Haziran 6, 2009
Hz.İmâm Hüseyin, Hicret’in 4. yılında Şaban ayının 3. gününde Medine-i Münevvere’de dünyaya gelmişlerdir. Hz.İmâm-ı Ali ile Hz.Fâtıma’tüz-Zehrâ’nın ikinci oğullarıdır.
Hz.İmâm Hüseyin’in künyeleri; “Ebû Abdullah”, lâkapları; “Sıbt, Şehit, Tâbi’li emr’illah (Allah’ın emrine uyan), Zeki ve Mübârek” tir. Hz.İmâm’ın 5 erkek, 3 kız olmak üzere 8 evlâtları olmuştur. Erkek evlâdının üçünün adı Ali’dir; içlerinden sadece Ali Zeynel Âbidin kendilerinden sonra hayatta kalmış ve soyları Hz.İmâm Zeynel Âbidin Âli’den yürümüştür. Ali Ekber ile süt emer bir çağda bulunan Ali Asgar ise Kerbelâ’da şehit olmuşlardır.
Hz.Peygamber bir hadîslerinde; “Hüseyin bendendir, ben Hüseyin’denim; Hüseyin’i seveni Allah sever” buyurmuşlardır. Bu sözü söyleyenin kendi dileğine uyup söz söylemediği, sözünün vahye uygun olduğu Kurân-ı Kerîm’de; “(3) O, arzusuna göre söz söylemez. (4) O’nun sözü kendisine vahiy olunan bir vahiyden başka bir şey değildir” (Necm 3-4. âyetler) âyetleri ile bildirilen ve yine; “Elbette Rabbin sana ihsân edecek, sen de hoşnut olacaksın” (Duhâ 5.âyet) âyeti ile müjdelenen iki cihân serveri, Peygamberlerin sonuncusu ve adı Allah adından sonra anılan, âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz.Muhammed’dir.
Hz.Resûl-ü Ekrem’in, Hz.Fâtıma’nın evlerinin önünden geçerlerken, Hz.İmâm Hüseyin’in ağladıklarını duyup, Hz.Fâtıma’ya; “Bilmez misin ki onun ağlayışı beni incitir” buyurdukları da bildirilmektedir.
Hz.Resûlullah yine bir hadîslerinde;
“Hasan ve Hüseyin, cennet gençlerinin iki ulusudur” demiş; “Babalarının, onlardan da hayırlı” olduğunu buyurmuş ve onların; “Arşın iki küpesi” mesâbesinde olduklarını söylemiştir. Hz.Muhammed’in, bu iki göz nûru hakkındaki hadîslerini yazmaya kalksak ayrı ve büyük bir kitap olur.
Haziran 6, 2009
Hz.İmâm Zeynel Âbidin, Hicret’in 38. yılında Medine-i Münevvere’de dünyaya gelmişlerdir. Künyeleri “Ebû Muhammed”, lâkapları “Zeynel Âbidin (İbâdet edenlerin bezentisi), Seyyid’üs Sâcidin (Secde edenlerin ulusu)” ve “Zü’s-Sefenât”tır. Fazla secde etmeleri dolayısıyla mübarek alınlarında, dizlerinde meydana gelen sertlik yüzünden bu lâkapla anılmışlardır. “Seccâd” yani çok secde eden sözü de lâkaplarındandır. Hz.İmâm Zeynel Âbidin’in 11 erkek, 4 kız olmak üzere, 15 evlâtları olduğu rivâyet edilmiştir. Soyları oğlu Hz.İmâm Muhammed’ül Bâkır’dan yürümüştür.
Hz.İmâm Zeynel Âbidin’in oğlu Hz.İmâm Muhammed Bâkır, babası hakkında naklettiği bir rivâyette söyle buyurmuştur:
“Babam İmâm Zeynel Âbidin hep iyilik yapmaktan zevk alırdı. Allah’a karşı şükranını ifade etmek için; bir iyilik gördüğü zaman, Kur’ân-ı Kerîm okurken «Secde» âyeti gelince, bir kötülükten kurtulunca, iki kişinin arasını bulunca, bir zorluğu atlatınca, mutlaka şükran secdesine kapanırdı. Bunun için kendisine «Seccad» adı verilmiştir.”
Hz.İmâm Zeynel Âbidin, babası Hz.İmâm Hüseyin’in Kerbelâ’da şehâdetlerinde çocuk yaşta ve hasta olduklarından dolayı, Hz.İmâm Hüseyin onun savaşa girmelerine müsâade buyurmamışlardı, çünkü nesilleri oradan devam edecekti.
Hz.İmâm Zeynel Âbidin son derece iyi yürekli, sakin yaratılışlı idi. İlim sahasında ise, erişilmez bir derecesi vardı. Hayatını iyilikler yapmak, okumak ve ibâdetle geçirmiştir.
Haziran 6, 2009
Hz.İmâm Muhammed’ül Bâkır, Hicret’in 57. yılında, Safer ayının 3. günü Medine-i Münevvere’de dünyaya gelmişlerdir. Babaları Hz.İmâm Zeynel Âbidin Ali’dir, anneleri Hz.İmâm Hasan’ın kızları Fâtıma’dır. Böylece hem baba, hem ana tarafından soyları Hz.Ali’ye ulaşmaktadır.
Hz.İmâm Muhammed Bâkır’ın künyeleri “Ebû Cafer”dir. Lâkapları “Bâkır”dır. Bâkır; “Yaran, açan” anlamlarına gelmektedir. İlmi, hikmeti yarıp açtıkları, bilgi de kendilerine bir engel, bir sınır tasavvur edilemediği, ilmi tamamıyla kavradıkları cihetle bu lâkapla anılmışlardır. Hz.İmâm Muhammed’ül Bâkır’ın 4 erkek, 3 kız olmak üzere 7 evlâtları olmuştur. Soyları, Hz.İmâm Cafer’üs Sâdık’tan yürümüştür.
Babası Hz.İmâm Zeynel Âbidin’in Hak’ka kavuşmasından sonra imâmeti devr alan Hz.İmâm Muhammed Bâkır, babasının yolundan hiçbir zaman ve hiçbir şekilde ayrılmamıştır. Hz.İmâm kendisine başvuran ihtiyaç sahiplerini her zaman dikkatle dinlerdi ve onları hoşnut edebilmek için elinden gelen gayreti sarfederdi. Onlar da Hz.İmâm Muhammed Bâkır’dan râzı olurlardı.
