak dediler ki;</p>
<p>-Ey Resûlullah’ın kızı, ya gündüz ağla gece dinlen, ya gece ağla gündüz acıya dayan. Böylece halk biraz rahat yüzü görsün.</p>
<p>Hz.Fâtıma, halkın ricâsını kabul etti. Geceleri ağladı, gündüzleri sabır dağı ile yüreğini dağlayıp tahammül gösterdi.</p>
<p>Hz.Peygamber’in, Hak’ka kavuşmasından hemen sonra yaşanılan ve gelişen olaylar Hz.Ali ve Hz.Fâtıma için bir o kadar da üzüntü kaynağı olmuştur. Daha Hz.Peygamber’in naaşı yıkanmadan halîfelik kavgalarının başlaması, Hz.Ali’ye vasiyyet edilmiş olan halîfeliğin, çeşitli hile ve aldatmalarla nasıl alınacağının hesaplarının yapılmış olması, yüreklerinden hiçbir zaman dünyevi ihtirâslarını çıkartmayan insanların, bu kadar çabuk arsızlaşmaları, her ikisini de derin bir üzüntüye boğmuştu.</p>
<p>Nitekim kendi aralarında toplanıp, halîfe seçtikleri Ebû Bekir; halîfeliğini kuvvetlendirdikten hemen sonra, Hz.Peygamber’in sağlığında iken kızı Hz.Fâtıma’ya ve “Ehl-i Beyt”e vermiş olduğu Fedek hurmalığından, Hz.Fâtıma’nın adamlarını çıkartmış ve araziyi beyt’ül-mâl (devlet malı) adına zabdetmişti.</p>
<p>Hz.Peygamber Fedek Hurmalığını; Kur’ân-ı Kerîm’deki âyetlerde belirtilen emir üzerine, en yakını olan kızı Hz.Fâtıma’tüz Zehrâ’ya vermişlerdi. Burası Hayber fethinde, kendi hisselerine düşmüştü. Bu konudaki âyetler de şunlardır:</p>
<p>“Hısımlara (akrabalara), yoksullara, yolda kalmışlara, haklarını ver, malını ulu orta saçıp dağıtma.” (İsrâ 26. âyet)</p>
<p>“Hısıma (akrabaya), yoksula, yolcuya haklarını ver, bu hâl Allah’ı hoşnut etmek isteyenler için daha iyidir, umduklarına erenler de onlardır.” (Rûm 38. âyet)</p>
<p>Hz.Fâtıma, Fedek hurmalığının hasılatını yoksullara verirdi. Hz.Fâtıma’nın Ebû Bekir’e müraacatları; Hz.Ali, Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin ile Ümmü Eymen’in şahitliklerinin kabul edilmeyişi, hadîs ve tarih kitaplarının yazdıklarından anlaşılmaktadır.</p>
<p>Hz.Fâtıma, Fedek hurmalığının zabtı dolayısıyla Mescid-i Nebevî’ye gelmişler, orada pek dokunaklı, pek beliğ bir hutbe îrâd buyurmuşlardı:</p>
<p>“Önce Allah’a hamd-ü senâ, Resûl’üne ve «Ehl-i Beyt»ine salât-ü selâmdan, Allah’ın lûtuflarını, nimetlerini bildirip, Resûl’ünün ve «Ehl-i Beyt»inin fazîletlerini beyân buyurduktan sonra İslâmın esaslarını, imânın, namazın, zekâtın, orucun, ihlâsın, haccın, adâletin, imâmetin, cihâdın, sabrın, ma’rufu buyurmanın, münkeri nehyetmenin , anaya-babaya itâatta bulunup onları gözetmenin, yakınlarla buluşup onları korumanın, kıssâsın, nezre ve vefâda bulunmanın, ölçeği, teraziyi doğru tartmanın, farzların ve haramların teşri’i hikmetlerini açıkladıktan sonra” şöyle devam etmişlerdi:</p>
<p>“Bilin ki ben Fâtıma’yım; babam Muhammed. Ne söylüyorsam yanlış değil; ne yapıyorsam yersiz değil. Muhammed’i üstün tutuyorsanız, onu tanıyorsanız, bilmeniz gerek ki; O sizin kadınlarınızın babası değil, benim babamdır; sizin erkeklerinizin değil, benim amcamın oğlunun kardeşidir. Putları o kırdı; küfrün, şirkin sergerdelerini o yüz üstü serdi. Sonunda toplum bozguna uğradı; ardını dönüp kaçtı. Gece, sabahtan sıyrılıp gizlendi, âlem aydınlandı; Hak ve hidâyet, zulmetten kurtuldu, ışıyıp göründü; âlemi ışıttı. Din önderi söze geldi; yol kesenlerin dilleri kesildi; sustular; şeytanlar lâl oldular, sözden kaldılar; nifaka uyanlar, helâk olup gittiler; küfrün, azgınlığın düğümleri çözüldü; siz de ibâdetten, oruçtan karınları aç, yüzleri ak olanlarla beraber ihlâs sözünü söyler oldunuz.”</p>
<p>Hastalıklarında, kendilerini ziyarete gelen kadınlara hitabeleri de belâgate bir numunedir. Onun da bir kısım çevirisini sunuyoruz:</p>
<p>“Dünyadan usanarak sabahı ettim; adamlarınızdan, erkeklerinizden ikrâh ederek bugüne yettim. Sınadım da attım, uzaklaştırdım kendimden onları; denedim de vazgeçtim onlardan, kötü buldum onları. Ne de çirkin şeydir kılıcın keskin yüzünün gedilmesi; gerçekten sonra olmayacak oyuna gidilmesi; mızrakların kırılması; yanlış düşüncelere sapılması; insanın, hevâ ve hevese kapılması.</p>
<p>Gel de kulak ver, dinle: Yaşadıkça zaman, sana ne şaşılacak şeyler gösterecek; şaşmak istersen, onların sözleridir ancak seni şaşırtacak, ömrüme yemin ederim ki bu yaptığınız işler gebedîr; bekleyin bırakacağı anı; sonra da tutun tâze kanla, zehirle, öldüren sitemle dopdolu kâseyi, o kâsedeki kanı.</p>
<p>«<span style="text-decoration: underline;">Allah’ın azap hakkındaki fermanı gelince işler doğrulukla biter (doğrular kurtulur, doğru olmayanlar azâba duçar olurlar), bâtıla sülûk edenler (bâtıl yolunu tutanlar), işte o zaman ziyana uğrayacaklar.</span>» ( Mü’min 78. âyet)</p>
<p>Sonra gelenler ise, işi önce kurup düzenlerin ne yaptıklarını, sonunda anlarlar, bilirler.</p>
<p>Bundan böyle rahatça oturun, tam inançla fitneyi bekleyin durun. Müjde olsun size; kesip biçen kılıç geliyor; zâlimlerin her yanı kaplayan hükümleri yürüyor. Hakkınızı çarpıp almadalar; toplumunuzu darma-dağan etmedeler. Size son pişmanlık gelip çatar; nice olur hâliniz o zaman ki şimdi görmedikleriniz meydana çıkar.</p>
<p>«Nûh dedi ki: Ey kavmim! Ne dersiniz? Rabbim tarafından açık bir mucizem olsa, tarafından bana bir de nübüvvet ihsân etse, bu husus ise size kapalı kalsa siz onu istemediğiniz halde ben sizi ona zorlayabilir miyim? » (Hûd 28. âyet)</p>
<p>Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a, onun salâvatı, Peygamberlerin sonuncusu, gönderilenlerin ulusu Muhammed’e.”</p>
<p>Hz.Fâtıma’tüz Zehrâ, “Ehl-i Beyt”ten gelen rivâyetlere göre; Hz.Peygamber’in Hak’ka kavuşmalarından 6 ay sonra, Hicret’in 11.yılı (Milâdi 632) Cemaziyelahir ayının 13. gününde Hak’ka kavuşmuş ve bu fânî dünyadan ebedî âlem olan âhiret yurduna göç etmişlerdir. Hz.Fâtıma, Hak’ka vuslat ettiklerinde 22 yaşında idi.</p>
<p>Hastalıklarında kendilerini ziyarete gelen, Ebû Bekir ve Ömer’e dargınlıklarını bildirmişler ve Hz.Ali’ye, cenazelerini gizlice defnetmelerini vasiyyet buyurmuşlardır. Hz.Ali de, kendilerini geceleyin defnederek vasiyyetlerini yerine getirmişlerdir. Defnedildikleri yer Medine’deki Baki Mezarlığı’dır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hzali.net/14-masum/hz-fatima.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İmam Musa-i Kazım</title>
		<link>http://www.hzali.net/14-masum/imam-musa-i-kazim.html</link>
		<comments>http://www.hzali.net/14-masum/imam-musa-i-kazim.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2009 20:58:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[14 masum]]></category>
		<category><![CDATA[12 imamlar]]></category>
		<category><![CDATA[alevi]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[Cafer-i Sadık]]></category>
		<category><![CDATA[hicret]]></category>
		<category><![CDATA[Hz Ali]]></category>
		<category><![CDATA[hz muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Musa-i Kazım]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hzali.net/?p=49</guid>
		<description><![CDATA[Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım, Hicret’in 128. yılında Safer ayının 28. gününde Mekke ile Medine arasında Ebvâ denilen yerde dünyaya gelmişlerdir. Babaları Hz.İmâm Cafer’üs Sâdık, anneleri Hamide-i Berberiyye’dir. Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım’ın künyeleri; “Ebû’l-Hasan, Ebû İbrahim”dir. Lâkapları; “Kâzım, Âlim, El Abd’üs-Salih, Zeynel-Müteheccidin”dir. Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım’ın, 18 erkek 19 kız olmak üzere 37 evlâtları olmuştur. 20 yıl babalarıyla yaşamışlar, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="anatabloYaziGrup">Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım, Hicret’in 128. yılında Safer ayının 28. gününde Mekke ile Medine arasında Ebvâ denilen yerde dünyaya gelmişlerdir. Babaları Hz.İmâm Cafer’üs Sâdık, anneleri Hamide-i Berberiyye’dir.</p>
<p>Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım’ın künyeleri; “Ebû’l-Hasan, Ebû İbrahim”dir. Lâkapları; “Kâzım, Âlim, El Abd’üs-Salih, Zeynel-Müteheccidin”dir.</p>
<p>Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım’ın, 18 erkek 19 kız olmak üzere 37 evlâtları olmuştur. 20 yıl babalarıyla yaşamışlar, ömürlerinin kalan kısmını; Mansur, Mansur’un oğulları Mehdî ve Mûsâ ile Mehdî’nin oğlu Hârun’ür-Reşid’in hükümdarlıkları devrelerinde geçirmişlerdir.</p>
<p>Hz.İmâm Cafer’üs Sâdık, çeşitli münasebetlerle kendilerinden sonra Hz.İmâm Mûsâ’i Kâzım’ın, imâmet makamına geçeceklerini bildirmişlerdir. Hz.İmâm Cafer’üs Sâdık’ın bütün ashâbı ve oğulları kendilerinden sonra Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım’ın imâmetinde, ittifak etmişlerdir.</p>
<p><span id="more-49"></span></p>
<p>Hz.İmâm Cafer’üs Sâdık’ın oğullarından Ali buyurur ki;<br />
“Babam Ca’fer bin Muhammed; «Oğlum Mûsâ’ya saygı gösterin; O evlâdımın en üstünüdür, en bilginidir; yerime geçecek olan ve Âdem evlâdı içinde, Allah hücceti bulunan o’dur buyururlardı.»” Ali, Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım’dan rivâyetlerde de bulunmuştur. İmâmiyye fıkhının birçok meselesi, onun rivâyetlerine dayanır.</p>
<p>Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım’ın, zamanlarında; zühd ve takvâ bakımından eşleri yoktu. Gecelerini ibâdetle, gündüzlerini itâatla, halka yardımla, halkı irşâdla geçirirlerdi; pek az uyurlardı. Münâcaatlarında ağlarlar, gece namazlarını bırakmazlar, bu sûretle kendisine uyanların, korkuyla ümid arasında bulunmasını hareketleriyle, halleriyle ihtâr etmiş olurlar, mü’minlere örnek olurlardı.</p>
<p>Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım münâcaatlarında;<br />
“Ölüm anında rahat, hesap anında af ve mağfiret” dilerler; “Kulundan suçlar, günahlar çoğaldı; ama katından da bağışlamak pek güzel bir lûtuf ve ihsân var” buyururlardı.</p>
<p>Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım, ataları Hz.Ali’nin ve kendilerinden önceki imâmların yollarını tutmuşlardı. Geceleri içi ekmek, et, para-pul dolu zembili sırtlarına vururlar, yoksulların, kimsesizlerin, yetimlerin evlerini tek tek dolaşırlar, kendilerini tanıtmadan onların ihtiyaçlarını giderirler, yine gizlice evlerine dönerlerdi.</p>
<p>Hz.İmâm’ın Medine’de, devamlı aleyhlerinde bulunan bir kişi vardı; bu işte pek ileri gitmişti. Hatta Hz.İmâm’ın ashâbından, onu öldürmek için izin isteyenler bile olmuştu. Yine birkaç zât bu istekte bulundukları bir gün;</p>
<p>Hz.İmâm:<br />
“Durun” buyurdular; “Şimdi ben onu uyarırım.”<br />
Ve katırlarına binip hayvanı, o adamın tarlasına sürdüler. Adam bunu görünce şiddetle bağırıp çağırmaya koyuldu. Hz.İmâm hiç aldırış etmeden o adamın yanına varıp selâm verdiler ve güler bir yüzle;<br />
“Bu hareketim sana kaça mal oldu?” buyurdular.<br />
Adam:<br />
“Yüz altına” dedi.<br />
Hz.İmâm:<br />
“Bu tarladan ne kazanacaksın, ne umuyorsun?” diye sordular.<br />
Adam:<br />
“Ben gaybi ne bileyim” dedi.<br />
Hz.İmâm:<br />
“Sözüme dikkat et; ben de gaybi bilmem, ne umuyorsun diyorum” buyurdular.<br />
Adam, biraz düşünüp;<br />
“İkiyüz altın” dedi.<br />
Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım, koltuklarındaki keseyi çıkarıp içindeki üçyüz altını adamın ayaklarının dibine döktüler ve dediler ki:<br />
“Bu, zararının ve ümidinin karşılığı; tarlan da senin, ne kazanırsan kazanırsın; Allah umduğunu nasib etsin.”</p>
<p>Adam, bu hareket karşısında şaşırdı; birden Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım’ın ayaklarına kapanmak istedi, Hz.İmâm ise katırlarına binip döndüler. Bundan sonra o kişi sesini kesti. Aynı adam bir gün Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım’ı Resûlullah’ın mescidinde görünce, Kurân-ı Kerîm’in şu âyet-i kerîmesini okuyup; «Peygamberliğini kime vereceğini Allah, daha iyi bilir.» (En’am 124. Âyet) Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım’ın Şecere-i Nübüvvet’e mensûb bulunduğunu tasdik etti.</p>
<p>Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım’ın bilgilerinin sınırı yoktu; olamazdı da. Hz.İmâm’ın zamanlarında, yoksullara ihsân buyurdukları keseler, Hicazlılarca dillerde söylenir olmuştu. İhsân da bulundukları keselerdeki para miktarı, iki yüzle üçyüz altın arasındaydı.</p>
<p>Abbas oğullarından Mansûr, “Seffâh-Kan dökücü” lâkabıyla anılan kardeşi Abdullah’tan, çok daha zâlim bir kişiydi. Hele Hz.İmâm Hasan evlâdının kıyâmları dolayısıyla, onlara pek çok zulümlerde bulundu, pek çoğunu şehit ettirdi. Mansûr; Abbas oğulları devletinin kurucusu olan ve kendisi tarafından “Ebû Mücrim” diye anılan Ebû Müslim’i öldürttü; amcası Abdullah bin Ali, Abbas’ı feci bir surette katlettirdi ve kendisi de Hicri 158. yılında öldü.</p>
<p>Mansûr ölünce, yerine şiire ve zevke düşkün olan oğlu Mehdî Halîfe oldu. Mehdî’nin ölümünden sonra, yerine oğlu Mûsâ’l Hâdi geçti. Mûsâ’l Hâdi’nin saltanatı da pek az sürdü ve Hicri 170. yılında o da öldü.</p>
<p>Bunlardan sonra halîfelik makamına Hicri 170. yılında, “Reşid” lâkabıyla tanınan kardeşi Hârun’ür-Reşid geçti. Hârun’ür-Reşid, saraya içkiyi, müziği ve raksı ilk olarak sokan Abbasi halîfesidir.</p>
<p>Hârun’ür-Reşid’in devri; edebiyat, ilim ve fen bakımından Abbas oğullarının en muhteşem devridir. Hârun’ür-Reşid imparatorluk sınırlarını genişletmiş, çağının tek kudretli hakimiyetini kurmuştu; fakat saraya mensûb olanlardan, saltanat erkânına dayananlardan başka, halk alabildiğine sefâlet içindeydi. Çâresizlerin feryâdlarını, iniltilerini sefâhat nâraları ve saz sesleri, duyurmamaktaydı.</p>
<p>Hârun’ür-Reşid, bütün debdebesine, saltanatına rağmen bu sefâhata karşı durabilecek kudret sahiplerinden, her an korkmaktaydı; bunların başında da zamanın imâmı, Allah’ın hücceti Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım vardı.</p>
<p>Hârun’ür-Reşid, Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım’ın üstünlüğünü bilmez değildi. Hârun, Hicri 179. yılında Medine-i Münevvere’ye gittiği zaman, Ravza-i Mutahhara’yı ziyâret ederken, Resûlullah’a; “Selâm sana Yâ Resûlullah, Ey amcamın oğlu” diye selâm vermişti. Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım’ın selâmlarıysa; “Selâm sana Yâ Resûlullah, selâm Ey babam” tarzındaydı. Hârûn’un içini burkutmuştu bu selâm; ama yine de Hz.İmâm’a dönüp; “Evet” demişti; “Doğru söyledin Ey Eba’l Hasan, bu övünç size düşer.”</p>
<p>Hârun’ür-Reşid, Mekke-i Mükerreme’de, Hz.İmâm Mûsâ-i Kazım’a büyük bir saygı göstermiş, sonradan henüz Hz.İmâm’ı tanımayan Me’mun’a;<br />
“Bu” demişti; “İnsanların imâmıdır, Allah’ın, halka hüccetidir.”<br />
Ve bir müddet sustuktan sonra;<br />
“Ama” demişti; “Aleyhime küçücük bir hareketini duyarsam, anlarsam, bugün öptüğüm o başı kılıçla bedeninden ayırırım; çünkü saltanat kısırdır.”</p>
<p>Hârun’ür-Reşid, Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım’ın devlet ve iktidar aleyhine kıyâm etmeyeceğini biliyordu; fakat yine de şüphe içindeydi.</p>
<p>Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım, hayatta oldukça Hârun’ür-Reşid bir türlü rahat edemiyordu. Nihayet Hz.İmâm’ı tutturup zincire vurdurdu. İki mahâfil tertip ettirdi, katıra yükletti. Mahâfillerin üstleri, yanları örtülüydü. Birini Basra’ya, öbürünü Kûfe’ye yolladı. Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım, Basra’ya yollanan mahâfildeydi. Hârun’ür-Reşid, bu tertiple Hz.İmâm’ın nereye gönderildiğini halktan gizlemek istiyordu. Hz.İmâm, Basra’da Mansur oğlu Cafer’in oğlu İsâ’nın murâkabesi altına verilerek hapsettirilmişti.</p>
<p>Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım’ı şehit etmesini emreden Hârun’ür-Reşid’e, İsâ:<br />
“Bunca zamandır hapsimde; gözcülerim boyuna onu gözlüyorlar, ibâdetten başka birşeyini görmediler; hatta ne sana, ne bana, ne de başka birine ileniyor, onu öldürmem şöyle dursun, hapsedilmesine bile râzı değilim, ne yaptıracaksan başka birine yaptır, yoksa ben onu bırakmayı kuruyorum” meâlinde bir mektup gönderdi.</p>
<p>Bunun üzerine Hârun’ür-Reşid, Hz.İmâm’ı Bağdat’a getirtti. Bağdat’da Hz.İmâm’ı, önce Rabî oğlu Fazl’a, ondan sonra Yahyâ Bermekî’nin oğluna teslim etti. Onlar da Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım’a sûikastta bulunmaktan çekindiler. Sonunda Hz.İmâm Sindî bin Şâhik adlı birisine teslim edildi.</p>
<p>Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım, Bağdat’da 3 yıl yaşadılar, bu müddetin çoğunu hapiste geçirdiler. Sonunda Hârun’ür-Reşid’in emriyle, Sindî adındaki kişi tarafından, kendilerine zorla zehirli hurma yedirilerek, zehirlettirildi.</p>
<p>Rivâyete göre; üç gün önce Sindî bin Şâhik, Hz.İmâm’ı tanıyan ve sayan birçok kişiyi evine çağırmış, Hz.İmâm’ı onlara gösterip hiçbir sûretle kendilerine kötülükte bulunulmadığını, haklarında saygıdan başka bir şey gösterilmediğini, cebir, şiddet ve işkence yapılmadığını, aç ve susuz tutulmadığını söylemiş, hattâ evvelce yazılıp hazırlanmış olan ve bunları ihtivâ eden bir kâğıdı da gelenlere imzalatmıştır. Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım ise bu sözlere, bu harekete karşı, dokuz zehirli hurma ile zehirlendiklerini, iki-üç gün sonra vefât edeceklerini bildirmişlerdir.</p>
<p>Şehâdetleri, Hicri 183. yılı (Milâdi 799), Recep ayının 25. günüdür. Ömürleri müddeti 55 yıl, 5 ay, 18 gündür. Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım’ın cenâzeleri teşyi edilirken de, birkaç yerde ve Bağdat köprüsünde, halka; “Bu Mûsâ bin Cafer’dir; eceliyle vefât etmiştir; gelin, bakın, görün” diye münâdiler seslenmişler ve kefenleri açılıp halka gösterilmişti. Bu sûretle, tabiî ölümle vefât ettikleri hakkında, halkta umûmi bir kanâat elde edilmeye çalışılmıştır.<br />
Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım, Bağdat’ta “Kureyş Makberesi”denen yere defnedilmiştir. Sonradan Hz.İmâm Muhammed’üt-Takiy’de yanlarına defnedildikleri için, iki kubbeli türbelerine ve türbenin bulunduğu yere “Kâzımiyye” denilmektedir.</p>
<p>Kendilerinden sonra imâmet, oğlu Hz.İmâm Aliyy’ür Rızâ’ya intikal etmiştir.<br />
En doğrusunu Allah bilir.</p>
<p> </p>
<p class="anatabloYaziGrup"><span class="altbaslik">Vecîzelerinin Bir Kısmı</span><span class="BaslikCizgi"> </span></p>
<p class="anatabloYaziGrup">
<li>Allah’ın insanlara bir açık, fakat bir de kapalı delili vardır. O’nun açık gözle görülür delilleri; Peygamberler’dir, İmâmlar’dır. Gizli delili ise akıllarıdır. Akıllı olan helâle şükreder, harama da sabır gösterir, ona yaklaşmaz.</li>
<li>Allah’tan sakın da bâtılı, yalanı bırak. Kurtuluşun onda bile olsa, bâtıla yaklaşma. Çünkü helâkın ondadır.</li>
<li>Allah’tan sakın da doğru söyle! Hatta helâk olacağını bilsen de doğruluktan ayrılma! Kurtuluşun burdadır.</li>
<li>Biri gelir de sağ kulağınıza kötü bir söz söyler, sonra da sol kulağınıza eğilir, bu davranışından dolayı özür dilerse, onun bu özürünü kabul edin. «Hiçbir şey söylemedin ki deyin!»</li>
<li>Elinde bir ceviz olsa, halk ise elinde inci olduğunu iddia etse; ne zararı var. Avucundaki inci olsa da halk ceviz var dese, ne faydası var. Hiçbir insan yoktur ki, gönlü alçak olsun da yükselmesin! Hiçbir insan yoktur ki, kendini yüksek görsün de alçalmasın!</li>
<li>İnsanlığı olmayanın dîni yoktur. Aklı olmayanın insanlığı yoktur. Akıllı olan, yalan olduğu meydana çıkacak sözü söylemez. Verilemeyecek şeyi birinden istemez. Gücü yetmeyecek şeyi yapmağa kalkışmaz. Reddedileceğini tahmin ettiği şeyi ummaz. Başaramayacağı işe koyulmaz.</li>
<li>İyi komşuluk; eziyetten kaçmak değil, ona sabır göstermektir.</li>
<li>İyi nasîhat veren akıllı kişi ile düş kalk ki, bu doğru yolu bulmak, berekete kavuşmaktır. Başarıya ulaşmaktır. Selâmete ermektir. Akıllı kişi sana bir şey söyledi mi, onu hemen yapmalı, isteğini yerine getirmelisin! Akıllı kişinin sana söylediğinin tersini yapacak olursan, bunun karşılığında eziyet görürsün. Akıllı olmayanla, emanete hıyânet edenle, hiçbir şekilde düşüp kalkmamalısın! Bu gibi insanlardan, tıpkı yırtıcı hayvanlardan korktuğun gibi korkmalısın!</li>
<li>Kötü insanlara, ona lâyık olmayanlara hikmeti vermeyin. Hikmete zulüm etmiş olursunuz. Onu ehline vermekten de kaçınmayın. Ehline zulüm etmiş olursunuz.</li>
<li>Öfke, şerrin anahtarıdır. Müminlerin en olgun olanı en güzel hûylu olanıdır. Halkla karıştın mı, iyilik edebileceğin kimselerle düşüp kalk! Hilim sahibi ol! Hilim sahibi olmak büyüklüktür, iyiliktir. Sertlik ise kötülüktür. Hilim sahibi olmak, iyilik, iyi hûy bir ülkeyi mamûr eder. Rızkı çoğaltır. «İhsânın karşılığı, ihsândır.» İyilikte bulunana iyilik et! Ancak iyilik edene iyilikle karşılık vermek, o iyiliğin tam karşılığı değildir. Üstelik, ilk iyilik edende kalır. Bir karşılık beklemeden önce sen iyilik et ki, üstünlük sende kalsın!</li>
<li>Tama’dan çekin! Tamahkâr olma! Başkasının elindekinde gözün olmasın! Tamahkârlık aşağılık olmanın anahtarıdır. Aklı bozar, insanlığı giderir. Şerefi kirletir. Bilgiyi yok eder.</li>
<div class="anatabloYaziGrup">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="500">
<tbody>
<tr>
<td background="../noktayatay2.gif"> </td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hzali.net/14-masum/imam-musa-i-kazim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
