Temmuz 6, 2009

Yorumsuz

Alevi İnanç Gerçekliği Ve Namaz

Aleviler ve namaz konusunu bir kaç boyutuyla ele almak gerekiyor. Çünkü Alevilerin sürekli olarak maruz kaldığı soruların başında “neden namaz kılınmıyor” sorusu geliyor. Hem neden namaz kılınmadığını –basta inançsal boyut olmak üzere- açıklamak gerekiyor hem de böylesi bir soru sorma hakkının nerden doğduğunu irdeleyip netleştirmek durumundayız.Her Alevi mutlaka ömrünün birden fazla döneminde “siz Aleviler neden namaz kılmıyor, camiye gitmiyorsunuz?” sorusuyla karşılaşmıştır. Aslında anında tür kişilere verilmesi gereken cevap tereddütsüz “siz Sünniler neden cem evine gelip cem ibadeti etmiyorsunuz?” karşı sorusu olmalıdır. Ancak ne var ki asırların getirdiği iktidar özgüveni ile Sünni inançlı kişi istifini hiç bozmadan Alevilere yönelik iğrenç iftiraları “soru” biçiminde dile getirerek devam eder. Ne yazık ki asırlardır baskı altında yasayan Alevi sinmiş bir şekilde, soruyu iade etmek ve gereken reaksiyonu göstermek yerine susar veya anlamsız cevaplarla geçiştirmeye çalışır.“Siz Aleviler neden camiye gidip namaz kılmıyorsunuz?” sorusu öyle masum bir soru değildir.

Alevi inançlı kişi çıkıp diyemiyor ki, “size ne bundan. İnancımı sorgulama hakkini nerden aldınız? Siz kim oluyorsunuz ve ne hakla benim inancımı sorguluyorsunuz? Ben sizin inancınızı sorguluyor muyum? Ben sizin inancınız sorgulamıyorum ama siz ısrarla benim inancımı sorguluyor, aşağılıyor, alay ediyor, fırsatını buldu mu da fetva verip katlediyorsunuz. Ne sizin ne de başka kimsenin benim ibadet seklini, tarzını, biçimini, içeriğini sorgulama hakki yoktur”. Ancak bu tür cevaplar verilmiyor.

Temmuz 6, 2009

Yorumsuz

Alevilikte 12 Hizmet

1- Mürşid (Dede)
Görev itibariyle Hz. Muhammed, Hz. Ali ve Haci Bektasi Veliyi temsil eder. Cem Erkani Baskanlığını yapar,ikrar alır nasip verir. Cenaze, Müsahiplik, Nikah, Sünnet, Ad takar (isim takar).

2- Rehber
Görev itibariyle Imam Hüseyin´i temsil eder. Yola girmek isteyenleri hazırlar, yol gösterir. Mürşidin en yakin yardimcisidir.

3-Gözcü
Görev itibariyle Ebuzer Gaffari’yi temsil eder. Rehberin yardımcısıdır. Cem’in sessiz ve sakinlik icinde gecmesini saglar. Cem’in bekcisidir.

4- Çeragcık (Delilci)
Görev itibariyle Cabir El Ensari’yitemsil eder.Cem evinde bulunan aydinlatma araclarini yakar.Buhardanliklari ve Mumlari (Ceraglari) hazirlar.

Temmuz 4, 2009

Yorumsuz

Alevi Fıkıh Bİlgileri

ŞER’İ DELİLLERİMİZ DÖRTTÜR

            1-Kur’an-ı Kerim:

Müslümanların elinde bulunan Mushaf-ı Şerif’in, Yüce Allah’ın Kelamı olduğuna inanıyoruz. Onda herhangi bir tahrif ve değiştirme yoktur. “Hiç şüphe yok, o aziz bir kitaptır. Ona önünden de, ardından da batıl gelmez. Hikmet sahibi, çok övülen(Allah)’in indirdiğidir.” (Fussilet/41-42)

            2-Sünnet-i Nebeviyye:

Bundan, Peygamber(as)’in sahih yolla bize aktarılan sözleri, davranışları ve onaylarını kasdediyoruz. Kur’an’dan sonra şer-i hükümlerin ikinci kaynağının sünnet olduğuna inanıyoruz. Kur’an’ın hükümlerinden birini inkar edenin kafir olacağı gibi kesin sünnetle sabit olan bir hükmü inkar edeni de kafir sayarız. Çünkü Sünnet-i Nebeviyye’nin kesinlikle Kur’an’ı Kerim ile çelişmeyeceğine inanıyoruz. Aynı şekilde Ehl-i Beyt imamlarının da sahih yolla bize aktarılan sözleri, davranışları ve onaylarını Sünnet-i Nebeviyye gibi delil kabul ederiz.

            3-İcma:

İçlerinden masum imamın da bulunması itibariyle müslümanların icma ettikleri bir hükmün (Kur’an ve Sünnet’teki delilini bilmesek dahi) bizim için kesin geçerli olduğuna inanıyoruz. İcma, bu anlamıyla kesinlikle Kur’an ve Sünnet’e ters düşmez.

            4-Akıl:

Akli delil, nedenler zinciriyle ilgili veya aklın tek başına hüküm verebileceği konularda geçerli bir delildir. Bu delil, bize göre fıkıhta yalnız müctehidin yararlanabileceği bir delildir. Müctehid, Şer’i hükümleri kaynaklarından çıkarma gücüne sahip olan kimseye denir. Halk da şer’i hükümlered, Hz.İmam Mehdi’den(as) gelen bir hadis uyarınca, “Nefsini (ganahlardan) koruyan, dinine sahip çıkan, nefsani tutkularına kapılmayan, Mevla’sının emirlerine uyan” bir müctehidi taklid etmelidirler.

Haziran 5, 2009

Yorumsuz

İmam Aliyy'ür Rıza

Hz.İmâm Aliyy’ür Rızâ, Hicret’in 150. yılında Zilkade ayının 11. gününde Medine-i Münevvere’de dünyaya gelmişlerdir. Babaları Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım, valideleri Tâhire hatundur.

Hz.İmâm Aliyy’ür Rızâ’nın künyeleri “Ebû’l-Hasan”dır. Lâkapları “Rızâ, Sâbir, Radıyy, Zekiyy” ve “Veliyy”dir. En meşhur lâkapları “Rızâ”dır. Allah-ü Taâlâ’ya ve Peygamberine râzı olduklarından, herkesin râzılığını kazandıklarından dolayı, bu lâkapla anılmışlardır.

Hz.İmâm Aliyy’ür Rızâ’nın 4 erkek 1 kız olmak üzere 5 evlâdı olmuştur. Soyları Hz.İmâm Muhammed’ül Takiyy’ül Cevâd’tan yürümüştür. Hz.İmâm Aliyy’ür Rızâ, babaları Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım’ın Hak’ka kavuştuklarında, 31 yaşındaydı.

Hz.İmâm Mûsâ-i Kazım’ın ashâbından Muhammed bin İshak, Hz.İmâm’a;
“Dînimin esaslarını kimden öğreneyim, bana uyacağım kişiyi bildirmez misin?” dedim.
Hz.İmâm:
“Oğlum Ali’dir” buyurdular.

Esasen Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım’da, kendilerinden sonra oğlu Aliyy’ür Rızâ’nın, imâm olacağını birçok vesilelerle ve birçok defa söylemişlerdi.

Bir gün Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım, ashâbının ileri gelenlerini toplamış, onlara;
“Biliyor musunuz, sizi niye çağırdım” buyurmuştur.
“Bilmiyoruz” demeleri üzerine, oğlu Aliyy’ür Rızâ’yı göstererek;
“Bu oğlum vasîymdir; benden sonra yerime o geçecek, halîfem o dur. Kime borcum var ise o ödeyecektir.” buyurmuşlardır.

Bir gün de evlâdına, Hz.İmâm Aliyy’ür Rızâ’yı göstererek;
“Bu oğlum” buyurmuşlardır; “Âl-i Muhammed’in bilginidir.”

Hz.İmâm Mûsâ-i Kâzım, babaları Hz.İmâm Cafer’üs Sâdık’ın kendilerine;
“Âl-i Muhammed’in bilgini senin sulbünde; O Emîr’ül-mü’minîn adaşıdır, keşke onun zamanına erişebilsem” diye buyurduklarını, rivâyet ederler.